randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Cinsel İstek Azlığı (Hipoaktif Cinsel İstek Bozukluğu)

Cinsel istek azlığının ne zaman bozukluk sayıldığı, nedenleri, hormonal etkiler, ilaç ve hastalık bağlantısı, değerlendirme ve danışmanlık yaklaşımları üzerine bilgilendirme.

Cinsel istekte azalma, kadınların yaşamın farklı dönemlerinde karşılaştığı bir durumdur. İsteğin düzeyi kişiden kişiye ve aynı kişide dönemden döneme değişir; bu değişkenlik kendi başına bir sorun oluşturmaz. Yakınmanın bozukluk olarak değerlendirilebilmesi için belirli ölçütlerin karşılanması gerekir. Aşağıda bu ölçütlerin ne olduğu, hangi etkenlerin isteği etkilediği ve hangi yaklaşımların gündeme geldiği anlatılmıştır.

Cinsel İstek Azlığı Ne Zaman Bozukluk Sayılır?

Belirleyici ölçüt, durumun kişinin kendisinde sıkıntı yaratıp yaratmadığıdır. İsteği az olan ancak bundan rahatsızlık duymayan bir kadında bozukluktan söz edilmez. Sıkıntı duyulması tanının temel koşuludur.

İkinci ölçüt süredir. Yakınmanın en az altı ay boyunca sürmesi beklenir. Kısa süreli değişimler; yoğun iş dönemleri, uykusuzluk, hastalık ve yaşam olayları sonrasında görülen azalmalar bu tanımın dışında tutulur.

Üçüncü olarak, durumun günlük yaşamı ve ilişkiyi etkileyip etkilemediği değerlendirilir. İsteğin azalması ilişki içinde gerginlik yaratıyor ve kişi bunu bir sorun olarak yaşıyorsa değerlendirme gerekçesi oluşur.

Yakınmanın yaşam boyu mu sürdüğü yoksa belirli bir dönemden sonra mı başladığı da sorulur. Her zaman mı yoksa yalnızca belirli koşullarda mı görüldüğü de kaydedilir. Bu ayrımlar yaklaşımın planlanmasında yol gösterir.

İsteğin nasıl ortaya çıktığı konusunda da yaygın bir yanlış anlayış bulunur. İsteğin her zaman kendiliğinden ve önceden doğması beklenir; oysa kadınların önemli bir bölümünde istek, yakınlaşma başladıktan sonra gelişir. Bu bilginin bilinmemesi, kişinin kendini olduğundan daha sorunlu görmesine yol açar.

İstek Azlığının Nedenleri Nelerdir?

Nedenler bedensel, ruhsal ve ilişkiyle ilgili başlıklar altında toplanır. Çoğu kadında bunlardan birden fazlası bir arada bulunur; tek bir nedene indirgemek çoğu zaman olanaklı değildir.

Yorgunluk ve uyku düzensizliği en sık bildirilen etkenlerdendir. Küçük çocuk bakımı, uzun çalışma saatleri ve dinlenme zamanının kalmaması isteği doğrudan azaltır. Bu grup, çözümü yaşam düzeninde aranan nedenler arasında yer alır.

Kaygı, depresif belirtiler ve süregelen gerginlik ikinci önemli başlıktır. Beden algısıyla ilgili olumsuz düşünceler, doğum sonrası dönemde ortaya çıkan değişikliklerle birlikte belirginleşebilir.

İlişkiyle ilgili etkenler ayrı bir grubu oluşturur. İletişim sorunları, çözülmemiş anlaşmazlıklar ve güven kaybı isteği azaltan durumlardır. İlişki sırasında ağrı yaşanması da isteğin kaçınmaya dönüşmesine yol açan önemli bir nedendir.

Yaşam dönemlerinin de kendine özgü etkileri vardır. Yeni doğum yapmış kadınlarda, küçük çocuk büyüten ailelerde ve bakım yükü taşıyan kişilerde isteğin azalması sık bildirilir. Bu dönemlerde ortaya çıkan azalma çoğunlukla geçicidir ve koşullar değiştiğinde geriler.

Hormonal Değişiklikler İsteği Nasıl Etkiler?

Östrojen düzeyindeki azalma, genital bölgedeki dokuların incelmesine ve kayganlığın gerilemesine yol açar. Bu değişiklik ilişkiyi rahatsız edici hale getirerek isteği dolaylı yoldan azaltır. Menopoz dönemindeki yakınmaların bir bölümü bu düzenekle açıklanır.

