randevu@drelifcetindag.com
Gebelik ve Doğum

Doğum Tarihi Geciktiğinde Ne Yapılır?

Tahmini doğum tarihi geçtiğinde gebelik takibinin nasıl sürdürüldüğü, hangi kontrollerin sıklaştığı ve doğumun başlatılma kararı hakkında bilgilendirme.

Gebeliğin son haftalarına gelindiğinde beklenen tarih yaklaştıkça sancıların ne zaman başlayacağı sık sorulan bir konu haline gelir. Tahmini doğum tarihi geçtiği halde doğumun kendiliğinden başlamaması, çoğu gebelikte karşılaşılan bir durumdur. Bu tablo tek başına bir sorun anlamına gelmez; ancak belirli bir haftadan sonra izlemin sıklaştırılmasını gerektirir. Aşağıda tarihin nasıl hesaplandığı, gecikmenin hangi noktadan sonra değerlendirmeye alındığı ve bu dönemde izlenen yol genel hatlarıyla açıklanmıştır.

Tahmini Doğum Tarihi Nasıl Hesaplanır?

Tahmini doğum tarihi, çoğunlukla son adet döneminin ilk gününden başlanarak hesaplanır. Yaygın kullanılan yöntemde bu tarihe kırk hafta eklenir. Hesaplama, adet döngüsünün yirmi sekiz gün olduğu varsayımına dayanır. Döngüsü daha uzun ya da daha kısa olan kişilerde bu yöntem birkaç günlük sapma verebilir.

Daha güvenilir bir ölçüt, gebeliğin ilk üç ayında yapılan ultrasondur. Bu dönemde bebeğin baş-popo mesafesi ölçülerek gebelik haftası belirlenir. İlk üç aydaki ölçüm, bireysel büyüme farklarının henüz belirginleşmediği bir döneme denk geldiği için tarih tayininde öncelikli kabul edilir. Son adet tarihine göre hesaplanan gün ile ultrason ölçümü arasında belirgin fark varsa, genellikle ultrason sonucu esas alınır.

Burada akılda tutulması gereken nokta, bu tarihin bir tahmin olduğudur. Gebeliklerin küçük bir bölümü tam olarak hesaplanan günde sonlanır. Doğumların büyük çoğunluğu bu tarihin bir iki hafta öncesi ya da sonrasına yayılan bir aralıkta gerçekleşir. Bu nedenle tarihin geçmesi tek başına endişe gerekçesi oluşturmaz.

Kaç Haftadan Sonra Gecikme Sayılır?

Gebeliğin otuz yedinci hafta ile kırk birinci haftanın sonu arasında sonlanması, zamanında doğum olarak değerlendirilir. Bu aralık içinde başlayan doğum eylemi olağan kabul edilir. Kırk haftanın dolması, tek başına gecikme anlamına gelmez.

Kırk birinci haftanın tamamlanmasından sonra gebelik, süresi uzamış gebelik başlığı altında ele alınır. Kırk ikinci haftanın tamamlanmasıyla birlikte ise post-term gebelik tanımı kullanılır. Bu ayrım, izlem yoğunluğunun ve alınacak kararların belirlenmesi açısından anlam taşır.

Bazı durumlarda gecikme görünümü aslında yanlış tarihlemeden kaynaklanır. Adet döngüsü düzensiz olan ya da son adet tarihini net hatırlamayan kişilerde hesaplanan tarih gerçek gebelik haftasından ileride olabilir. Bu nedenle gecikme değerlendirmesi yapılmadan önce ilk üç aydaki ultrason kayıtları gözden geçirilir.

Bu haftalık ayrımın pratikteki karşılığı, izlem yoğunluğunun kademeli olarak artmasıdır. Kırkıncı haftaya kadar olağan aralıklarla sürdürülen kontroller, bu haftadan sonra sıklaştırılır. Kırk birinci haftaya yaklaşıldığında ise değerlendirmeler hem daha sık yapılır hem de içerik olarak genişler. Böylece gebeliğin seyri, bir sonraki adıma karar verilmesi gereken noktaya kadar yakından izlenmiş olur.

