randevu@drelifcetindag.com
Gebelik ve Doğum

Doğum Eylemi Hangi Evrelerden Oluşur?

Doğum eyleminin üç evresi, rahim ağzı açıklığının seyri, ıkınma dönemi ve bebeğin eşinin ayrılması üzerine genel bilgilendirme.

Doğum, tek bir anda olup biten bir olay değil, birbirini izleyen aşamalardan oluşan bir süreçtir. Bu sürecin nasıl ilerlediğini bilmek, anne adayının yaşadıklarını anlamlandırmasını kolaylaştırır. Rahim kasılmaları belirli bir düzene girdiğinde eylem başlamış sayılır; bebeğin doğması ve bebeğin eşinin ayrılması ise sonraki basamakları oluşturur. Aşağıda doğum eyleminin evreleri, her evrede beklenen değişimler ve süreleri etkileyen etkenler genel hatlarıyla açıklanmıştır.

Doğum Eyleminin Başladığı Nasıl Anlaşılır?

Doğum eyleminin başladığını gösteren temel bulgu, rahim kasılmalarının düzenli bir örüntü kazanmasıdır. Bu kasılmalar başlangıçta on beş, yirmi dakikada bir gelirken zamanla aralıkları kısalır ve süreleri uzar. Kasılmanın şiddeti de her seferinde biraz daha belirginleşir. Dinlenmekle ya da yer değiştirmekle geçmemesi, gerçek eylemi düşündüren bir özelliktir.

Kasılmalara sıklıkla başka bulgular eşlik eder. Rahim ağzından gelen koyu kıvamlı, kanla karışık akıntı halk arasında nişan olarak adlandırılır ve rahim ağzının (serviks) yumuşayıp açılmaya başladığını gösterebilir. Su kesesinin açılması, yani berrak sıvı gelmesi de eylemin başlangıcına işaret eden bir bulgudur.

Bununla birlikte, eylemin gerçekten başlayıp başlamadığına yalnızca hissedilen belirtilerle karar verilemez. Kesin değerlendirme, muayenede rahim ağzının açıklığı, incelmesi ve bebeğin konumu incelenerek yapılır. Bu nedenle kasılmalar düzenli hale geldiğinde sağlık kuruluşuna gidilmesi ve değerlendirme yapılması önerilir.

Birinci Evrede Rahim Ağzı Nasıl Açılır?

Birinci evre, düzenli kasılmaların başlamasıyla açılır ve rahim ağzının tam açıklığa, yani yaklaşık on santimetreye ulaşmasıyla tamamlanır. Bu evre çoğu doğumda sürenin en uzun bölümünü kaplar. Kasılmaların her biri rahim ağzını bir miktar daha geriye çekerek açıklığı artırır.

Açılmanın yanı sıra rahim ağzında incelme de gerçekleşir. Gebelik boyunca kalın ve kapalı duran serviks dokusu, eylem sırasında giderek incelir ve kısalır. Bu iki değişim birlikte ilerler; yalnızca açıklığın santimetre olarak ölçülmesi tabloyu tam yansıtmaz.

Aynı dönemde bebek de aşağı doğru ilerler. Bebeğin başının leğen kemiği içindeki seviyesi düzenli aralıklarla değerlendirilir. Anne adayının bu evrede hareket edebilmesi, pozisyon değiştirmesi ve rahat hissettiği duruşları bulması sürecin ilerleyişine katkı sağlayabilir. Nefes düzeninin korunması da kasılmalarla baş etmeyi kolaylaştırır.

Bu evrede sıvı alımının sürdürülmesi ve mesanenin düzenli aralıklarla boşaltılması önerilir. Dolu bir mesane, bebeğin aşağı ilerlemesini güçleştirebilir ve rahmin etkili kasılmasını sınırlayabilir. Kasılmalar arasındaki boşluklarda kısa dinlenmeler yapılması, evrenin ilerleyen bölümü için gücün korunmasına katkı sağlar.

Gizli ve Aktif Faz Arasındaki Fark Nedir?

