Adet kanamasından önceki günlerde ortaya çıkan gerginlik, huzursuzluk ve bedensel şikâyetler kadınların büyük bölümünde görülür. Bu şikâyetler kimi kadında hafif seyrederken, kimisinde günlük yaşamı belirgin biçimde etkileyebilir. Şikâyetlerin döngüyle bağlantılı olarak ortaya çıkması ve kanamayla birlikte gerilemesi bu tabloyu tanımlayan temel özelliktir. Aşağıda adet öncesi gerginliğin ne anlama geldiği, hangi belirtilerle ortaya çıktığı ve ne zaman değerlendirme gerektirdiği genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Adet Öncesi Gerginlik (PMS) Nedir?
Adet öncesi gerginlik, kanamadan önceki günlerde ortaya çıkan ruhsal ve bedensel şikâyetler bütününe verilen addır. Tıp dilinde premenstrüel sendrom olarak adlandırılır ve kısaca PMS biçiminde anılır. Bu tablonun ayırt edici yanı, şikâyetlerin döngünün belirli bir döneminde ortaya çıkması ve kanamanın başlamasıyla birlikte gerilemesidir.
Şikâyetlerin döngüyle olan bu bağlantısı tanıda belirleyicidir. Ay boyunca sürekli var olan yorgunluk ya da huzursuzluk bu kapsamda değerlendirilmez. Tabloyu tanımlayan şey, belirtilerin yumurtlamadan sonraki dönemde başlaması ve kanamayla birlikte kaybolmasıdır. Bu düzenin birkaç döngü boyunca izlenmesi tanıyı destekler.
Adet öncesi hafif şikâyet yaşamak oldukça yaygındır ve tek başına hastalık sayılmaz. Üreme çağındaki kadınların büyük bölümü bu dönemde bir miktar değişiklik fark eder. Tablonun sendrom olarak adlandırılabilmesi için şikâyetlerin günlük yaşamı, iş düzenini ya da ilişkileri etkileyecek düzeyde olması beklenir.
Şikâyetlerin şiddeti kadınlar arasında belirgin farklılık gösterir. Aynı kadında da dönemler arasında değişkenlik olabilir. Yoğun bir çalışma dönemi, uyku düzenindeki bozulma ya da yaşamdaki değişiklikler şikâyetleri belirginleştirebilir. Bu nedenle tablo tek bir döngüye bakılarak değil, birkaç ay izlenerek değerlendirilir.
PMS Belirtileri Nelerdir ve Ne Zaman Başlar?
Şikâyetler genellikle yumurtlamadan sonra, kanamadan önceki bir ile iki hafta içinde başlar. En sık dile getirilen ruhsal belirtiler arasında huzursuzluk, çabuk sinirlenme, ağlama isteği, kaygı ve ruh hâlinde ani değişimler yer alır. Bu belirtiler çoğu zaman kişinin kendisinden çok çevresi tarafından fark edilir.
Bedensel belirtiler de tabloya eşlik eder. Göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet en sık görülenlerdendir. Karında şişkinlik, vücutta su tutulmasına bağlı hafif kilo artışı, el ve ayaklarda şişlik hissi bu dönemde ortaya çıkabilir. Baş ağrısı, bel ağrısı ve kas ağrıları da sık bildirilen şikâyetlerdir.
Uyku ve iştah düzeninde değişiklikler görülebilir. Bazı kadınlarda uykuya dalmakta zorlanma, bazılarında ise aşırı uyku isteği ortaya çıkar. Tatlı ya da tuzlu yiyeceklere karşı belirgin istek bu dönemin bilinen özelliklerindendir. Dikkat dağınıklığı ve unutkanlık da eşlik edebilir.
Belirtilerin kanamanın başlamasıyla birlikte hızla gerilemesi beklenen bir seyirdir. Çoğu kadında kanamanın ilk günlerinde şikâyetler belirgin biçimde azalır. Kanama başladıktan sonra da süren yoğun şikâyetler farklı bir durumu düşündürebilir ve ayrıca değerlendirilir.