Gecikmenin Nedenleri Neler Olabilir?

Doğumun kendiliğinden başlamasını geciktiren tek bir neden çoğu zaman gösterilemez. Bilinen en sık gerekçe, gebelik haftasının olduğundan ileri hesaplanmış olmasıdır. Bu durumda gerçek bir gecikmeden söz edilmez.

Ailesel eğilim dikkate alınan etkenlerden biridir. Kendi doğumu gecikmiş ya da önceki gebeliği tarihin ötesine geçmiş kişilerde benzer bir seyir görülebilir. İlk gebelik olması da doğumun biraz daha geç başlamasıyla ilişkilendirilir.

Bebeğin erkek olması, annede fazla kilo bulunması ve bazı hormonal etkenler de üzerinde durulan başlıklardır. Nadiren, bebekle ilgili bazı durumlar doğum eyleminin başlamasını geciktirebilir. Bu olasılıklar rutin izlem sırasında yapılan değerlendirmelerle gözden geçirilir.

Nedenin çoğu zaman gösterilememesi, gebeler açısından tedirgin edici bulunabilir. Oysa doğum eyleminin başlaması, anne ve bebeğe ait birçok sinyalin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan karmaşık bir süreçtir. Bu sinyallerin zamanlaması kişiden kişiye değişir. Belirgin bir neden saptanmaması, gebelikte bir sorun bulunduğu anlamına gelmez; izlemin sürdürülmesiyle sürecin güvenli biçimde tamamlanması beklenir.

Gecikmede Bebek İçin Riskler Nelerdir?

Gebelik süresi uzadıkça bebeğin ihtiyaçları artarken, plasentanın işlevi zamanla azalabilir. Bu durum bebeğe ulaşan oksijen ve besin miktarını etkileyebilir. Bu nedenle uzamış gebeliklerde plasenta işlevinin izlenmesi öne çıkar.

Amniyon sıvısının azalması bu dönemde takip edilen bulgulardan biridir. Sıvı miktarının azalması, göbek kordonunun sıkışma olasılığını artırabildiği için ultrasonla düzenli olarak ölçülür. Bebeğin beklenenden büyük olması da doğum eylemini güçleştirebilen bir başka başlıktır.

Bebeğin bağırsak içeriğinin amniyon sıvısına karışması, uzamış gebeliklerde daha sık karşılaşılan bir durumdur. Bu ihtimal doğum sırasında ayrıca izlenir. Sayılan tabloların hiçbiri kaçınılmaz değildir; düzenli izlemle bu dönem çoğunlukla sorunsuz tamamlanır.

Bu başlıkların bilinmesinin amacı kaygı yaratmak değil, izlemin neden sıklaştırıldığını anlaşılır kılmaktır. Sayılan durumların her biri, düzenli kontrollerle erken aşamada fark edilebilecek bulgular üretir. Bulgu saptandığında da müdahale seçenekleri mevcuttur. Bu nedenle uzamış gebeliklerde asıl belirleyici olan, kontrollerin aksatılmadan sürdürülmesi ve bebek hareketlerinin evde düzenli izlenmesidir.

Bu Dönemde Hangi Kontroller Sıklaşır?

Kırkıncı haftadan sonra kontrollerin aralığı kısalır. Genellikle haftada bir ya da iki kez yapılan değerlendirmeler gündeme gelir. Bu kontrollerde bebeğin iyilik hali ve gebeliğin seyri birlikte gözden geçirilir.

Değerlendirmenin temel araçlarından biri non-stres testtir. Bu testte bebeğin kalp atım örüntüsü belirli bir süre boyunca kaydedilir ve hareketlerle uyumu incelenir. Ultrason ile amniyon sıvısı miktarı ölçülür; gerektiğinde göbek kordonu kan akımı Doppler yöntemiyle değerlendirilir.