Birinci evre kendi içinde iki bölüme ayrılarak incelenir. Gizli faz, kasılmaların düzene girdiği ilk bölümdür ve rahim ağzının yaklaşık beş, altı santimetreye ulaşmasına kadar sürer. Bu dönemde açılma yavaş ilerler, kasılmalar görece daha az şiddetlidir ve aralıkları uzundur.

Aktif faz ise açılmanın hızlandığı bölümdür. Kasılmalar iki üç dakikada bire kadar sıklaşır, her biri bir dakikaya yaklaşan sürelerde devam eder. Rahim ağzı bu dönemde saatte yaklaşık bir santimetre ilerleyebilir; ancak bu hız kişiden kişiye değişir.

Bu ayrım pratik açıdan önem taşır. Gizli fazın uzun sürmesi çoğu zaman olağan kabul edilir ve tek başına girişim gerektirmez. Aktif fazda ilerlemenin durması ise ayrıca değerlendirilir. Anne adayının evde geçirebileceği dönem genellikle gizli fazdır; aktif faza geçişte sağlık kuruluşunda izlenmek uygun olur.

Bu iki faz arasındaki geçiş her zaman keskin bir sınırla ayrılmaz. Bazı anne adaylarında gizli faz saatlerce, hatta bir gün boyunca sürebilirken aktif faza geçiş hızlı gerçekleşir. Bu nedenle yalnızca geçen süreye bakarak karar verilmez; kasılmaların düzeni ve muayene bulguları birlikte değerlendirilir.

İkinci Evrede Ikınma Ne Zaman Başlar?

İkinci evre, rahim ağzının tam açıklığa ulaşmasıyla başlar ve bebeğin doğmasıyla sona erer. Bu dönemde kasılmalara ıkınma isteği eşlik eder. Bebeğin başının leğen tabanına baskı yapması, doğal olarak ortaya çıkan bir itme hissi yaratır.

Ikınmanın zamanlaması önem taşır. Rahim ağzı tam açılmadan başlayan ıkınma, dokularda gereksiz zorlanmaya yol açabilir ve süreci kolaylaştırmaz. Bu nedenle ıkınmaya, muayenede tam açıklık doğrulandıktan sonra geçilmesi tercih edilir. Bazı durumlarda bebeğin biraz daha aşağı ilerlemesi beklenir.

Ikınma sırasında nefesin tutulup kasılma boyunca güç uygulanması yaygın yöntemdir. Kasılmalar arasındaki boşluklarda dinlenmek, gücün korunmasına yardımcı olur. Bu evrenin süresi, ilk doğumunu yapanlarda genellikle daha uzundur. Doğum sırasında bebeğin kalp atımları düzenli olarak izlenir ve süreç bu izlem eşliğinde yönetilir.

Bu dönemde alınan pozisyon da süreci etkileyebilir. Dik duruşlar, yan yatış ya da destekli çömelme gibi konumlar leğen açıklığını bir miktar artırabilir ve yer çekiminden yararlanmayı sağlar. Hangi pozisyonun uygun olduğu, bebeğin durumu ve uygulanan ağrı kontrolü yöntemine göre değişir.

Üçüncü Evrede Bebeğin Eşi Nasıl Ayrılır?

Üçüncü evre, bebeğin doğmasından sonra başlar ve bebeğin eşinin (plasenta) rahim duvarından ayrılıp dışarı alınmasıyla tamamlanır. Bebek doğduktan sonra rahim kasılmaya devam eder; bu kasılmalar plasentanın tutunduğu alandan ayrılmasını sağlar.

Ayrılmanın gerçekleştiğini gösteren bazı bulgular vardır. Göbek kordonunun bir miktar uzaması, hafif bir kanama gelmesi ve rahmin şeklinin değişmesi bunlar arasındadır. Bu bulgular görüldükten sonra plasenta yumuşak bir çekişle dışarı alınır.

Bu evre genellikle beş ile otuz dakika arasında tamamlanır. Plasentanın tam olarak çıkıp çıkmadığı dikkatle incelenir; geride parça kalması sonraki dönemde kanamaya yol açabildiğinden bu kontrol önem taşır. Rahmin iyi kasılmasını desteklemek amacıyla ilaç uygulanması bu dönemde sık başvurulan bir yaklaşımdır ve kanama miktarını azaltmaya yardımcı olur.

Doğum Sonrası İlk İki Saatte Neler İzlenir?

Plasentanın çıkmasından sonraki ilk saatler, yakın izlem gerektiren bir dönemdir. Bu süre bazen dördüncü evre olarak da adlandırılır. Rahmin sertleşip sertleşmediği elle kontrol edilir; iyi kasılan bir rahim, kanamanın kontrol altında kalmasını sağlar.

Kanama miktarı, nabız, tansiyon ve genel durum düzenli aralıklarla değerlendirilir. Doğum sırasında oluşmuş yırtık ya da kesi varsa onarımı bu dönemde yapılır ve iyileşmesi izlenir. İdrar yapabilme durumu da kontrol edilen noktalar arasındadır, çünkü dolu mesane rahmin kasılmasını zorlaştırabilir.

Aynı saatlerde bebekle ilk temas kurulur. Ten tene temas ve emzirmenin erken dönemde başlatılması hem sütün gelmesini destekler hem de rahmin kasılmasına katkıda bulunur. Bebeğin solunumu, rengi ve vücut ısısı da bu dönemde izlenen ölçütler arasındadır.

Anne adayının bu saatlerde beslenmesi ve sıvı alması da desteklenir. Uzun süren bir eylemin ardından enerji ve sıvı kaybı olabileceğinden, hafif besinler ve su alımı toparlanmaya katkı sağlar. İlk ayağa kalkış ise baş dönmesi olasılığı nedeniyle refakat eşliğinde yapılır.

Evreler Ne Kadar Sürer, Neye Göre Değişir?

Doğum evrelerinin süresi kişiden kişiye belirgin biçimde farklılık gösterir. İlk doğumunu yapanlarda birinci evre çoğunlukla daha uzun sürer; daha önce doğum yapmış olanlarda süreç genellikle daha kısadır. İkinci evre için de benzer bir fark söz konusudur.

Süreyi etkileyen etkenlerin başında kasılmaların gücü ve düzeni gelir. Bunun yanında bebeğin tahmini ağırlığı, başının duruş biçimi ve annenin leğen yapısı da ilerleyişi biçimlendirir. Anne adayının hareket edebilmesi, sıvı alımı ve dinlenme düzeni de sürece katkı sağlayan noktalardır.

Ağrı kontrolü amacıyla uygulanan yöntemler de süreyi etkileyebilir. Bölgesel uyuşturma uygulanan doğumlarda ikinci evre bir miktar uzayabilir; bu durum tek başına sorun sayılmaz. Sürelerin beklenenden uzun olması halinde ilerleyişin nedeni araştırılır ve gerekirse doğum yönteminin gözden geçirilmesi gündeme gelebilir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Sancıların belirli bir ritme oturması ve aralarının giderek daralması eylemin ilerlediğini gösterir; beş dakikada bir tekrarlayan ve yaklaşık bir dakika süren kasılmalar hastaneye gitme zamanının geldiğine işaret eder. Önceden doğum yapmış olanlarda süreç daha hızlı ilerleyebildiğinden bu ölçütün tamamlanması beklenmeden yola çıkmak daha güvenlidir.

Su kesesinin açılması, yani ani biçimde sıvı gelmesi durumunda kasılma olmasa bile değerlendirme gerekir. Gelen sıvının rengi ve kokusu önemli bilgi taşır. Parlak kırmızı kanama gelmesi, gecikmeden değerlendirme gerektiren durumlar arasındadır.

Bebek hareketlerinde belirgin azalma hissedilmesi, şiddetli ve geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık, karın üst bölgesinde ağrı ya da yüksek ateş varlığında da değerlendirme önerilir. Otuz yedinci haftadan önce düzenli kasılmaların başlaması erken doğum eylemi yönünden inceleme gerektirir. Emin olunamayan her durumda sağlık kuruluşuyla iletişime geçilmesi yerinde olur.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir