B12 vitamini, kan yapımı ve sinir sistemi işleyişi için gerekli maddeler arasındadır. Kan tetkiklerinde bu düzeyin beklenenin altında bulunması sık karşılaşılan bir durumdur. Aşağıda bu vitaminin vücuttaki görevleri, hangi düzeylerin beklendiği, düşüklüğün neden geliştiği, hangi yakınmalara yol açabildiği ve kansızlıkla ilişkisi genel hatlarıyla anlatılmıştır.
B12 Vitamini Vücutta Ne İşe Yarar?
Bu vitamin, hücre bölünmesi sırasında genetik malzemenin doğru biçimde çoğaltılabilmesi için gereklidir. Hızlı bölünen dokular bu gereksinimden en çok etkilenen yapılar arasındadır; kemik iliğindeki kan yapımı bu tanıma uyar.
İkinci önemli görevi sinir sistemiyle ilgilidir. Sinir liflerini çevreleyen ve iletiyi hızlandıran kılıf yapısının korunmasında rol alır. Bu kılıfın zarar görmesi, uyarıların iletiminde aksamaya yol açar ve karakteristik yakınmalar ortaya çıkar.
Bu vitamin yalnızca hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Et, balık, yumurta, süt ve süt ürünleri başlıca kaynaklardır. Karaciğerde belirgin bir depo oluşturulabildiği için, alım kesildiğinde eksiklik belirtilerinin ortaya çıkması yıllar alabilir. Bu yavaşlık, tablonun geç fark edilmesine yol açar.
Bu iki görev alanı, eksikliğin neden hem kan tablosunu hem de sinir sistemini etkileyebildiğini açıklar. İki alanın farklı hızlarda etkilenebilmesi, tablonun görünümünü kişiden kişiye değiştirir.
B12 Değeri Kaç Olması Beklenir?
Raporlarda bildirilen aralıklar merkezden merkeze değişmekle birlikte, alt sınır genellikle 200 pg/mL civarında verilir. Üst sınır ise çoğu raporda 900 ile 1000 pg/mL arasında yer alır.
Bu alt sınırın yeterince koruyucu olup olmadığı tartışılan bir konudur. Bazı kaynaklar 200 ile 400 pg/mL arasındaki değerleri gri bölge olarak niteler; bu aralıkta bulunan kişilerde yakınma bildirilebildiği ve hücre düzeyinde eksiklik bulunabileceği belirtilmiştir.
Bunun nedeni, ölçülen düzeyin vitaminin tamamını kapsamasıdır. Kanda dolaşan miktarın yalnızca bir bölümü hücrelere aktarılabilir durumdadır; geri kalanı taşıyıcı proteinlere bağlı biçimde bulunur ve doğrudan kullanılamaz. Bu nedenle sınıra yakın sonuçlar, tek başına dışlayıcı sayılmaz.
Bu nedenle sınıra yakın bir sonuç elde edildiğinde, yakınmaların varlığı belirleyici olur. Belirti bildiren bir kişide gri bölgedeki bir değer, yalnızca sayıya bakılarak dışlanmaz ve ek ölçütlerle desteklenir.
B12 Düşüklüğü Neden Gelişir?
Nedenler iki ana başlıkta toplanır: alımın yetersiz kalması ve emilimin bozulması. Uygulamada ikinci başlık daha sık karşılaşılan durumdur.
Alım yetersizliği, hayvansal kaynaklı besinlerin tüketilmediği ya da çok az tüketildiği beslenme düzenlerinde görülür. Bitkisel kaynaklara dayalı bir düzen izleyen kişilerde bu vitaminin dışarıdan sağlanması gündeme gelir. Kısıtlayıcı zayıflama programları da alımı azaltabilir.