Muayenede rahim ağzının (serviks) durumu da incelenir. Serviksin yumuşaması, kısalması ve açılma göstermesi doğuma hazırlık belirtileri arasındadır. Bu bulgular, doğumun başlatılması gerekirse hangi yöntemin uygun olacağı konusunda yol gösterir. Gebeye ayrıca bebek hareketlerini günlük olarak takip etmesi anlatılır.

Doğum Ne Zaman Başlatılmaya Karar Verilir?

Doğumun ilaç ya da mekanik yöntemlerle başlatılması, indüksiyon olarak adlandırılır. Bu karar, gebelik haftası ile birlikte anne ve bebeğe ait bulguların bütünüyle değerlendirilmesiyle verilir.

Yaygın yaklaşımda kırk birinci haftanın tamamlanmasına yaklaşıldığında indüksiyon gündeme gelir. Gebelik haftası daha erken olsa bile, izlem sırasında amniyon sıvısının azalması, bebeğin kalp atımlarında beklenmedik örüntüler ya da annede tansiyon yüksekliği gibi durumlar saptanırsa karar öne çekilebilir.

İndüksiyon yönteminin seçimi rahim ağzının durumuna göre değişir. Serviks henüz hazır değilse önce olgunlaştırıcı yöntemler uygulanır. Hazır olduğunda kasılmaları başlatan yöntemlere geçilir. Sürecin her aşamasında bebeğin kalp atımları izlenir. Bazı durumlarda doğrudan sezaryen kararı verilebilir; bu tercih tıbbi bulgulara dayanır ve yöntemler arasında genel geçer bir sıralama yapılmaz.

Evde Doğumu Başlatmaya Çalışmak Doğru mudur?

Halk arasında doğumu başlattığı düşünülen çeşitli yöntemler anlatılır. Bunların bir bölümünün bilimsel dayanağı sınırlıdır, bir bölümü ise denetimsiz uygulandığında sakınca doğurabilir.

Bitkisel karışımlar, yağlar ve ağızdan alınan çeşitli maddeler bu başlıkta öne çıkar. Rahim kasılmalarını uyarabilen maddelerin hekim bilgisi olmadan kullanılması, kasılmaların şiddetinin ve sıklığının denetlenememesine yol açabilir. Aşırı kasılma, bebeğe giden kan akımını etkileyebilir. Bu nedenle kendi kendine ilaç ya da bitkisel ürün kullanımından kaçınılması önerilir.

Yürüyüş gibi hafif hareketler genellikle sakıncalı bulunmaz ve gebelik seyri uygunsa sürdürülebilir. Ancak bu tür etkinliklerin doğumu başlattığına dair kesin bir veri yoktur. Bu dönemde izlenecek yolun hekimle birlikte belirlenmesi, hem gebenin hem bebeğin izleminin sürdürülmesi açısından uygun olur.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Bebek hareketlerinde azalma ya da alışılmış örüntüden belirgin sapma, gecikmeden değerlendirme gerektiren bulguların başında gelir. Hareketlerin günlük olarak izlenmesi ve değişiklik fark edildiğinde beklenmemesi önerilir.

Suyun gelmesi ya da geldiğinden şüphelenilmesi, kanama görülmesi, düzenli aralıklarla gelen ve giderek şiddetlenen kasılmaların başlaması durumunda hekime başvurulmalıdır. Amniyon sıvısının renginin yeşilimsi ya da bulanık görünmesi de bildirilmesi gereken bir bulgudur.

Şiddetli ve geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık, el ve yüzde ani şişme, karın üst bölgesinde ağrı gibi şikâyetler tansiyonla ilgili durumları düşündürebildiğinden değerlendirme gerektirir. Ateş yüksekliği, kötü kokulu akıntı ve idrar yaparken yanma da başvuru gerekçeleri arasındadır. Planlanan kontrollere düzenli gidilmesi, bu dönemin güvenli biçimde tamamlanmasına katkı sağlar.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir