randevu@drelifcetindag.com
Hastalıklar

Cinsel İstek Azlığının Nedenleri Nelerdir?

Cinsel istek azlığının hangi durumda sorun sayıldığı, hormonal, ruhsal ve ilaç kaynaklı nedenleri ile doğum sonrası ve menopoz dönemindeki değişimler.

Cinsel istekte azalma kadınlarda yaşam boyunca farklı dönemlerde görülebilen bir durumdur. İstek düzeyi sabit değildir ve pek çok etkene bağlı olarak değişir. Bu değişimin her zaman bir hastalık göstergesi olması gerekmez. Yorgunluk, yaşam koşulları, hormonal dönemler ve ilişki içindeki dinamikler isteği doğrudan etkileyebilir. Aşağıda cinsel istek azlığının hangi durumda değerlendirme gerektirdiği ve altında yatabilecek nedenler genel hatlarıyla açıklanmıştır.

Cinsel İstek Azlığı Hangi Durumda Sorun Sayılır?

Cinsel istek kişiden kişiye büyük farklılık gösterir. Herkes için geçerli bir sıklık ya da yoğunluk ölçüsü yoktur. Bu nedenle isteğin az olması tek başına bir sorun tanımı oluşturmaz. Belirleyici olan, kişinin bu durumdan rahatsızlık duyup duymadığıdır. İstek düzeyi düşük olan ancak bundan sıkıntı yaşamayan bir kadında tanımlanacak bir sorundan söz edilmez.

Şikâyet olarak ele alınması için genellikle iki koşul aranır. Birincisi isteğin kişinin kendi olağan düzeyine göre belirgin biçimde azalmış olmasıdır. İkincisi ise bu azalmanın kişide üzüntü, kaygı ya da ilişki içinde zorlanma yaratmasıdır. Durumun birkaç ay boyunca sürüyor olması da değerlendirmede dikkate alınır. Kısa süreli dalgalanmalar çoğu zaman geçici etkenlere bağlıdır.

Sürekli mi yoksa duruma bağlı mı olduğu ayrıca sorgulanır. İsteğin her koşulda azalmış olması ile yalnızca belirli bir ilişki içinde azalmış olması farklı süreçlere işaret edebilir. Aynı biçimde yaşam boyu süregelen bir durum ile sonradan başlayan bir değişim ayrı ayrı ele alınır. Sonradan gelişen azalmalarda tetikleyici bir etken bulunma olasılığı daha yüksektir.

Toplumda cinsel istekle ilgili beklentiler çoğu zaman gerçekçi değildir. Bu beklentiler kişide gereksiz bir yetersizlik duygusu oluşturabilir. Oysa isteğin dönemsel olarak azalması yaygın bir durumdur ve çoğu kadın bunu yaşam boyunca bir noktada deneyimler. Bu gerçeğin bilinmesi kaygıyı azaltabilir. Değerlendirmede kişinin kendi ölçütleri esas alınır, dışarıdan belirlenmiş bir standart değil.

Hormonal Değişimler İsteği Nasıl Etkiler?

Cinsel istek üzerinde etkili olan birden fazla hormon bulunur. Östrojen, dokunun nemini ve esnekliğini koruyarak temasın rahat olmasına katkı sağlar. Bu hormonun azaldığı dönemlerde kuruluk ve rahatsızlık hissi ortaya çıkabilir. Rahatsızlık verici bir deneyim beklentisi ise isteği dolaylı yoldan azaltabilir. Bu nedenle hormonal etki her zaman doğrudan olmayabilir.

Kadın bedeninde androjen üretimi iki ayrı kaynaktan sürer: yumurtalıklar ve böbrek üstü bezleri. Bu üretim yaşla birlikte yavaş bir eğimle azalır; otuzlu yaşların ortasından başlayan gerileme keskin bir sınır çizmez. Yumurtalıkların alındığı ameliyatlardan sonra ise düşüş basamak biçiminde olur. Buna karşın laboratuvar sonucu düşük çıkan bir kadında yakınma hiç bulunmayabilirken, değeri beklenen aralıkta olan bir başkası belirgin bir azalma tarif edebilir. Rakam ile yaşanan arasındaki bu kopukluk, kararın tek bir satıra dayandırılmamasını gerektirir.

Boyundaki küçük bezin yavaş çalışması bedenin tüm hızını düşürür. Böyle bir kişide üşüme, kabızlık, ciltte kuruluk ve saç dökülmesi bir aradadır; istekteki gerileme bu genel yavaşlamanın yalnızca bir başlığıdır ve tek başına ele alınmaz. Süt hormonunun yüksek seyretmesi ise farklı bir yoldan ilerler: bu hormon yumurtalıkları uyaran sinyalleri baskılar, adetler seyrekleşir ve göğüsten süt gelebilir. Her iki tabloda da altta yatan durumun düzelmesiyle yakınmanın gerilediği bildirilir.

Adet döngüsü boyunca da isteğin dalgalanması beklenen bir durumdur. Yumurtlama dönemine yakın günlerde istekte artış bildiren kadınlar vardır. Adet öncesi günlerde ise şişkinlik ve gerginlik nedeniyle azalma görülebilir. Bu dalgalanmalar olağan kabul edilir. Döngüyle bağlantılı değişimlerin sorun olarak değerlendirilmesi için kişide belirgin bir sıkıntı oluşturması gerekir.

Yorgunluk, Stres ve Uyku Düzeninin Payı Nedir?

Yorgunluk cinsel istek azlığının en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Vücut enerji açığı yaşadığında öncelikli olmayan işlevleri geri plana atar. Cinsel istek de bu işlevler arasında yer alır. Yoğun çalışma temposu, küçük çocuk bakımı ve süregelen bir hastalığın yorgunluğu bu tabloyu oluşturabilir. Bu koşullarda isteğin azalması beklenen bir tepkidir.

Uyku düzeninin bozulması ayrı bir etkendir. Yetersiz uyku, hormon salgılanma düzenini ve gün içi enerjiyi doğrudan etkiler. Gece sık uyanılan dönemlerde bu etki daha belirgindir. Vardiyalı çalışma ve düzensiz uyku saatleri de benzer sonuç doğurabilir. Uyku düzeni toparlandığında isteğin kendiliğinden yerine gelmesi sık görülen bir seyirdir.

Süregelen ruhsal zorlanma bir başka önemli etkendir. Kaygı durumunda dikkat, tehdit olarak algılanan konulara yönelir. Bu odaklanma cinsel uyarana verilen yanıtı zayıflatabilir. Depresyon tablosunda ise isteksizlik daha yaygın bir örüntünün parçası olarak ortaya çıkar. Bu durumda yalnızca cinsel istek değil, genel olarak keyif alma kapasitesi azalır.

Beden algısıyla ilgili düşünceler de belirleyici olabilir. Kilo değişimi, doğum sonrası bedende oluşan farklılıklar ya da ameliyat izleri kişinin kendini rahat hissetmesini zorlaştırabilir. Bu rahatsızlık isteğin önüne geçebilir. Bu tür etkenler değerlendirmede sıklıkla göz ardı edilir. Oysa isteğin geri kazanılmasında bu boyutun ele alınması önem taşır.

Kullanılan İlaçlar Cinsel İsteği Azaltır mı?

Düzenli kullanılan kimi ilaçların istek üzerinde payı olabilir. Söz konusu pay, molekülün vücutta hangi yolakları etkilediğinden kaynaklanır ve aynı ilacı kullanan iki kişide farklı ölçüde ortaya çıkar. Görüşmede sorulan başlıca soru, yakınmanın ilaca başlanan haftalara denk gelip gelmediğidir. Takvimlerin örtüşmesi hekim için değerli bir ipucudur; yine de bu ipucu tek başına dosyayı kapatmaz.

Burada çözülmesi gereken bir düğüm vardır: çökkünlük yaşayan kişide istek zaten geriler, bu tablo için başlanan ilaç da benzer bir yansıma oluşturabilir. İki nedeni ayırmanın pratik yolu takvime bakmaktır. Azalma ilaçtan önce başlamışsa hastalığın kendisi ön plandadır; ilk kutudan haftalar sonra belirmişse molekül gündeme gelir. Kişinin ilacı kendi başına bırakması bu düğümü çözmez, aksine altta yatan tabloyu geri getirir. Uygulamada tercih edilen yol dozun ayarlanması, alım saatinin kaydırılması ya da başka bir moleküle geçilmesidir.

Ruh sağlığı alanı dışında da bu konuda adı geçen gruplar bulunur. Kan basıncını düşüren ilaçların bir bölümünde etki, bölgeye giden kan akımının azalması üzerinden açıklanır. Uyku veren alerji ilaçları genel uyanıklığı düşürerek dolaylı bir pay taşır. Meme kanseri sonrasında kullanılan hormon baskılayıcı tedavilerde ise değişim çok daha belirgindir; çünkü bu ilaçlar östrojen etkisini bilinçli olarak azaltır. Bu son grupta yakınma beklenen bir sonuçtur ve tedavi planı içinde önceden konuşulur.

Suçlu olarak bir ilaç işaret ediliyorsa yol haritası hekimle birlikte yeniden çizilir. Miktarın azaltılması, aynı işi gören başka bir molekülün denenmesi ya da tümüyle farklı bir yaklaşım masaya yatırılabilir. Tercih yapılırken kişinin diğer hastalıkları ve kullandığı öteki ilaçlar hesaba katılır. Kutunun bir günde bırakılması ise asıl hastalığın alevlenmesi gibi yeni sıkıntılar doğurabileceğinden uygun görülmez. Geçiş, takvime bağlanarak ve denetim altında yapılır.

İlişki İçindeki Sorunlar Belirleyici midir?

Cinsel istek, ilişkinin genel durumundan bağımsız değildir. Güven duygusunun zedelendiği, çözülmemiş anlaşmazlıkların biriktiği bir ortamda isteğin azalması beklenen bir sonuçtur. Bu durumda istekteki azalma bir belirti niteliği taşır. Asıl ele alınması gereken konu ilişki içindeki iletişimdir. Bu boyut göz ardı edildiğinde diğer yaklaşımlardan sonuç almak zorlaşabilir.

