Halk arasında bel soğukluğu olarak bilinen gonore, Neisseria gonorrhoeae adlı bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında dünya genelinde sık bildirilenlerden biridir. Kadınlarda erkeklerden farklı olarak çoğu zaman belirgin bir yakınma oluşturmaz; bu özellik hem tanının gecikmesine hem de farkında olmadan aktarılmasına yol açar. Aşağıda etkenin nasıl geçtiği, hangi bulgulara neden olduğu ve tanı sürecinin nasıl işlediği anlatılmıştır.
Gonore Nasıl Bulaşır?
Bakteri, korunmasız cinsel temas sırasında mukoza yüzeyleri arasında geçer. Vajinal, anal ve oral temas geçiş için yeterlidir. Etken rahim ağzı, idrar kanalı, makat kanalı ve boğaz mukozasına yerleşebilir; bu nedenle temasın türü, hangi bölgenin etkileneceğini belirler.
Bakteri vücut dışında uzun süre canlı kalamaz. Bu özellik, tuvalet oturağı, havlu, havuz suyu ya da ortak kullanılan eşyalar aracılığıyla geçişin beklenmediği anlamına gelir. Bulaş için mukozaların doğrudan teması gerekir.
Bakterinin bebeğe doğum kanalından geçerken bulaşması ayrı bir yoldur. Bu karşılaşma sonucunda yenidoğanda, yaşamın ilk günlerinde göz kapaklarını şişiren ve bol iltihaplı akıntıyla giden bir göz iltihabı gelişebilir; zamanında ele alınmadığında saydam tabakaya zarar verme olasılığı taşıdığından üzerinde durulur. Bu nedenle gebelik izleminde risk taşıyan kişilerde tarama gündeme gelir ve doğar doğmaz her bebeğe koruyucu göz uygulaması yapılır.
Tek bir korunmasız temasla geçiş olanaklıdır; geçiş için tekrarlayan ilişki gerekmez. Bakteriyi taşıyan erkekten kadına aktarım olasılığının, tersi yönden daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Geçirilmiş enfeksiyon koruyucu bağışıklık bırakmaz; aynı kişi birden çok kez enfekte olabilir.
Kadınlarda Hangi Belirtilerle Görülür?
Yakınma ortaya çıktığında, temastan yaklaşık bir ile iki hafta sonra başlar. En sık bildirilen bulgu akıntı miktarının artmasıdır. Akıntı sarımsı ya da yeşilimsi renkte olabilir; kıvamı olağandan daha yoğundur.
İkinci sırada bildirilen yakınma idrar yolunu ilgilendirir: idrarın sonunda beliren yanma ve gün içinde sık sık tuvalete gitme isteği. Bu tabloyla başvuran kadına çoğu kez idrar yolu enfeksiyonu düşünülerek ilaç verilir; şikâyetin bir süre gerilemesi gerçek nedenin gözden kaçmasına yol açabilir ve bu da tanıyı geciktirir. Bunların yanında ilişki sırasında duyulan derin ağrı ve ilişkiden sonra görülen az miktarda lekelenme de tabloya katılabilen bulgulardandır.
Enfeksiyon rahim ağzından yukarı doğru ilerlediğinde tablo değişir. Karın alt bölgesinde ağrı, ateş ve genel halsizlik ortaya çıkar. Makat bölgesinin etkilendiği olgularda kaşıntı ve akıntı, boğaz tutulumunda ise çoğunlukla sessiz seyir ya da hafif boğaz ağrısı görülür.
Adet düzeninde değişiklik de tabloya eşlik edebilir. Adet aralarında lekelenme ya da olağandan daha uzun süren kanama görülebilir. Bu bulgunun nedeni rahim ağzı dokusunun iltihaba bağlı olarak kanamaya yatkın hale gelmesidir. Yakınmaların hiçbiri gonoreye özgü değildir; birlikte bulunmaları olasılığı artırır.
Belirtisiz Seyredebilir mi?
Kadınlarda enfeksiyonun büyük bölümü hiçbir yakınma vermeden ilerler. Bunun nedeni, bakterinin ilk yerleştiği rahim ağzı bölgesinin ağrıya duyarlılığının az olmasıdır. Erkeklerde idrar kanalının tutulması belirgin yanma yarattığı için tablo daha erken fark edilir.
Yakınma bulunmaması, enfeksiyonun ilerlemediği anlamına gelmez. Sessiz seyreden olgularda da bakteri rahim ve tüplere doğru ilerleyebilir; doku hasarı yakınma olmadan gelişebilir. Bu durum, ileride ortaya çıkan doğurganlık sorunlarının nedeninin geriye dönük olarak açıklanmasını güçleştirir.
Yakınma vermeyen seyrin ikinci bir sonucu, zincirin farkında olunmadan uzamasıdır. Taşıdığını bilmeyen kişi korunmayı gündemine almaz ve bakteri eşten eşe aktarılmayı sürdürür. Bu nedenle bazı gruplarda şikâyet beklenmeden tarama önerilir: yakın dönemde yeni bir eşi olanlar, aynı dönemde birden fazla eşi bulunanlar ve daha önce cinsel yolla bulaşan başka bir enfeksiyon geçirmiş olanlar bu kapsamda sayılır.
Tanı İçin Hangi Testler Yapılır?
Tanı, örnek alınarak yapılan laboratuvar incelemesine dayanır. Örnek rahim ağzından sürüntü yoluyla ya da idrar örneğinden elde edilebilir. Temas öyküsüne göre makat ve boğazdan da ayrıca sürüntü alınabilir; yalnızca vajinal örnekle bu bölgelerdeki tutulum atlanabilir.
Günümüzde en sık kullanılan yöntem, bakterinin genetik materyalini arayan moleküler testlerdir. Bu testlerin duyarlılığı yüksektir ve klamidya ile birlikte çalışılabilir. İki etkenin bir arada bulunması sık görüldüğü için ikisinin aynı örnekte araştırılması olağan uygulamadır.
Kültür yöntemi, bakterinin üretilerek hangi antibiyotiklere yanıt verdiğinin belirlenmesini sağlar. Bu bilgi, ilaç direncinin arttığı günümüzde ayrı bir değer taşır. Örneğin uygun koşullarda taşınması gerekir. Tanı konan kişide sifiliz, HIV ve hepatit taramalarının da yapılması genel yaklaşımın parçasıdır.
Test sonucunun ne kadar sürede alınacağı kullanılan yönteme göre değişir. Moleküler testlerde sonuç genellikle bir ile iki gün içinde çıkar; kültürde ise bakterinin üremesi beklendiği için süre uzar. Yakınması belirgin olan kişilerde sonuç beklenmeden tedaviye başlanabilir.
Tedavi Süreci Nasıl İşler?
Yaklaşım antibiyotikle yürütülür. Günümüzde temel uygulama, kas içine yapılan tek doz enjeksiyondur; bu tek ilaç, tablonun kendisi için yeterli görülür. Kişinin kilosuna göre doz değişebildiğinden, uygulanacak miktar hekim tarafından belirlenir.
Geçmişte bu enjeksiyona ağızdan alınan ikinci bir ilacın rutin olarak eklendiği bir dönem yaşanmıştır. Söz konusu ikinci ilaca karşı direncin yıllar içinde belirgin biçimde artması üzerine bu alışkanlıktan vazgeçilmiş, gereksiz kullanımın direnci beslediği görüşü ağır basmıştır. Bugün ağızdan bir ilacın eklenmesi, ayrı bir gerekçeye bağlanır: klamidyanın da bulunduğu ya da bu olasılığın testlerle dışlanmadığı durumlarda, o etkene yönelik ilaç birlikte verilir. İki etkenin sık bir arada bulunması bu eklemeyi çoğu zaman gündeme getirir.
Direnç konusu bu enfeksiyonda ayrı bir başlık oluşturur. Bakterinin geçmişte kullanılan birçok ilaca karşı yanıt vermez hale geldiği bildirilmiştir; elde kalan seçeneklerin sınırlı olması, ilacın kendi kararıyla ya da eksik dozda kullanılmasını sakıncalı kılar. Yakınması geçtiği için kullanımını yarıda bırakan kişide etken tümüyle temizlenmeyebilir. Bu nedenle uygulanan yaklaşımın hekimin belirlediği biçimde tamamlanması istenir; sonuç alınamayan olgularda kültür yoluyla hangi ilaçlara yanıt verildiğinin belirlenmesi gündeme gelir.
Tedavi süresince ve tamamlandıktan sonra belirlenen süre boyunca cinsel temastan kaçınılması istenir. Bu süre, hem yeniden bulaşmayı önlemek hem de eşin tedavisinin tamamlanmasına olanak tanımak için gereklidir. Yakınmaların birkaç gün içinde azalması, korunma önlemlerinin gevşetilmesi için gerekçe oluşturmaz.
Belirli durumlarda tedavi sonrası kontrol testi istenir. Boğaz tutulumu bulunanlarda, gebelerde ve yakınmaları süren kişilerde bu kontrol yapılır. Ayrıca yeniden bulaş olasılığı nedeniyle, tedaviden birkaç ay sonra testin yinelenmesi önerilebilir.
Eşin Tedavisi Neden Gereklidir?
Cinsel eşin değerlendirilmemesi, enfeksiyonun kısa süre içinde geri dönmesinin en sık nedenidir. Kadın tedavi edilse bile, taşıyıcı durumdaki eşle korunmasız temas sürdüğünde bakteri yeniden geçer. Bu döngü, kimi zaman tedavinin işe yaramadığı biçiminde yorumlanır.
Erkeklerde yakınma daha belirgin olsa da her olguda görülmez. Yakınması bulunmayan eşin de değerlendirilmesi gerekir. Genel yaklaşım, tanı konulan kişinin son dönemdeki cinsel eşlerinin bilgilendirilmesi ve test için yönlendirilmesidir.
Eşlerin aynı dönemde tedaviye başlaması, iki tarafın da bakteriden arınmasını sağlar. Tedavi tamamlanana kadar cinsel temasın ertelenmesi bu planın ayrılmaz parçasıdır. Bu konunun konuşulması güç bulunsa da, tekrarlayan enfeksiyonları önlemenin en pratik yolu budur.
Tedavi Edilmezse Hangi Sorunlara Yol Açar?
Enfeksiyon rahim ağzından yukarı ilerlediğinde rahim, tüpler ve yumurtalıklar etkilenebilir. Pelvik inflamatuar hastalık adı verilen bu tablo, karın alt bölgesinde ağrı ve ateşle seyreder. Tüplerde oluşan yapışıklık ve tıkanıklık kalıcı olabilir.
Tüplerdeki hasar iki önemli sonuç doğurur. Birincisi, yumurtanın rahme ulaşamaması nedeniyle gebe kalmanın güçleşmesidir. İkincisi, döllenmiş yumurtanın tüp içinde yerleşmesi anlamına gelen dış gebelik olasılığının artmasıdır. Bu durum acil değerlendirme gerektiren bir tablodur.
Süregen pelvik ağrı da geç dönemde karşılaşılan sorunlardandır. Bakterinin kan yoluyla yayıldığı seyrek olgularda eklemlerde ağrı ve şişlik ile ciltte döküntü görülebilir. Gebelikte tedavi edilmeyen enfeksiyon, zarların erken açılması ve erken doğum ile ilişkilendirilir; doğum sırasında bebekte göz iltihabına yol açabilir.
Bakterinin karaciğer kapsülüne ulaştığı seyrek olgularda sağ üst karın bölgesinde ağrı gelişebilir. Fitz-Hugh-Curtis sendromu adıyla anılan bu tablo, safra kesesi hastalıklarıyla karıştırılabilir. Bu nedenle pelvik enfeksiyon bulgularıyla birlikte üst karın ağrısı bulunan kişilerde bu olasılık göz önünde tutulur.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Akıntının renginde ve miktarında değişiklik, idrar yaparken yanma ve ilişki sonrası kanama değerlendirme gerektiren bulgulardır. Bu yakınmaların birlikte bulunması olasılığı artırır.
Gonokok rahim ağzından yukarıya tırmanma eğilimi gösteren bir etkendir. Bu nedenle mevcut salgıya leğen bölgesinde sancı ve vücut ısısında yükselme eklenmesi, tablonun rahim ve tüplere taşınmış olabileceğini akla getirir ve beklenmeden hekime ulaşılmasını gerektirir. Karaciğer kapsülünün etkilenmesine bağlı olarak sağ omuz başına vuran ağrı, ayrıca gözlerin kararması ve kasıkta yalnızca bir yanda beliren keskin sancı da başlı başına ele alınması gereken tablolardır.
Cinsel eşte akıntı ya da idrar yolu yakınması bildirilmişse, kadında yakınma bulunmasa bile test yaptırılması önerilir. Yeni bir ilişkinin başlangıcında ya da birden fazla eşin bulunduğu dönemlerde düzenli tarama gündeme gelir. Tedavi tamamlandıktan sonra yakınmanın sürmesi ya da kısa süre içinde yeniden başlaması, kontrol muayenesini gerektiren bir durumdur.