Halk arasında gizli şeker olarak anılan tablo, şeker hastalığı tanısı için gereken eşiğe ulaşmayan ancak beklenen bandın da üzerinde kalan ölçümleri anlatır. 105 mg/dL'lik bir açlık değeri tam olarak bu ara bölgeye düşer. Bu bölge, hem bir uyarı hem de üzerinde çalışılabilir bir dönem olarak değerlendirilir. Aşağıda bu tanımın nasıl yapıldığı, söz konusu değerin ne ifade edebileceği ve hangi incelemelerin gündeme geldiği açıklanmaktadır.
Gizli Şeker Nasıl Tanımlanır?
Gizli şeker günlük dilde kullanılan bir ifadedir; tıp dilinde karşılığı prediyabet, yani şeker hastalığı öncesi dönemdir. Bu tanım, kan şekerinin beklenen bandın üzerine çıktığı ancak hastalık eşiğini aşmadığı ara durumu kapsar.
Bu dönemin belirgin bir yakınma vermemesi, adlandırmadaki gizli sözcüğünün kaynağıdır. Kişi kendini iyi hisseder ve tablo çoğunlukla başka bir nedenle yapılan kan tahlilinde fark edilir. Bu nedenle rutin kontrollerin taşıdığı değer artar.
Ara dönem, kaçınılmaz bir gidişat anlamına gelmez. Bu aşamada yapılan beslenme ve hareket düzenlemeleriyle değerlerin beklenen banda geri döndüğü bilinir. Bu nedenle dönem, bir hastalık adı olarak değil bir izlem ve düzenleme fırsatı olarak ele alınır.
Bu ara bant, herkes için aynı uzunlukta bir koridor değildir. Kimi kişide ölçüm yıllar boyunca yüz dolayında salınıp yerinde kalırken, kimisinde birkaç yıl içinde tanı sınırına taşınabilir. Koridorun uzunluğunu belirleyen etkenler arasında kilonun hangi yöne gittiği, haftalık hareket miktarı ve ailede taşınan yatkınlık sayılır. Bu nedenle tek bir ölçümden gidişat hakkında sonuç çıkarmak yerine belirli aralıklarla tekrar bakılması yeğlenir.
105 mg/dL Değeri Ne Anlama Gelebilir?
105 mg/dL, gebe olmayan bir kişide beklenen bandın üst sınırı olan 99 mg/dL'nin üzerinde, hastalık eşiği olan 126 mg/dL'nin ise belirgin biçimde altında kalır. Bu konumuyla ara bölgenin alt ucunda yer alır.
Bu düzeydeki bir sonuç, açlık döneminde şeker dengesinin bir miktar kaydığını düşündürür. Karaciğerin gece boyunca ürettiği şekerin insülin tarafından yeterince frenlenememesi, bu kaymanın en sık açıklamasıdır. Değişimin belirgin bir yakınma vermemesi olağandır.
Sonucun ölçüm koşullarından etkilenmiş olabileceği de değerlendirilir. Yetersiz açlık süresi, önceki akşam alınan ağır bir öğün ya da o gün yaşanan bir hastalık değeri yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçümle hüküm verilmez ve tekrar istenmesi yaygındır.
Tek bir sabah alınan kan, o günün fotoğrafını verir; oysa asıl bilgi ardışık fotoğrafların oluşturduğu harekette saklıdır. Geçmiş yıllarda 85 dolayında okunan bir ölçümün bugün 105'e taşınmış olması, iki rakam arasındaki mesafeyi tek başına 105 sayısından daha anlamlı kılar. Bu karşılaştırmanın yapılabilmesi için eski tahlil kâğıtlarının ya da hastane kayıtlarının elde tutulması gerekir.
Bozulmuş Açlık Glukozu Hangi Aralıkta Değerlendirilir?
Bozulmuş açlık glukozu, açlık kan şekerinin 100 ile 125 mg/dL arasında bulunduğu durumu tanımlar. Bu aralık, ara dönemin açlık ölçümüyle saptanan biçimidir. 105 mg/dL bu bandın içinde yer alır.
Ara dönemin ikinci bir biçimi daha vardır. Şeker yükleme testinde ikinci saat değerinin 140 ile 199 mg/dL arasında bulunması bozulmuş glukoz toleransı olarak adlandırılır. Bir kişide bu iki durumdan yalnız biri bulunabileceği gibi ikisi birlikte de görülebilir.
Açlık ölçümü normal olduğu hâlde yükleme testinde bozulma saptanabilmesi, yalnız açlık değeriyle yetinilmemesinin gerekçesidir. Hangi kişide hangi incelemenin yapılacağı, aile öyküsü, kilo durumu ve varsa yakınmalar göz önünde bulundurularak belirlenir.
Bu aralığın alt sınırının her ölçekte aynı çizilmediği bilinir. Amerikan Diyabet Birliği ile Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından benimsenen ölçekte alt sınır 100 mg/dL iken, Dünya Sağlık Örgütü kaynaklı bir başka ölçekte bu çizgi 110 mg/dL üzerinden tanımlanır. İki ölçek arasındaki bu fark, 105 gibi arada kalan bir sonucun bir raporda ara bölge içinde, bir başkasında ise bandın altında görünmesine yol açabilir. Bu nedenle daha düşük bir çizgiyi kullanan bir raporda değerin bant dışında okunmuş olması, konunun kapandığı anlamına gelmez; hangi ölçeğin esas alındığının belirtilmiş olması ve sonucun hekimle birlikte ele alınması sonucun doğru yorumlanmasını kolaylaştırır.
Bu Değerde Şeker Yükleme Testi Gerekir mi?
Ara bölgeye düşen bir açlık değerinde yükleme testi sıklıkla düşünülür ancak her kişide zorunlu değildir. Karar, kişinin risk başlıklarına ve klinik tablosuna göre verilir.
Testin sağladığı ek bilgi, vücudun şeker yüküne verdiği yanıttır. Açlıkta yalnız temel denge görülürken, yükleme sonrasındaki saatlerde alınan ölçümler pankreasın yanıt hızını ve dokuların şekeri ne kadar süratle alabildiğini gösterir. Açlıkta fark edilmeyen bir bozulma bu yolla ortaya çıkabilir.
Uygulamada şekerli sıvı içildikten sonra belirli saatlerde kan alınır. Test öncesinde birkaç gün olağan beslenme düzeninin sürdürülmesi istenir; öncesinde uygulanan katı bir perhiz sonucu yanıltıcı biçimde değiştirebilir. Test süresince hareketsiz kalınması ve sigara içilmemesi de gereklidir.
Testin herkes için uygun olmadığı da göz önünde bulundurulur. Mide ameliyatı geçirmiş kişilerde emilim hızı değiştiği için sonuçlar yanıltıcı olabilir. Ateşli bir hastalık döneminde ya da yakın zamanda geçirilmiş bir ameliyat sonrasında da test ertelenir.
HbA1c Ölçümü Neden İstenir?
HbA1c, alyuvarlardaki hemoglobin proteinine bağlanmış şeker oranını gösterir. Alyuvarların ömrü boyunca biriken bu bağlanma, son üç aylık dönemin ortalaması hakkında fikir verir. Böylece tek bir sabahın fotoğrafı yerine daha geniş bir zaman dilimi değerlendirilir.
Bu ölçümün belirgin bir üstünlüğü, aç karnına olma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Kan örneği günün herhangi bir saatinde alınabilir. Bu özellik, açlık koşullarını sağlayamayan kişilerde uygulamayı kolaylaştırır.
HbA1c için de bir ara bant tanımlanmıştır. Yüzde 5,7 ile 6,4 arasındaki değerler bu döneme karşılık gelir; yüzde 6,5 ve üzeri ise hastalık eşiği olarak ele alınır. Ancak bu ölçüm, kansızlık ve alyuvar ömrünü değiştiren durumlarda yanıltıcı olabilir; bu nedenle tek başına kullanılmaz.
Bu ölçümün bir başka üstünlüğü, günden güne görülen dalgalanmalardan etkilenmemesidir. Tek bir sabahta yaşanan uykusuzluk ya da gerginlik sonuca yansımaz. Bu özellik, açlık değeriyle birlikte kullanıldığında tabloyu daha kararlı biçimde ortaya koyar.
