Kırkıncı hafta, gebelik takvimlerinde tahmini doğum tarihi olarak gösterilen haftadır. Bu tarihin geçmesi çoğu anne adayında beklenti ve tedirginlik oluşturur. Oysa tahmini tarih tek bir gün değil, doğumun gerçekleşmesi beklenen bir aralığın orta noktasıdır. Bu haftadan sonra izlem yoğunlaşır ve belirli ölçütler doğrultusunda doğumun başlatılması gündeme gelebilir. Aşağıda bu konular açıklanmıştır.
Kaç Kadın Tam Tarihinde Doğurur?
Tahmini doğum tarihinde doğum yapan kadınların oranı oldukça düşüktür. Doğumların büyük bölümü bu tarihin bir ile iki hafta öncesi ya da sonrası arasındaki aralıkta gerçekleşir. Bu nedenle tarihin geçmesi tek başına olağandışı bir durum sayılmaz.
Tahmini tarih, son adet tarihinin ilk gününe iki yüz seksen gün eklenerek hesaplanır. Bu hesaplama, adet döngüsünün düzenli ve belirli uzunlukta olduğu varsayımına dayanır. Döngüsü uzun ya da düzensiz olan kadınlarda hesaplama gerçek gebelik haftasını yansıtmayabilir.
Bu nedenle ilk üç ayda yapılan ultrason ölçümü, tarihin doğrulanmasında ya da düzeltilmesinde kullanılır. Erken dönemde yapılan ölçüm en güvenilir bilgiyi verir; ilerleyen haftalarda bebekler arasındaki büyüme farkları arttığı için ultrasonun tarih belirlemedeki katkısı azalır.
Gebeliğin ilk haftalarında yapılan ölçümle son adet tarihine dayanan hesaplama arasında belirli bir günden fazla fark bulunduğunda, tarih ultrasona göre düzeltilir. Bu düzeltmenin dosyaya kaydedilmesi, ilerleyen haftalarda yapılacak değerlendirmelerin aynı temele dayanmasını sağlar.
Gecikme Kaçıncı Haftadan Sonra Sayılır?
Kırk birinci haftanın tamamlanmasından sonraki gebelikler süresi uzamış gebelik olarak tanımlanır. Yani kırk iki haftayı geçen gebelikler bu grupta değerlendirilir. Kırkıncı ve kırk birinci haftalar hâlâ miadında doğum dönemi içindedir.
Kırkıncı haftadan itibaren geçen her hafta izlemin sıklaştırılmasını gerektirir. Bu dönemde bebeğin durumu ve plasentanın işlevi daha yakından değerlendirilir. İzlem, gecikmenin olası etkilerini erken fark etmeye yöneliktir.
Bu haftalarda anne adayında beklenti ve tedirginlik artabilir. Çevreden gelen sorular bu duyguyu belirginleştirebilir. Doğumun kendiliğinden başlamasının beklendiği bu dönemde, izlem randevularına düzenli gidilmesi kaygının yönetilmesine de katkı sağlar.
Uygulamada çoğu merkez kırk birinci haftanın tamamlanmasından önce doğumun gerçekleşmesini hedefler. Bu yaklaşımın nedeni, kırk ikinci haftadan sonra bildirilen izlem gerektiren durumların sıklığının artmasıdır. Karar, gebeliğin seyri ve muayene bulgularıyla birlikte verilir.
Gebeliğin uzaması bazı kadınlarda yinelenen bir özelliktir. Önceki gebeliğinde tahmini tarihi geçmiş olan bir kadında bu durumun tekrarlanma olasılığı daha yüksek bildirilmiştir. Aile öyküsü de bu eğilimle ilişkilendirilen etkenler arasında sayılır.
Bu Dönemde Hangi Kontroller Yapılır?
Tahmini tarih geçtikten sonra kontroller genellikle haftada iki kez yapılır. Her muayenede tansiyon ölçülür, kilo takip edilir, bebek kalp atışı dinlenir ve rahim yüksekliği değerlendirilir. Bebek hareketleri ayrıntılı biçimde sorgulanır.
Vajinal muayene ile rahim ağzının açıklığı, silinme durumu, kıvamı ve konumu ile bebeğin başının seviyesi değerlendirilir. Bu bulgular, doğumun başlatılması düşünüldüğünde hangi yöntemin uygun olacağını belirlemede kullanılır.
Bu muayene sırasında membran sıyırma işlemi gündeme gelebilir. Rahim ağzının uygun bulunduğu durumlarda uygulanan bu işlem, doğum eyleminin kendiliğinden başlamasını desteklemeyi amaçlar. Uygulama öncesinde bilgilendirme yapılır ve onam alınır.
Tahmini tarih geçtiğinde yapılan kontrolde odak, bebek eşinin görevini sürdürüp sürdürmediğine kayar. Bebeğin çevresindeki sıvı cepleri ölçülerek miktarın azalıp azalmadığı görülür, ultrasonla tartı tahmini yenilenir ve bebek eşinin yapısı incelenir. Bunlara bebeğin kalp atımının kasılmalarla birlikte kaydedildiği izlem eklenir. Kayıtta ya da sıvı miktarında soru işareti doğarsa kordon damarındaki ve bebeğin beyin damarındaki akım hızları ölçülür. Kontrollerin sıklığı ve doğumun ne zaman planlanacağı bu verilerin bütününe göre belirlenir.
Anne adayından bebek hareketlerini günlük olarak kaydetmesi istenebilir. Bu kayıt, kontroller arasındaki dönemde izlemin sürmesini sağlar. Hareketlerde fark edilen değişikliğin randevu beklenmeden bildirilmesi bu planın önemli bir parçasıdır.
Bebeğin Suyu ve Kalp Atışı Nasıl İzlenir?
Amniyon sıvısı miktarı ultrasonla ölçülür. Rahim içindeki sıvı ceplerinin derinliği ölçülerek bir değer elde edilir. Bu değerin beklenen aralığın altına inmesi, plasentanın işlevinde azalmayı düşündüren bulgular arasında değerlendirilir.
Sıvı miktarı gebeliğin son haftalarında doğal olarak azalır. Bu nedenle tek bir ölçüm yerine ölçümlerin seyri anlamlıdır. Ölçüm yöntemine ve değerlendiren kişiye göre küçük farklılıklar görülebilir; bu nedenle sonuç diğer izlem bulgularıyla birlikte yorumlanır.
Anne adayının yeterli sıvı alması bu ölçümü etkileyen etkenler arasında sayılır. Ölçüm öncesinde uzun süre susuz kalınması sonucun düşük çıkmasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle günlük sıvı alımının sürdürülmesi bu dönemde ayrıca önerilir.
Bebek kalp atışı kaydında, kalp atış hızının temel düzeyi, dalgalanma özelliği ve hareketlerle birlikte gösterdiği hızlanmalar değerlendirilir. Hareketlerle hızlanma görülmesi olumlu bir bulgudur. Kayıt sonucu beklenen özellikleri taşımıyorsa süre uzatılır ya da ek incelemeler planlanır.
Bazı merkezlerde biyofizik profil olarak bilinen değerlendirme kullanılır. Bu incelemede bebeğin solunum hareketleri, vücut hareketleri, kas gerginliği ve amniyon sıvısı miktarı ultrasonla birlikte değerlendirilir. Sonuç, izlem sıklığının belirlenmesinde yol gösterir.
Doğum Ne Zaman Başlatılmaya Karar Verilir?
Doğumun ilaçla ya da mekanik yöntemlerle başlatılması, indüksiyon olarak adlandırılır. Kararda gebelik haftası, rahim ağzının durumu, amniyon sıvısı miktarı, bebek kalp atışı kaydının bulguları ve annenin sağlık durumu birlikte değerlendirilir.
Tahmini tarihin geçmesi tek başına karar için yeterli olmayabilir. Buna karşılık amniyon sıvısının azalması, bebek izleminde değişiklik saptanması, tansiyon yüksekliği ya da şeker yüksekliği gibi eşlik eden durumlar kararı öne alabilir.
Uygulanan yöntemler arasında rahim ağzını yumuşatan ilaçlar, kasılmaları uyaran damar içi uygulamalar, balon kateter yerleştirilmesi ve zarların açılması sayılır. Her yöntemin uygulanma koşulları ve olası etkileri bulunur. Sürecin beklenenden uzun sürmesi ya da sezaryenle sonuçlanması bildirilen durumlar arasındadır; bu nedenle karar bilgilendirme sonrası verilir.
Rahim ağzının doğuma hazır olma durumu, yöntem seçiminde belirleyici olur. Hazır bulunmayan bir rahim ağzında önce yumuşatma aşaması uygulanır. Süreç boyunca kasılmalar ve bebek kalp atışı izlenir; bu izlem uygulamanın ayrılmaz bir parçasıdır.
Uzayan Gebeliğin Riskleri Nelerdir?
Gebelik uzadıkça plasentanın işlevinde azalma görülebilir. Bebeğe ulaşan oksijen ve besin miktarının sınırlanması, izlemde saptanabilen değişikliklere yol açabilir. Bu nedenle bu dönemde takibin sıklaştırılması istenir.
Amniyon sıvısının azalması bir başka izlem başlığıdır. Sıvının azalması göbek kordonunun sıkışmasını kolaylaştırabilir. Bebeğin bağırsak içeriğini amniyon sıvısına bırakması da bu dönemde daha sık bildirilir; bu durum doğum sonrası solunum açısından değerlendirme gerektirir.
Bebeğin beklenenden iri olması, doğum eyleminin uzaması ve doğum sırasında ek girişim gereksinimi de bu dönemde daha sık gündeme gelen konulardır. Annede doğum sonrası kanama olasılığı da izlenen başlıklar arasındadır. Bu nedenlerle izlem ve doğum zamanlaması birlikte planlanır.
Bu sayılanlar olasılıklardır; gebeliği kırk birinci haftaya uzayan kadınların çoğunda süreç sorunsuz ilerler ve sağlıklı bir doğumla sonuçlanır. İzlemin sıklaştırılmasının amacı, ayrılan bir gidişin erken fark edilmesini sağlamaktır.
Bu Haftada Hangi Belirtiler Bildirilmeli?
Bebek hareketlerinde alışılan düzene göre azalma, bu dönemde en dikkatle izlenmesi gereken bulgudur. Günlük hareket takibinin sürdürülmesi ve fark edilen değişikliğin gecikmeden bildirilmesi istenir.
Su geldiğini düşündüren sıvı gelişi, sıvının yeşilimsi ya da kahverengi renkte olması, vajinal kanama ve düzenli aralıklarla sıklaşan kasılmalar bildirilmesi gereken bulgulardır. Sıvının geliş saati not edilmelidir.
Şiddetli baş ağrısı, görme bulanıklığı, kaburga altında ağrı, yüz ve ellerde ani şişlik, ateş, sürekli karın ağrısı ve idrar miktarında belirgin azalma da bildirilmesi gereken durumlar arasındadır. El içi ve ayak tabanında yoğunlaşan kaşıntı ayrı bir inceleme gerektirir.
Doğumu kendiliğinden başlatmak amacıyla dile getirilen evde uygulanan yöntemlerin bir bölümü için yeterli bilimsel dayanak bulunmaz; bazıları ise değerlendirilmesi gereken etkiler taşır. Bu nedenle bu tür uygulamalara başvurmadan önce hekime danışılması istenir.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Planlanan kontrol randevularına düzenli gidilmesi bu dönemde ayrı bir önem taşır. İzlem sıklığının artmasının nedeni, bu haftalarda durumun günler içinde değişebilmesidir. Randevunun ertelenmesi yerine belirlenen düzene uyulması önerilir.
Yukarıda sayılan bulguların herhangi biri ortaya çıktığında randevu beklenmeden başvurulmalıdır. Özellikle bebek hareketlerindeki azalma ve su gelmesi, saat kaybedilmeden değerlendirilmesi gereken durumlardır.
Bunların dışında baş dönmesi, bayılma hissi, nefes darlığında ani artış, göğüs ağrısı, tek bacakta ağrılı şişlik, düşme ya da karına darbe gibi durumlarda da değerlendirme yapılması uygun olur. Kararsız kalınan her durumda danışmak, beklemekten daha uygun bir yaklaşımdır.