PMS Şikâyetlerinde Hormonların Rolü Nedir?
Adet öncesi dönemde östrojen ve progesteron düzeylerinde belirgin dalgalanmalar yaşanır. Yumurtlamadan sonra yükselen progesteron, kanamadan önceki günlerde hızla düşer. Bu düşüş, tabloyu ortaya çıkaran temel mekanizma olarak kabul edilir. Ancak hormon düzeyleri bu kadınlarda genellikle olağan sınırlar içindedir.
Belirleyici olan hormonların düzeyi değil, bu değişime verilen yanıttır. Bazı kadınların beyin kimyası hormon dalgalanmalarına daha duyarlıdır. Bu nedenle aynı hormon değişimini yaşayan iki kadından biri belirgin şikâyet yaşarken, diğeri hiçbir değişiklik fark etmeyebilir.
Ruh hâlini düzenleyen serotonin adlı maddenin bu süreçteki rolü öne çıkarılır. Hormon dalgalanmalarının serotonin dengesini etkilediği düşünülür. Bu durum, adet öncesi dönemdeki ruhsal belirtilerin neden bu kadar belirgin olabildiğini açıklamaya yardımcı olur.
Şikâyetlerin hormonal kökenli olması, bunların hayali ya da abartılı olduğu anlamına gelmez. Tablo bedensel bir temele dayanır ve kadının günlük yaşamını gerçek anlamda etkileyebilir. Bu nedenle şikâyetlerin hafife alınmadan değerlendirilmesi önemlidir.
Hangi Kadınlarda PMS Daha Belirgin Görülür?
Şikâyetlerin şiddeti kişiden kişiye değişir ve bunu belirleyen çeşitli etkenler vardır. Ailede benzer şikâyet öyküsü bulunması, tablonun daha belirgin yaşanmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu durum kalıtsal bir yatkınlığın rol oynayabileceğini düşündürür.
Daha önce depresyon ya da kaygı bozukluğu öyküsü bulunan kadınlarda ruhsal belirtiler daha ön planda olabilir. Doğum sonrası dönemde ruhsal zorlanma yaşamış olmak da benzer bir yatkınlık oluşturabilir. Bu kişilerde tablonun ayrıntılı değerlendirilmesi yerinde olur.
Yaş da etkili bir ölçüttür. Şikâyetler çoğunlukla yirmili yaşların sonlarından itibaren belirginleşir ve kırklı yaşlarda daha yoğun yaşanabilir. Menopoza geçiş döneminde hormon dalgalanmalarının artmasıyla tablo ağırlaşabilir. Menopozla birlikte döngü sona erdiğinde şikâyetler de ortadan kalkar.
Yaşam düzeninin de payı bulunur. Yoğun ruhsal zorlanma altında olmak, uyku düzensizliği, hareketsiz yaşam ve düzensiz beslenme şikâyetleri belirginleştirebilir. Sigara kullanımı da tabloyla ilişkilendirilen etkenler arasındadır. Bu etkenlerin bir bölümü değiştirilebilir nitelikte olduğu için değerlendirmede sorgulanır.
PMS ile Adet Öncesi Disforik Bozukluk Arasındaki Fark Nedir?
Adet öncesi disforik bozukluk, bu tablonun daha ağır seyreden biçimidir. Kadınların küçük bir bölümünde görülür. Temel fark, şikâyetlerin şiddetinde ve günlük yaşamı etkileme derecesindedir. Bu tabloda ruhsal belirtiler bedensel şikâyetlerin önüne geçer.
Disforik bozuklukta belirgin çökkünlük, umutsuzluk, yoğun kaygı, denetlenemeyen öfke ve ilişkilerde belirgin zorlanma görülür. Kişi bu dönemde işine ya da okuluna devam etmekte güçlük çekebilir. Yakın ilişkilerde yaşanan gerginlik dikkat çekici boyuta ulaşabilir.
Tanı için şikâyetlerin döngüyle bağlantısının açıkça gösterilmesi gerekir. Bu amaçla kadından belirtilerini birkaç döngü boyunca günlük olarak kaydetmesi istenebilir. Bu kayıt, şikâyetlerin yalnızca adet öncesi dönemde ortaya çıkıp kanamayla gerilediğini ortaya koyar.
Ayrım önemlidir, çünkü sürekli var olan bir ruhsal sıkıntının adet öncesi dönemde ağırlaşması farklı bir tablodur. Bu durumda şikâyetler kanamayla birlikte tümüyle kaybolmaz. Bu ayrımın yapılması, izlenecek yolun belirlenmesinde yol gösterir.
Yaşam Düzeni PMS Şikâyetlerini Etkiler mi?
Günlük yaşam alışkanlıklarının şikâyetlerin şiddeti üzerinde etkisi olduğu bilinmektedir. Düzenli uyku, bu etkenlerin başında gelir. Uyku süresinin kısalması ve düzensizleşmesi hem ruhsal belirtileri hem de yorgunluğu belirginleştirebilir.
Düzenli fiziksel etkinlik de tabloyla ilişkilendirilir. Yürüyüş gibi orta yoğunlukta ve düzenli sürdürülen hareketin şikâyetler üzerinde olumlu etkisi olabileceği bildirilmiştir. Buna karşılık hareketsiz yaşam, şişkinlik ve yorgunluk hissini artırabilir.
Beslenme düzeni bir diğer başlıktır. Adet öncesi dönemde tuz alımının fazla olması vücutta su tutulmasını ve şişkinlik hissini artırabilir. Kafein ve alkol tüketiminin uyku düzenini ve huzursuzluğu etkilediği bildirilmiştir. Öğün atlamak ise kan şekerindeki dalgalanma nedeniyle şikâyetleri belirginleştirebilir.
Ruhsal zorlanmayı azaltmaya yönelik yaklaşımlar da bu dönemde yardımcı olabilir. Nefes çalışmaları, gevşeme teknikleri ve günlük programın bu döneme göre düzenlenmesi kişilerin bir bölümünde katkı sağlar. Bu yaklaşımların etkisi kişiden kişiye değişir ve tek başına yeterli olmayabilir.
PMS Ne Zaman Hekim Değerlendirmesi Gerektirir?
Gerginliğin sıradan bir dalgalanmayı aşıp aşmadığını anlamanın en pratik yolu, iki üç döngü boyunca günlük tutmaktır. Şikâyetler kanamanın başlamasıyla belirgin biçimde geriliyor ve döngünün ilk yarısında hiç görülmüyorsa tablo bu başlıkla örtüşür. Buna karşın ayın her günü süren bir çökkünlük, öfke patlamaları ya da yaşamdan kopma hissi farklı bir yöne işaret edebilir. Kendine zarar verme düşüncesinin ortaya çıktığı durumlarda ise değerlendirme ertelenmeden yapılır.
Ruhsal belirtilerin ön planda olduğu durumlar ayrıca önem taşır. Belirgin çökkünlük, umutsuzluk hissi ve denetlenemeyen öfke bu kapsamdadır. Bu belirtilerin yoğun yaşandığı durumlarda vakit geçirmeden değerlendirme yapılması yerinde olur.
Şikâyetlerin kanama başladıktan sonra da sürmesi farklı bir durumu düşündürür. Bu tabloda döngüden bağımsız bir sıkıntının bulunup bulunmadığı araştırılır. Aynı biçimde şikâyetlerin zamanla belirgin biçimde ağırlaşması da değerlendirme gerektirir.
Adet öncesi şikâyetlere yoğun ağrı, aşırı kanama ya da döngüde belirgin düzensizlik eşlik ediyorsa bunlar ayrıca ele alınır. Bu bulgular altta yatan başka bir jinekolojik durumu düşündürebilir. Değerlendirme öykü, muayene ve gerekli görülen tetkiklerle birlikte yapılır.