Sonucu Hangi Etkenler Yükseltebilir?
Açlık süresinin sekiz saatin altında kalması en sık karşılaşılan nedendir. Şekerli bir içecek, sütlü kahve ya da çiklet de açlığı bozarak değeri yukarı çeker. Kan alınmadan önceki akşam geç saatte tüketilen ağır bir öğün de etkilidir.
Ateşli hastalıklar, enfeksiyonlar, ameliyat sonrası dönem ve yoğun stres, vücutta salgılanan kortizol gibi hormonların artması yoluyla kan şekerini geçici olarak yükseltir. Uykusuz geçen bir gece de benzer bir etki gösterebilir.
Bazı ilaçlar bu tabloya katkı sağlar. Kortizon içeren ilaçlar, bazı idrar söktürücüler, belirli ruhsal hastalık ilaçları ve tiroit hormonu ilaçları bu grupta sayılabilir. Kullanılan ilaçların ve takviyelerin bildirilmesi, sonucun doğru yorumlanması için gereklidir.
Kan örneğinin işlenme koşulları da sonucu etkiler. Uygun tüpe alınmayan ya da ayrıştırılmadan uzun süre bekletilen örneklerde şeker düzeyi düşük ölçülebilir. Bu durumda sapma ters yönde olur ve gerçek tablo gözden kaçabilir.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Ara bölgeye düşen bir sonucun muayene ile birlikte değerlendirilmesi uygun olur. Bu dönemde yapılacak düzenlemelerin belirlenmesi için kişinin kilo seyri, beslenme alışkanlıkları ve hareket düzeyi ele alınır.
Bazı belirtiler kontrol sırasını beklemeden başvurmayı gerektirir. Su içmekle yatışmayan bir susama, gündüz ve gece artan idrar sıklığı, iştah azalmadığı hâlde kiloda gerileme ve gün boyu geçmeyen bir bitkinlik bu grupta yer alır. Görmenin puslanıp düzelmesi, küçük kesiklerin alışılmıştan uzun sürede kapanması ve tekrar tekrar gelen mantar yakınmaları da aynı başvurunun gerekçeleri arasında sayılır.
Bu bantta okunan bir değerin ne sıklıkla tekrarlanacağına karar verilirken kişinin taşıdığı yatkınlık dikkate alınır. Anne babada ya da kardeşte şeker hastalığı bulunması, geçmiş bir gebelikte şeker yüksekliği yaşanmış olması, dört kiloyu aşan bir bebek doğurulmuş olması ve polikistik over sendromu tanısı, kontrol aralığını kısaltan başlıklardır. Tansiyonun yüksek seyretmesi ve trigliserit ile HDL değerlerinde bozulma bulunması, aynı zeminin başka yansımaları olduğu için incelemeyi genişletir.
Bu Değer Tek Başına Yeterli midir?
Tek bir açlık ölçümü, ara dönem tanımlaması için yeterli sayılmaz. Değerin farklı bir günde yinelenmesi ve benzer sonucun elde edilmesi beklenir. Ölçümler arasındaki fark belirginse tabloyu açıklamak için ek inceleme gerekir.
Değerlendirmenin bütünlüklü olabilmesi için HbA1c ölçümü ve gerektiğinde şeker yükleme testi tabloya eklenir. Açlık insülini ve HOMA-IR hesabı, dokuların hormona duyarlılığı hakkında ayrı bir bilgi sunar.
Sayısal sonuçların yanı sıra bel çevresi ölçümü, kilo seyri, kan basıncı, kan yağları ve karaciğer değerleri de dikkate alınır. Kadın sağlığı açısından adet düzeni ve gebelik planı bu değerlendirmenin parçasıdır. Hangi tetkiklerin isteneceğine muayene ve öykü sonrasında karar verilir.
İzlemin ne sıklıkta yapılacağı da bu değerlendirmenin bir parçasıdır. Ara bölgedeki kişilerde ölçümlerin belirli aralıklarla yinelenmesi önerilir. Aralığın uzunluğu kişinin risk başlıklarına göre belirlenir.