Testosteron da kadın bedeninde küçük miktarlarda üretilir ve cinsel istekle ilişkilendirilmiştir. Yumurtalıkların alındığı cerrahi sonrasında bu düzeyin düşmesi, isteği etkileyebilir. Buna karşın kan düzeyi ile istek arasındaki ilişki her kadında aynı biçimde bulunmaz.

Emzirme dönemi, prolaktin düzeyinin yüksek seyrettiği bir süreçtir. Bu dönemde östrojen baskılanır ve kuruluk yakınması sıkça görülür. Yeni doğum yapmış kadınlarda isteğin azalması bu nedenle beklenen bir durumdur ve geçicidir.

Tiroit bezinin az ya da fazla çalışması, prolaktin yüksekliği ve şeker hastalığı da bu başlıkta değerlendirilir. Bu tabloların ele alınması, yakınmanın gerilemesine katkı sağlayabilir.

Hangi İlaçlar ve Hastalıklar İsteği Azaltabilir?

Çökkünlük ve kaygı için yazılan bir bölüm molekül, beyindeki serotonin dengesi üzerinden dolaylı olarak istek üzerinde bir bastırma oluşturabilir. Bu yansıma aynı grubun içindeki ilaçlar arasında bile ayrışır; kullananların bir kısmında hiç fark edilmez. Burada asıl karışan nokta, tedavi edilen tablonun kendisinin de isteği geriletiyor olmasıdır. Kutunun bırakılması kişinin kendi kararıyla verilirse altta yatan hastalık geri döner ve tablo daha da ağırlaşır; bu nedenle doz, saat ya da molekül değişikliği reçeteyi yazan hekimle birlikte kararlaştırılır.

Ruhsal alan dışında da bu başlıkta anılan gruplar vardır. Kan basıncını düşüren ilaçlardan bazıları bölgeye giden kan akımını azaltarak, uyku hali yapan alerji ilaçları genel uyanıklığı düşürerek katkıda bulunabilir. Mide asidini uzun süre baskılayan bir kısım ürün için de bildirim bulunur. Hormon içeren korunma seçeneklerinde ise etki, kandaki serbest androjen miktarını bağlayan bir proteinin artması üzerinden açıklanır; ne var ki bu değişim her kullanıcıda yakınmaya dönüşmez ve seçenekten seçeneğe ayrışır.

Süregen hastalıklar ayrı bir başlıktır. Kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği, romatizmal hastalıklar ve süregen ağrı tabloları hem doğrudan hem de yol açtıkları yorgunluk yoluyla isteği etkiler.

Kanser tedavisi gören kadınlarda hem hastalığın kendisi hem de uygulanan yaklaşımlar bu alanı etkileyebilir. Alkol ve sigara kullanımı da olumsuz etki gösteren alışkanlıklar arasında sayılır.

Değerlendirme Süreci Nasıl İşler?

Süreç ayrıntılı bir görüşmeyle başlar. Yakınmanın ne zaman başladığı, sürekli mi yoksa dönemsel mi olduğu, ilişkinin durumu ve kişinin bu konudaki beklentileri konuşulur. Görüşmenin rahat bir ortamda yapılması sürecin verimini artırır.

Kullanılan ilaçlar, geçirilmiş ameliyatlar, süregen hastalıklar ve doğum öyküsü kaydedilir. Uyku düzeni, çalışma koşulları ve gün içindeki yorgunluk düzeyi de sorgulanır.

Jinekolojik muayenede dokuların durumu, kuruluk bulunup bulunmadığı ve ağrıya yol açabilecek bir tablonun varlığı değerlendirilir. Ağrının eşlik ettiği olgularda bu yön ayrıca incelenir.

Laboratuvar istemi görüşmenin ilk adımı değildir; anlatılan öyküde tetkiki gerektiren bir ipucu varsa gündeme gelir. Sürekli üşüme ve saç dökülmesi tarif edilen kişide tiroit çalışması, göğüsten süt gelmesi ya da adet gecikmesi anlatılıyorsa süt hormonu istenebilir. Adetlerin yoğunlaşması kan sayımını, aşırı susama ve idrar çıkışı kan şekerini gündeme getirir. Kadınlarda testosteron ölçümünün istek düzeyini gösterdiğine dair yerleşmiş bir kabul bulunmaz; bu nedenle her başvuruda istenmez.

Görüşmenin eşle birlikte ya da ayrı yapılması seçenekleri konuşulur. Bazı kişiler konuları yalnız başına daha rahat paylaşır; bazı çiftler için ise birlikte görüşme yararlı olur. Bu tercih kişiye bırakılır ve süreç içinde değişebilir.

Hangi Tedavi ve Danışmanlık Yaklaşımları Vardır?

Yaklaşımın ilk basamağı, saptanan nedene yöneliktir. İlaca bağlı etki düşünülüyorsa seçenekler gözden geçirilir. Tiroit ya da prolaktin sorunu varsa ona yönelik yaklaşım planlanır. Ağrı bulunuyorsa öncelikle o ele alınır.

Kuruluk yakınması bulunan kadınlarda kaydırıcı ürünlerin kullanımı önerilir. Menopoz dönemindeki doku değişikliklerine yönelik bölgesel uygulamalar hekim değerlendirmesiyle gündeme gelebilir.

Danışmanlık ve cinsel terapi, bu alanda önemli yer tutar. Görüşmelerde beklentiler, iletişim biçimi ve cinsellikle ilgili bilgi eksiklikleri ele alınır. Çift olarak katılım sonucu olumlu yönde etkiler.

Bilişsel yaklaşımlar, olumsuz düşünce kalıplarının fark edilmesine ve değiştirilmesine yöneliktir. Duyum odaklı çalışmalar, baskıdan uzak bir yakınlaşma ortamı kurmayı amaçlar. İlaç seçeneklerinin kullanımı sınırlıdır ve hekim değerlendirmesiyle belirlenir.

Sürecin belirli bir zaman alacağı başta paylaşılır. Kısa sürede sonuç beklentisi, yarım bırakılan denemelere ve yılgınlığa yol açabilir. Kademeli ilerleyen ve küçük hedeflerle yürütülen bir planın sürdürülmesi daha yararlı bulunur.

Yaşam Düzeninde Nelere Dikkat Edilmeli?

Uyku düzeninin sağlanması ilk sırada yer alır. Yeterli ve düzenli uyku, yorgunluğa bağlı isteksizliği belirgin biçimde azaltabilir. Bu değişiklik çoğu kadında en hızlı sonuç veren adımdır.

Düzenli fiziksel etkinlik, hem beden algısını hem de genel enerji düzeyini olumlu etkiler. Yürüyüş gibi ılımlı etkinlikler bile katkı sağlar. Kan dolaşımının iyileşmesi de bu alanda yararlı bulunur.

Gerginlikle baş etme yöntemlerinin öğrenilmesi önerilir. Nefes çalışmaları, gevşeme teknikleri ve kişiye iyi gelen uğraşlar bu kapsamda değerlendirilir. Sürekli yüksek gerginlik düzeyi isteği baskılar.

Eşle geçirilen niteliksel zamanın artırılması yararlı görülür. Cinsellik dışında da yakınlık kurulan anların bulunması, isteğin doğal biçimde yeniden oluşmasına zemin hazırlar. Alkol tüketiminin azaltılması ve sigaranın bırakılması diğer önerilerdir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

İstek azlığının aylardır sürmesi ve kişide sıkıntı yaratması başvuru için yeterli gerekçedir. Konunun konuşulmasının güç bulunması, ele alınamayacağı anlamına gelmez.

İsteksizliğin yanında birleşme sırasında ağrı, yeterli kayganlığın oluşmaması ya da sonrasında lekelenme gibi bulgular varsa başvuru ertelenmemelidir. Bu tablo çoğu kez isteğin kendisinden değil, tekrarlayan ağrının yarattığı kaçınmadan kaynaklanır; nedenin giderilmesi isteği de birlikte geri getirebilir.

Adet düzeninde bozulma, meme başından akıntı gelmesi, aşırı kilo değişimi ve süregelen yorgunluk hormonal bir nedeni akla getirir. Bu bulguların bulunduğu durumlarda inceleme yerinde olur.

Yeni bir ilaç kullanımına başlandıktan sonra ortaya çıkan azalma hekimle paylaşılmalıdır. Üzüntülü ruh hali, ilgi kaybı ve uyku bozukluğu gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda ruh sağlığı yönünden değerlendirme önerilir.