randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Amniyon Sıvısı Azlığı ve Fazlalığı (Oligohidramnios / Polihidramnios)

Gebelikte amniyon sıvısının azalması ve artması, ölçüm yöntemleri, bebeğe etkileri ve izlem düzeni üzerine bilgilendirme.

Rahim içinde bebeği çevreleyen berrak sıvıya amniyon sıvısı denir. Miktarı gebelik boyunca sabit kalmaz; bir dönem artar, doğuma yaklaşırken bir miktar azalır. Ultrason incelemelerinde bu miktar sayısal olarak ölçülür ve o gebelik haftası için beklenen aralıkla karşılaştırılır. Ölçüm beklenenin belirgin biçimde altında kalırsa oligohidramnios, üzerine çıkarsa polihidramnios adı verilir. Her iki durum da başlı başına bir hastalık değildir; altta yatan bir düzeni işaret eden bir bulgudur ve nedeninin araştırılması gerekir.

Amniyon Sıvısı Ne İşe Yarar?

Amniyon sıvısı bebeğin içinde yüzdüğü bir yastık görevi görür. Dışarıdan gelen darbelerin etkisini dağıtır, göbek kordonunun rahim duvarı ile bebek arasında sıkışmasını engelleyecek bir boşluk bırakır. Rahim içindeki ısıyı dengede tutar ve bebeğin serbestçe yer değiştirebileceği bir alan oluşturur. Bu koruyucu işlev gebeliğin her döneminde sürer, ancak sıvı miktarı azaldıkça etkisi zayıflar.

Hareket serbestliği gelişim açısından belirleyicidir. Kol ve bacak eklemlerinin doğru biçimlenmesi, kasların çalışıp güçlenmesi bebeğin sıvı içinde hareket edebilmesine bağlıdır. Bebeğin sıvıyı yutup solunum hareketleriyle akciğerlerine çekmesi de akciğer dokusunun olgunlaşmasına doğrudan katkı sağlar. Bu nedenle sıvı yalnızca bir dolgu maddesi değil, gelişim sürecinin etkin bir parçasıdır.

Sıvının kaynağı gebeliğin dönemine göre değişir. İlk haftalarda büyük ölçüde anne dolaşımından geçen sıvıdan oluşur ve miktarı sınırlıdır. İkinci üç aylık dönemden itibaren asıl kaynak bebeğin kendi idrarıdır. Bebek sıvıyı yutar, sindirim sisteminden emilir ve idrar yoluyla yeniden rahim içine verilir. Bu döngünün düzenli işlemesi miktarı dengede tutar; döngünün herhangi bir basamağı aksadığında sıvı azalır ya da birikir.

Sıvı Miktarı Nasıl Ölçülür?

Ölçüm ultrason sırasında yapılır ve ayrı bir işlem gerektirmez. Yaygın olarak iki yöntem kullanılır. Birincisinde rahim, göbek deliği düzeyinden geçen çizgilerle dört bölgeye ayrılır; her bölgedeki en derin sıvı cebi ölçülür ve dört değer toplanır. Buna amniyon sıvısı indeksi denir. İkinci yöntemde ise yalnızca en derin tek cebin dikey uzunluğu kaydedilir ve tek bir değer elde edilir.

Elde edilen sayının yorumu gebelik haftasına sıkı biçimde bağlıdır. Yirmi ikinci haftada beklenen aralık ile otuz sekizinci haftada beklenen aralık aynı değildir; sıvı miktarı doğuma doğru doğal olarak azalır. Bu nedenle sonuç, bağlamından koparılmış bir rakam olarak değil, haftası ve önceki ölçümlerle birlikte değerlendirilir. Sınırda çıkan bir değer çoğu zaman ileri incelemeden çok, kısa aralıklı tekrar gerektirir.

Ölçüm, inceleme anına ve inceleyen kişiye göre bir miktar değişebilir. Bebeğin duruşu, kordonun sıvı cebi içinde yer alması, annenin kilo durumu ve o gün aldığı sıvı miktarı sonucu etkileyebilecek etkenler arasındadır. Bu değişkenlik nedeniyle tek bir ölçümle karar verilmesi tercih edilmez. Ölçümün anlamı, bebeğin gelişim ölçüleri, kan akımı incelemesi ve annenin öyküsüyle birleştirildiğinde ortaya çıkar; iki ölçüm arasındaki yön çoğu zaman tek bir sayıdan daha fazla bilgi verir.

Amniyon Sıvısı Azlığı Neden Olur?

En sık karşılaşılan neden zarların yırtılıp sıvının dışarı sızmasıdır. Bu sızıntı her zaman ani ve belirgin bir boşalma biçiminde olmaz; gün içinde aralıklarla süren ıslaklık şeklinde de görülebilir ve idrar kaçırmayla karıştırılarak gözden kaçabilir. Bu nedenle sıvı azlığı saptandığında ilk sorgulanan konulardan biri zarların bütünlüğüdür ve muayene sırasında ayrıca değerlendirilir.

İkinci grup neden bebeğin idrar üretiminin azalmasıdır. Bebeğin eşinin işlevini yeterince yerine getirememesi, bebeğe ulaşan kan akımının düşmesi ya da böbrekleri ve idrar yollarını ilgilendiren gelişimsel farklılıklar üretimi sınırlayabilir. Gelişme kısıtlılığına sıvı azlığının sıklıkla eşlik etmesi bu mekanizmayla açıklanır; her iki bulgu da aynı beslenme sorununun farklı yansımalarıdır.

Annede uzun süren ateşli bir hastalık ya da belirgin sıvı kaybı geçici azalmaya yol açabilir; bu durumda sıvı alımının düzenlenmesiyle ölçüm toparlayabilir. Bazı ilaç gruplarının kullanımı ve beklenen doğum tarihinin belirgin biçimde aşılması diğer nedenler arasında sayılır. Saptanan durumların bir bölümünde ise ayrıntılı incelemeye rağmen açık bir sebep bulunamaz; bu grupta izlem yine de sürdürülür.

Amniyon Sıvısı Fazlalığı Neden Gelişir?

Sıvı fazlalığı çoğunlukla bebeğin yutma döngüsünün aksamasıyla ilişkilidir. Yemek borusu ya da bağırsak geçişini ilgilendiren gelişimsel bir farklılık bulunduğunda yutulan sıvı emilemez ve rahim içinde birikmeye başlar. Yutma hareketini yöneten sinir sistemi ve kas yapısıyla ilgili durumlar da aynı sonucu doğurabilir. Bu nedenle sıvı fazlalığında bebeğin organları ayrıntılı biçimde incelenir.

Annede kan şekeri düzenlenmesinin bozulması ikinci sık nedendir. Yüksek seyreden şeker bebeğin idrar üretimini artırır ve rahim içindeki sıvı miktarı çoğalır. Bu bağlantı nedeniyle sıvı fazlalığı saptandığında, daha önce yapılmış olsa bile şeker taramasının gözden geçirilmesi gündeme gelir. Kan şekeri dengelendiğinde ölçümün toparladığı durumlar bilinmektedir.

Çoğul gebeliklerde eşler arası kan dolaşımının dengesiz olması bir keseyi sıvı yönünden bol, diğerini belirgin biçimde az bırakabilir. Anne ile bebek arasındaki kan uyuşmazlığı da tabloya yol açabilen durumlar arasındadır. Bununla birlikte saptanan sıvı fazlalıklarının önemli bir kısmında ayrıntılı incelemeye rağmen belirgin bir sebep bulunmaz; hafif düzeydeki bu grupta gidiş genellikle sorunsuz seyreder ve olağan izlem yeterli olur.

Bebeği Nasıl Etkiler?

Sıvı azaldığında göbek kordonunun rahim duvarı ile bebek arasında sıkışma olasılığı artar. Kordonun aralıklarla basıya uğraması kalp atışlarında geçici düşmelere yol açabilir; bu durum kalp atışı takibinde fark edilir. Uzun süren ve belirgin azlık, ikinci üç aylık dönemde ortaya çıktığında akciğer dokusunun gelişimini ve eklemlerin biçimlenmesini de etkileyebilir.

Sıvı fazlalığında ise rahim beklenenden hızlı büyür ve duvarları olağandan fazla gerilir. Bu gerilme kasılmaların erken başlamasına ya da zarların vaktinden önce açılmasına zemin hazırlayabilir. Bebeğin bol sıvı içinde kolayca yer değiştirebilmesi nedeniyle doğuma yakın dönemde makat ya da yan duruşla karşılaşma olasılığı artar. Doğum sırasında kordonun bebekten önce inmesi de bu tabloda daha sık bildirilir.

Her iki tabloda da belirleyici olan şiddettir. Hafif ve sınırda ölçümler gebeliklerin çoğunda sorunsuz seyreder ve ek bir girişim gerektirmez. Bu nedenle değerlendirmede bulgunun kendisinden çok, eşlik eden diğer bulgular ve gidişin yönü öne çıkar. Bebeğin ölçüleri, hareketleri ve kan akımı birlikte gözden geçirilir; bu bütüncül bakış hangi gebeliklerin yakından izleneceğini belirler.

Takip ve İzlem Nasıl Yapılır?

İlk adım nedenin araştırılmasıdır. Zarların bütünlüğü değerlendirilir, bebeğin gelişim ölçümleri önceki kayıtlarla karşılaştırılır, organları ayrıntılı biçimde incelenir. Anneden kan şekeri, kan grubu ve gerektiğinde enfeksiyon tetkikleri istenebilir. Bu inceleme çoğu zaman tek seferde tamamlanmaz; bulgulara göre adım adım genişletilir.

İzlem sıklığı tablonun derecesine göre belirlenir. Hafif durumlarda birkaç haftada bir yapılan ultrason yeterli olabilirken, belirgin ölçümlerde aralık haftaya, gerektiğinde daha kısa süreye iner. Bebeğin eşine ve göbek kordonuna yönelik Doppler incelemesi kan akımını değerlendirmek üzere izleme eklenir. Otuz ikinci haftadan sonra kalp atışı takibi de düzenli olarak yapılır.

Doğum zamanı, bulgunun derecesi ve bebeğin izlem sonuçları birlikte düşünülerek kararlaştırılır. Sıvı miktarı korunuyor, bebeğin gelişimi beklenen yönde sürüyor ve kan akımı normal seyrediyorsa gebelik zamanına bırakılabilir. İzlem bulguları bozulduğunda doğumun öne alınması gündeme gelir. Bu karar her gebelikte ayrı verilir; tek bir eşik değer ya da değişmez bir kural yoktur. Annenin bebek hareketlerini günlük olarak izlemesi de takibin ayrılmaz bir parçasıdır.

Hangi Belirtiler Hekime Başvurmayı Gerektirir?

Vajinadan berrak ve kokusuz bir sıvının gelmesi ya da iç çamaşırının aralıklarla ıslanması değerlendirme gerektirir. Bu durum sıklıkla idrar kaçırmayla karıştırılır; ayrım basit bir muayene ile yapılabildiği için beklenmemesi uygun olur. Gelen sıvının rengi ya da kokusu değişmişse bu, enfeksiyon açısından ayrıca incelenmesi gereken bir bulgudur.

Bebek hareketlerinin alışılmış düzeninden belirgin biçimde azalması bir diğer başvuru nedenidir. Günün belirli bir saatinde, dinlenirken hareketleri saymak alışılmış düzenin bilinmesini sağlar; bu düzenden sapma fark edildiğinde beklemek yerine kontrol istenmesi uygun olur. Ultrason kısa sürede yapılabilen bir incelemedir ve çoğu zaman güven verici sonuç verir.

Karnın kısa sürede alışılmadık ölçüde büyümesi, buna eşlik eden nefes darlığı ve karında gerginlikle giden rahatsızlık hissi sıvı artışını düşündürebilir. Düzenli aralıklarla gelen kasılmalar, bel ve kasık bölgesinde süren ağrı ya da herhangi bir miktarda kanama ortaya çıktığında beklemeden başvurulması gerekir. Ateş yükselmesi de değerlendirilmesi gereken bulgular arasındadır.