İletişim eksikliği tek başına da belirleyici olabilir. Kişinin neyi rahat bulduğunu ifade edememesi, beklentilerin konuşulmaması ve karşılıklı varsayımlar mesafe oluşturabilir. Zamanla ilişki kendiliğinden yürüyen bir rutine dönüşebilir. Bu rutin isteğin azalmasına zemin hazırlayabilir. Konuşmanın açılması çoğu zaman sürecin ilk adımıdır.

Geçmişte yaşanan ağrılı deneyimler de ilişki içinde etkili olur. İlişkide ağrı yaşayan bir kadında zamanla kaçınma davranışı gelişebilir. Bu kaçınma, isteğin azalması olarak yorumlanabilir. Oysa temeldeki sorun ağrı beklentisidir. Bu nedenle istek azlığı şikâyetinde ağrı öyküsü mutlaka sorgulanır.

Eşin sağlık durumu da tabloya katkı sağlayabilir. Karşı tarafta yaşanan bir sorun, ilişki içinde gerginlik ve kaçınma oluşturabilir. Bu durumda sorunun yalnızca tek kişide aranması eksik bir yaklaşım olur. Değerlendirmenin ilişkiyi bütün olarak ele alması daha kapsayıcı bir bakış sağlar. Sürecin nasıl yürütüleceği kişilerin tercihine göre belirlenir.

Doğum Sonrası ve Menopozda İstek Neden Değişir?

Doğum sonrası dönemde istekte azalma çok yaygın olarak görülür. Bu dönemde birden fazla etken bir arada bulunur. Doğumun ardından östrojen düzeyi belirgin biçimde düşer ve kuruluk gelişebilir. Emzirme sürerken bu düşük düzey bir süre daha korunur. Aynı dönemde uyku bölünmüş, yorgunluk belirgin ve dikkat büyük ölçüde bebeğe yönelmiştir.

Doğum sırasında oluşan yırtık ya da kesi bölgelerinin iyileşmesi de zaman alır. Bu bölgelerde hassasiyet sürerken ağrı endişesi ortaya çıkabilir. Beden algısındaki değişim de bu döneme eşlik eder. Bu etkenlerin tümü birlikte değerlendirildiğinde istekteki azalma anlaşılabilir bir tablo oluşturur. Çoğu kadında bu durum aylar içinde kademeli olarak toparlanır.

Menopoz döneminde ise östrojen azalması kalıcıdır. Vajinal dokunun incelmesi ve kayganlığın azalması ilişkiyi rahatsız edici hale getirebilir. Bu rahatsızlık isteği dolaylı yoldan azaltır. Ayrıca ateş basmaları ve gece terlemeleri uykuyu bölerek yorgunluğa katkı sağlar. Uyku düzeninin bozulması gün içi enerjiyi ve isteği etkiler.

Bu iki dönemin ortak yanı, değişimin beklenen ve açıklanabilir olmasıdır. Bu bilginin paylaşılması kişide oluşan kaygıyı azaltabilir. Şikâyetlerin yaşam kalitesini etkilediği durumlarda ise hekimle görüşülmesi yerinde olur. Kuruluk gibi bedensel bulgular ele alınabilir niteliktedir. İzlenecek yol kişinin genel sağlık durumuna göre birlikte belirlenir.

Hangi Durumlarda Hekim Değerlendirmesi Gerekir?

İstek azlığı birkaç aydır sürüyor ve kişide belirgin bir sıkıntı oluşturuyorsa değerlendirme düşünülebilir. Şikâyetin uzun süre bekletilmesi için geçerli bir neden yoktur. Erken dönemde yapılan değerlendirme, kaçınma davranışının yerleşmesini önleyebilir. Görüşmede konunun nasıl ele alınacağı kişinin rahat edeceği biçimde belirlenir.

Bazı bulguların eşlik etmesi değerlendirmeyi daha öncelikli hale getirir. Adet düzensizliği, belirgin kilo değişimi, saç dökülmesi ve süregelen yorgunluk bu bulgular arasındadır. Memeden süt gelmesi ayrıca sorgulanan bir belirtidir. Bu bulgular hormonal bir nedenin araştırılmasını gerektirebilir. İlgili kan tetkikleri hekim tarafından belirlenir.

İlişkide ağrı ya da vajinal kuruluk şikâyeti eşlik ediyorsa öncelikle bu durum ele alınır. Bedensel bir rahatsızlık varken isteğin değerlendirilmesi eksik kalır. Kuruluk ve ağrı gerilediğinde isteğin de toparlandığı sık görülür. Bu nedenle değerlendirmede bedensel bulgular önce gözden geçirilir.

Ruhsal belirtilerin öne çıktığı durumlarda farklı bir yaklaşım gerekebilir. Süregelen mutsuzluk, ilgi kaybı, uyku ve iştah değişikliği bu kapsamda ele alınır. Böyle bir tabloda destek almak sürecin ilerlemesine katkı sağlayabilir. Cinsel istek azlığı çoğu zaman ele alınabilir bir durumdur. İzlenecek yol hekim eşliğinde planlanır ve kişiye göre değişir.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir