Adet döngüsündeki değişiklikler kadınların hekime başvurma nedenleri arasında ilk sıralarda yer alır. Kimi zaman kanamanın gecikmesi, kimi zaman beklenenden erken gelmesi ya da miktarının değişmesi dikkat çeker. Bu değişikliklerin bir kısmı geçici ve kendiliğinden düzelen nedenlerle ilişkilidir. Bir kısmı ise altta yatan hormonal ya da yapısal bir durumun göstergesi olabilir. Aşağıda adet düzensizliğinin nasıl tanımlandığı, hangi etkenlerle ortaya çıkabildiği ve hangi durumlarda değerlendirme gerektirdiği genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Adet Düzensizliği Nedir, Hangi Durumlara Denir?
Adet döngüsü, bir kanamanın ilk gününden bir sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen süredir. Bu sürenin yirmi bir ile otuz beş gün arasında seyretmesi olağan kabul edilir. Kanamanın kendisi ise genellikle iki ile yedi gün sürer. Bu aralıkların dışına çıkan tablolar düzensizlik başlığı altında değerlendirilir. Sıkça söylenen yirmi sekiz günlük döngü yalnızca ortalama bir değerdir, herkes için geçerli bir ölçüt değildir.
Düzensizlik tek bir tabloyu anlatmaz. Döngünün kısalması, uzaması, kanamanın hiç görülmemesi, miktarının belirgin biçimde artması ya da azalması ayrı ayrı başlıklardır. İki kanama arasında ortaya çıkan lekelenmeler de bu kapsamda ele alınır. Kanamanın miktarı da değerlendirmenin parçasıdır; süre olağan sınırlar içinde kalsa bile miktardaki belirgin değişim düzensizlik olarak kabul edilebilir. Ped değiştirme sıklığındaki değişim bu konuda pratik bir ölçüt sunar.
Her farklılık hastalık anlamına gelmez. Ergenliğin ilk yıllarında yumurtlama henüz düzenli gerçekleşmediği için döngü değişken seyreder. Menopoza yaklaşılan dönemde de benzer bir değişkenlik beklenir. Belirleyici olan, kişinin kendi olağan düzeninden belirgin ve süregelen bir sapma olup olmadığıdır. Bu nedenle değerlendirmede kişinin önceki döngü alışkanlığı temel alınır ve tek bir aya bakılarak karar verilmez.
Adet Düzensizliğine Hangi Hormonal Bozukluklar Yol Açar?
Adet döngüsü, beyindeki hipofiz bezi, yumurtalıklar ve rahim arasındaki uyumlu bir hormon iletişimiyle sürdürülür. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki aksama döngüye yansır. En sık karşılaşılan tablolardan biri polikistik over sendromudur. Bu durumda yumurtlama düzenli gerçekleşmediği için kanamalar seyrekleşebilir ya da tümüyle durabilir. Sendroma tüylenme artışı ve akne gibi bulguların eşlik etmesi tanıyı düşündüren bir ipucu olabilir.
Tiroid bezinin az ya da fazla çalışması bir diğer sık nedendir. Tiroid hormonları üreme hormonlarıyla yakından ilişkilidir ve düzeylerindeki sapma kanamanın hem sıklığını hem miktarını değiştirebilir. Tiroid yetersizliğinde kanama yoğunlaşabilirken, bezin fazla çalıştığı durumlarda seyrekleşme görülebilir. Süt hormonu olarak bilinen prolaktinin yüksekliği de yumurtlamayı baskılayarak adetin gecikmesine ya da kesilmesine yol açabilir.
Yumurtalık rezervinin azalması ve menopoza geçiş dönemi de döngüde değişkenliğe neden olur. Bu dönemde döngüler kimi zaman kısalır, kimi zaman belirgin biçimde uzar. Böbrek üstü bezi kaynaklı hormon bozuklukları daha seyrek görülmekle birlikte ayırıcı tanıda akılda tutulur. Rahim içine yerleştirilen ya da ağızdan alınan hormon içerikli yöntemler de kanama düzenini değiştirebilir; bu değişiklikler beklenen etkiler arasında olabilir.
Stres, Kilo ve Uyku Düzeni Adet Döngüsünü Nasıl Etkiler?
Bedenin zorlanmaya verdiği yanıt, üreme işlevini öncelik sırasında geriye alan bir düzenlemedir. Uzun süren uykusuzluk, gece çalışma düzenine geçiş ya da ağır bir hastalık dönemi bu düzenlemeyi devreye sokabilir. Bu tabloda döngü kimi zaman uzar, kimi zaman ise arka arkaya birkaç ay hiç kanama görülmez. Koşullar eski hâline döndüğünde düzenin birkaç döngü içinde yerine oturması beklenir; ayın gününün hemen ilk ayda tutmaması bu nedenle olağan sayılır.
Vücut yağ oranı da döngü için belirleyicidir, çünkü yağ dokusu hormon üretimine katkı sağlar. Kısa sürede verilen ya da alınan kilolar hormon dengesini değiştirebilir. Belirgin kilo kaybında yumurtlama baskılanabilir ve adet kesilebilir. Kilo artışında ise yağ dokusunda üretilen östrojenin artması nedeniyle döngü uzayabilir ya da kanama düzensizleşebilir. Bu etki özellikle hızlı gelişen değişimlerde belirgindir.
Uyku düzeninin bozulması, gece çalışma ve yoğun egzersiz de benzer biçimde etkilidir. Vücudun günlük ritmi bozulduğunda hormon salgılanma düzeni de bundan etkilenir. Enerji alımının harcamanın gerisinde kalması, vücudun üreme işlevini geçici olarak geri plana atmasına yol açabilir. Bu etkenlerin ortak yanı çoğunlukla geri dönüşlü olmalarıdır; düzelme gerçekleşmezse başka bir nedenin eşlik edip etmediği araştırılır.
Adet Düzensizliği Hangi Belirtilerle Birlikte Görülür?
Düzensizliğin yanında sıralanan diğer şikâyetler, hekimin hangi yöne bakacağını belirler. Çene ve sırt bölgesinde inatçı sivilcelenme, tepe bölgesinde saç seyrelmesi ve dudak üstünde kalınlaşan tüyler bir arada bulunuyorsa erkeklik hormonlarının payı sorgulanır. Bu tablo çoğu kadında ergenlikten sonra yıllara yayılan yavaş bir seyir izler. Birkaç ay içinde hızla yerleşen benzer bir görünüm ise bambaşka bir gidişe işaret ettiğinden ayrı bir inceleme başlığı açar.
Halsizlik, üşüme, ciltte kuruluk, kabızlık ve kilo artışı tiroid yetersizliğinde beklenen belirtilerdir. Çarpıntı, terleme, sinirlilik ve kilo kaybı ise tiroidin fazla çalıştığı durumlarda ortaya çıkabilir. Bu bulgular çoğu zaman döngü değişikliğinden önce başlar ve fark edilmeyebilir. Gebelik dışında memeden süt gelmesi prolaktin yüksekliğini düşündüren belirgin bir bulgudur.
Ateş basması, gece terlemesi ve uyku bölünmeleri menopoza geçiş döneminin bulgularıdır. Yoğun kanamaya bağlı olarak baş dönmesi, çabuk yorulma ve nefes darlığı görülmesi kansızlık açısından değerlendirmeyi gerektirir. Karın alt bölgesinde süregelen ağrı ise yapısal bir nedeni akla getirebilir. Şikâyetlerin ne zaman başladığı ve nasıl seyrettiği, değerlendirmeye önemli katkı sağlayan bilgilerdir.
Adet Düzensizliğinde Hangi Tetkikler İstenebilir?
Değerlendirme öykü ve muayeneyle başlar. Döngünün ne zamandır değiştiği, kanamanın süresi ve miktarı, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden şikâyetler ayrıntılı biçimde sorgulanır. Kilo değişimi ve egzersiz alışkanlığı da öğrenilir. Üreme çağındaki kişilerde ilk basamakta gebelik olasılığı dışlanır; bu adım atlanırsa sonraki incelemeler yanıltıcı olabilir.
Sık istenen kan tetkikleri arasında tiroid hormonları, prolaktin, FSH, LH ve estradiol yer alır. Tüylenme gibi bulguların eşlik ettiği durumlarda androjen hormonlarına bakılabilir. Kanamanın yoğun olduğu tablolarda kan sayımı ve demir depolarını gösteren ferritin düzeyi değerlendirilir. Kan tetkiklerinin bir bölümü döngünün belirli günlerinde istenir; örneğin FSH ve estradiol için adetin ilk günleri tercih edilir.
Görüntüleme yöntemi olarak jinekolojik ultrason kullanılır. Rahim iç zarının kalınlığı, yumurtalıkların görünümü ve varsa myom ya da polip gibi yapısal bulgular bu incelemeyle ortaya konur. Gerekli görülen durumlarda rahim içinin serum verilerek ya da kamerayla ayrıntılı değerlendirilmesi gündeme gelebilir. Hangi testlerin isteneceği kişinin yaşı, öyküsü ve şikâyet biçimine göre belirlenir.
Hangi Adet Düzensizlikleri İleri İnceleme Gerektirir?
Bazı tablolar daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerekli kılar. Kanamanın üç aydan uzun süre görülmemesi bunların başında gelir. Döngünün yirmi bir günden kısa aralıklarla tekrarlaması ya da kanamanın yedi günü aşması da inceleme gerektiren durumlardır. Bu ölçütler, döngüdeki sapmanın geçici bir dalgalanmanın ötesine geçtiğini gösterir.
Menopoza girildikten sonra ortaya çıkan her kanama, miktarı ne olursa olsun değerlendirilmelidir. Bu dönemdeki kanama olağan kabul edilmez ve nedeninin araştırılması beklenir. İlişki sonrası tekrarlayan kanamalar da ayrıca ele alınır. İki adet arasında sürekli lekelenme görülmesi, rahim ağzı ya da rahim içine yönelik değerlendirmeyi gündeme getirebilen bir başka bulgudur.
Kanamanın günlük yaşamı aksatacak yoğunlukta olması, iki saatten kısa aralıklarla ped değiştirmeyi gerektirmesi ya da iri pıhtılarla birlikte görülmesi ileri inceleme başlıklarıdır. Düzensizliğe hızlı gelişen tüylenme, ses kalınlaşması gibi bulguların eşlik etmesi de daha ayrıntılı bir hormon değerlendirmesini gündeme getirir. Değişikliğin ne kadar sürdüğü de belirleyicidir; üç aydan uzun süren tablolar nedene yönelik inceleme kapsamında ele alınır.
Adet Düzensizliği İçin Hekime Ne Zaman Başvurulmalı?
Kişinin kendi olağan döngü düzeninde birkaç ay süren belirgin bir değişiklik fark etmesi, başvuru için yeterli bir gerekçedir. Tek bir ay içindeki gecikme çoğunlukla geçici nedenlerle ilişkilidir; ancak bu durum tekrarlıyorsa değerlendirme önerilir. Kanamanın hiç görülmemesi, aşırı miktarda olması ya da iki kanama arasında sürekli lekelenme olması durumunda da başvuru uygun olur.
Gebelik planı bulunan ve döngüsü düzensiz seyreden kişilerde değerlendirme ayrıca yararlıdır. Düzensizlik, yumurtlamanın düzenli gerçekleşmediğinin bir göstergesi olabilir ve bu durum planlamayı doğrudan etkiler. Halsizlik, baş dönmesi ve çarpıntı gibi şikâyetlerin eklenmesi kansızlık yönünden inceleme gerektirir. Gebelik dışında memeden süt gelmesi de erken başvuru nedenlerindendir.
Ergenlik döneminde on beş yaşına kadar adetin hiç başlamaması ya da göğüs gelişiminin üzerinden üç yıl geçmesine karşın kanamanın görülmemesi araştırılması gereken durumlardır. Kırk yaş öncesinde adetin kesilmesi ve ateş basması gibi şikâyetlerin eklenmesi de hekim değerlendirmesini gerektirir. Bu tür bulguların nedeni muayene ve gerekli görülen tetkiklerle birlikte araştırılır.