Emilim için mide hücrelerinden salgılanan özel bir taşıyıcı proteine gerek duyulur; bu protein olmadan vitamin ince bağırsağın son bölümünden alınamaz. Mide iç zarını etkileyen otoimmün bir süreç bu proteinin üretimini durdurabilir ve pernisiyöz anemi olarak adlandırılan tablo gelişir. Mide ya da ince bağırsağa yönelik ameliyatlar, çölyak hastalığı ve mide asidini azaltan ilaçların uzun süreli kullanımı da emilimi güçleştirir. Şeker hastalığında kullanılan bazı ilaçlar da bu grupta değerlendirilir.
Nedenin belirlenmesi izlenecek yolu doğrudan etkiler. Alım yetersizliğine bağlı tablolarla emilim bozukluğuna bağlı tablolarda desteğin biçimi ve süresi farklı planlanır. Bu nedenle araştırma yalnızca düzeyin yükseltilmesiyle sınırlı tutulmaz.
B12 Eksikliği Hangi Belirtileri Verebilir?
Belirtiler iki grupta toplanır. Kan yapımının etkilenmesine bağlı olanlar arasında yorgunluk, halsizlik, solukluk, çarpıntı ve efor sırasında nefes darlığı sayılabilir. Bu bulgular kansızlığın genel görünümüyle örtüşür.
Sinir sistemine ait bulgular ise bu eksikliğe daha özgüdür. Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve iğnelenme hissi en sık bildirilenlerdir. Yürüyüşte dengesizlik, karanlıkta yürümekte zorlanma ve ayakların yere bastığını hissetmede azalma da görülebilir.
Bir başka grup bulgu zihinsel işleyişle ilgilidir. Unutkanlık, dikkat toplamada güçlük, ruh halinde dalgalanma ve uyku düzeninde bozulma bildirilmiştir. Dilde yanma, kızarıklık ve düzleşme de bu eksikliğin bilinen bulguları arasındadır. Sinir sistemine ait belirtilerin kansızlık gelişmeden de ortaya çıkabileceği ve geç kalındığında kalıcı olabileceği bilinmektedir.
Belirtilerin ortaya çıkış hızı da kişiden kişiye değişir. Depoların yavaş erimesi nedeniyle tablo yıllar içinde yerleşebilir; bu yavaşlık, yakınmaların yaşa ya da yorgunluğa bağlanmasına yol açabilir.
B12 Düşüklüğü Kansızlıkla Nasıl İlişkilidir?
B12'nin bu tablodaki rolü, sinir sistemiyle paylaştığı ortak bir basamaktan gelir: kalıtım maddesinin kopyalanmasında görev alan tepkimeler bu vitamin olmadan tamamlanamaz. İlikteki genç kırmızı hücre, çekirdeğini olgunlaştıramadığı hâlde gövdesini büyütmeyi sürdürür ve dolaşıma beklenenden geniş hücreler çıkar. Kan sayımında ortalama hücre hacminin yükselmiş görünmesi bu mekanizmanın yansımasıdır.
Kan sayımı raporunda bu değişim, ortalama alyuvar hacmini gösteren MCV değerinin yükselmesiyle kendini belli eder. Bu tablo megaloblastik anemi olarak adlandırılır. Demir yetersizliğinde hücrelerin küçüldüğü göz önüne alındığında, MCV değeri iki tablonun ayrımında yol gösterici olur.
İki eksiklik bir arada bulunduğunda tablo karışabilir. Hücrelerin bir bölümü küçülürken diğer bölümü büyüdüğü için ortalama değer beklenen aralıkta görünebilir. Bu durumda hücre büyüklüğü dağılımını gösteren RDW değerinin yükselmesi ipucu sağlar. Bu nedenle kansızlık araştırmasında yalnızca MCV'ye bakılmaz.
Kansızlığın bulunmaması eksikliği dışlamaz. Sinir sistemine ait bulgular kan tablosu bozulmadan önce ortaya çıkabilir; bu nedenle hemogramın beklenen aralıkta olması tek başına yeterli sayılmaz.
Test Sonucunu Hangi Etkenler Değiştirebilir?
Yakın zamanda alınmış B12 desteği ölçümü belirgin biçimde yükseltir. Ağızdan alınan hazırlıklar ya da yapılan iğneler sonrasında ölçülen değer, gerçek depo durumunu yansıtmaz. Bu nedenle ölçümün destek başlanmadan önce yapılması tercih edilir.
Gebelik döneminde ölçülen değerler, taşıyıcı protein düzeylerindeki değişim nedeniyle düşük çıkabilir. Bu düşüklük her zaman gerçek bir eksikliği göstermez. Doğum kontrol hapı kullanımı da benzer bir etki yaratabilir.
Bazı hastalıklarda ise ölçüm yanıltıcı biçimde yüksek çıkabilir. Karaciğer hastalıkları ve bazı kan hastalıkları, taşıyıcı proteinlerin kana daha fazla geçmesine yol açarak düzeyi yükseltir; bu durumda hücre düzeyinde eksiklik sürüyor olabilir. Laboratuvarların kullandığı ölçüm düzeneklerinin farklılığı da sonucu etkileyen bir başka başlıktır.
Bu etkenlerin varlığında sonucun yorumu güçleşir. Öykü ile sayının uyuşmadığı durumlarda hücre düzeyindeki durumu daha doğrudan gösteren ek ölçütlere başvurulması tercih edilir.
Düşük B12 Sonucunda Hangi Tetkikler İstenebilir?
Tam kan sayımı ilk sırada yer alır. Hemoglobin düzeyi kansızlığın gelişip gelişmediğini, MCV değeri ise hücrelerin büyüyüp büyümediğini gösterir. Akyuvar yapısındaki bazı değişiklikler de bu eksiklikte gözlenebilir.
Sınırda değerlerde tanıyı netleştirmek için ek ölçütler kullanılır. Metilmalonik asit ve homosistein düzeyleri bu amaçla istenir; bu maddeler B12 eksikliğinde birikir ve hücre düzeyindeki durumu daha doğrudan yansıtır. Folat düzeyi de birlikte bakılır, çünkü iki eksiklik benzer kan tablosu oluşturur.
Emilim sorunu düşünülen kişilerde nedene yönelik incelemeler eklenir. Mide iç zarına karşı gelişen antikorların araştırılması, çölyak hastalığına yönelik testler ve gerektiğinde endoskopik inceleme bu kapsamda değerlendirilir. Demir durumunu gösteren ölçütler ve tiroit hormonları da yakınmalara göre istenebilir.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
B12 depoları karaciğerde yıllarca yetebilecek düzeyde tutulduğundan, kandaki düşüşün ortaya çıkması genellikle uzun süren bir aksamanın sonucudur. Bu nedenle sayı, o an hissedilen bir şeyi değil geride kalmış bir dönemi anlatır. Beslenmeye bağlı bir azalma ile mideden emilimi engelleyen bir sorunun ayrılması ise izlenecek yolu baştan farklılaştırır; bu ayrım yapılmadan takviye başlanması, altta yatan tabloyu görünmez kılabilir.
Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yürüyüşte dengesizlik ve ayak tabanında his azalması gecikmeden başvuru gerektiren bulgulardır. Sinir sistemine ait belirtilerin uzun süre devam etmesi kalıcı etkilere yol açabildiği için bu yakınmalar ayrı bir dikkat gerektirir.
Unutkanlıkta belirgin artış, dikkat toplamada güçlük ve ruh halinde değişiklik de değerlendirilmelidir. Dilde yanma ve kızarıklık, iştahsızlık ve açıklanamayan kilo kaybı başvuru gerekçesi oluşturur. Gebelik planlayan kadınlarda bu düzeyin gebelik öncesinde değerlendirilmesi yerinde olur; bu vitamin bebeğin sinir sistemi gelişiminde de rol alır. Bitkisel kaynaklara dayalı beslenen kişilerde ise düzenli izlem önerilir.