Gebelik döneminde sindirim sistemiyle ilgili şikâyetler sık dile getirilir. Bunların başında dışkılama düzeninde ortaya çıkan değişiklikler ve buna eşlik edebilen makat bölgesi şikâyetleri gelir. Her iki tablo da birbiriyle yakından ilişkilidir; birinin varlığı diğerini kolaylaştırır. Aşağıda bu şikâyetlerin gebelikte neden belirginleştiği, hangi düzenlemelerle hafifletilebileceği ve hangi bulguların değerlendirme gerektirdiği genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Gebelikte Kabızlık Neden Sık Görülür?
Bu tablonun arkasındaki temel etken hormonaldır. Gebelikte düzeyi artan progesteron hormonu, düz kaslar üzerinde gevşetici etki gösterir. Bu etki bağırsak duvarındaki kasları da kapsar. Bağırsak hareketlerinin yavaşlaması, içeriğin daha uzun süre bağırsakta kalmasına ve daha fazla su emilmesine yol açar.
Sonuç olarak dışkı sertleşir ve ilerlemesi güçleşir. Bu mekanizma, gebeliğin erken dönemlerinden itibaren devreye girer. Bu nedenle kabızlık, henüz karın büyümemişken bile ortaya çıkabilir ve gebelik boyunca sürebilir.
İkinci etken mekaniktir. İlerleyen haftalarda büyüyen rahim, bağırsaklara ve özellikle kalın bağırsağın son bölümüne bası uygular. Bu bası, içeriğin ilerlemesini yavaşlatarak tabloya katkı sağlar. Bu nedenle şikâyet son üç ayda daha belirgin hale gelebilir.
Üçüncü grup etken yaşam düzeniyle ilgilidir. Bulantı nedeniyle azalan sıvı alımı, lifli besinlerin tüketiminde azalma, hareketin sınırlanması ve tuvalet gereksinimini erteleme tabloyu ağırlaştırır. Bu etkenlerin bir bölümü değiştirilebilir nitelikte olduğundan, yönetimde ilk ele alınan başlıkları oluşturur.
Demir Hapı Kabızlığı Artırır mı?
Demir desteği, gebelikte sık kullanılan takviyelerdendir ve kabızlığı belirginleştirebilen bilinen bir etkendir. Bunun nedeni, alınan demirin bir bölümünün emilmeden bağırsakta kalması ve bağırsak içeriğinin kıvamını değiştirmesidir. Dışkının koyu renkli görünmesi de bu duruma bağlıdır ve beklenen bir bulgudur.
Bu etki, demir desteğinin bırakılmasını gerektirmez. Gebelikte demir gereksinimi belirgin biçimde artar; eksiklik hem anne hem bebek açısından sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle genel yaklaşım, desteğin sürdürülmesi ve şikâyetin ayrıca yönetilmesidir.
Bazı düzenlemeler bu etkiyi hafifletebilir. Demir desteğinin alım saatinin değiştirilmesi, tek seferde değil bölünmüş biçimde alınması ya da farklı bir demir biçimine geçilmesi gündeme gelebilir. Bu değişikliklerin hangisinin uygun olduğuna hekim karar verir; kendi kendine doz değiştirmek doğru bir yaklaşım değildir.
Demirin C vitamini kaynağıyla birlikte alınması emilimi artırır ve bağırsakta kalan miktarı azaltabilir. Buna karşılık çay, kahve ve süt ürünleriyle aynı saatte alınması emilimi azaltır. Bu nedenle demir desteğinin bu içeceklerden en az bir iki saat ayrı alınması önerilir.
Beslenmede Nelere Dikkat Edilmeli?
Beslenme düzenlemesinin merkezinde lif alımının artırılması yer alır. Lif, bağırsak içeriğinin hacmini artırarak hareketi uyarır ve suyu tutarak dışkının yumuşak kalmasını sağlar. Günlük lif alımının yirmi beş ile otuz gram aralığında olması genel olarak önerilir.
Lif kaynakları arasında tam tahıllı ekmek ve makarna, yulaf, bulgur, kurubaklagiller, sebzeler ve meyveler sayılır. Meyvenin kabuğuyla birlikte ve bütün halde tüketilmesi lif miktarını artırır. Kuru erik, incir ve kayısı gibi kuru meyveler bu konuda öne çıkan seçeneklerdir.
Lif alımının kademeli olarak artırılması önemlidir. Ani ve büyük artışlar gaz, şişkinlik ve karın rahatsızlığı yaratabilir. Bu nedenle miktarın birkaç gün içinde yavaş yavaş yükseltilmesi daha iyi tolere edilir. Ayrıca lif artışına sıvı alımının eşlik etmemesi durumunda tablo ağırlaşabilir.
Beslenmenin bir başka boyutu, bağırsak hareketini yavaşlatan seçeneklerin sınırlanmasıdır. Rafine unlu ürünler, hazır atıştırmalıklar ve aşırı işlenmiş gıdalar lif içeriği düşük seçeneklerdir. Yoğurt ve kefir gibi fermente ürünler ise bağırsak florasına katkı sağlayabilir. Beslenme düzeninin kişiye göre planlanması gerekiyorsa hekim ya da diyetisyen değerlendirmesi uygun olur.
Hareket ve Su Tüketimi Ne Kadar Etkilidir?
Sıvı alımı, lif tüketiminin işe yaraması için gerekli koşuldur. Yeterli su alınmadığında lif, bağırsakta suyu tutamaz ve dışkı sertleşmeye devam eder. Bu nedenle iki başlık birbirinden ayrı düşünülmez. Gebelikte günlük sıvı gereksiniminin yaklaşık iki ile iki buçuk litre düzeyinde olduğu belirtilir.
Sıvının gün içine yayılarak alınması, bir kerede fazla içmekten daha etkilidir. Sabah aç karnına içilen bir bardak ılık su, bağırsak hareketini uyaran ve yaygın olarak önerilen bir uygulamadır. Kabızlığın belirgin olduğu dönemlerde miktarın bir miktar artırılması yararlı olabilir.
Hareket, bağırsak hareketlerini uyaran ikinci temel başlıktır. Günlük yürüyüş, bağırsakların çalışmasını destekler ve dolaşımı iyileştirir. Günde yirmi ile otuz dakikalık düzenli bir yürüyüş, çoğu gebelikte uygulanabilen ve şikâyetlere katkı sağlayan bir düzenlemedir.
Tuvalet alışkanlıkları da sonucu etkiler. Gereksinim duyulduğunda ertelemeden tuvalete gidilmesi, dışkının bağırsakta daha da sertleşmesini önler. Sabah kahvaltısından sonraki dönemin bağırsak hareketlerinin en etkin olduğu zaman olduğu bilinir. Tuvalette ayakların altına küçük bir basamak konularak dizlerin yükseltilmesi, dışkılamayı kolaylaştıran bir konum sağlar ve ıkınma gereksinimini azaltır.
Hemoroit Neden Gelişir?
Hemoroit, makat bölgesindeki damar yastıkçıklarının genişlemesi ve şişmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Gebelikte bu tablonun sık görülmesinin birden fazla nedeni bulunur ve bunlar birbirini destekler.
Birinci neden, artan progesteron hormonunun damar duvarlarında yarattığı gevşemedir. Bu gevşeme damarların daha kolay genişlemesine yol açar. İkinci neden, gebelikte dolaşan kan hacminin artması ve bölgedeki damarlarda basıncın yükselmesidir.
Üçüncü neden mekaniktir. Büyüyen rahim, karın içindeki büyük toplardamara bası uygular ve alt bölgelerden kalbe dönen kan akışını güçleştirir. Bu durum makat çevresindeki damarlarda kan birikmesine yol açar. Aynı mekanizma bacaklardaki varis oluşumunu da açıklar.
Dördüncü neden kabızlıktır. Sert dışkının çıkarılması için uygulanan ıkınma, bölgedeki damarlara ani ve yüksek basınç uygular. Bu nedenle kabızlığın yönetilmesi, hemoroit şikâyetinin önlenmesinde de temel adımı oluşturur. Doğum sırasındaki ıkınma da benzer bir etkiyle şikâyetin doğumdan sonra belirginleşmesine yol açabilir.
Hangi Uygulamalar Şikâyeti Azaltır?
Yönetimin ilk adımı kabızlığın giderilmesidir. Dışkının yumuşak kalması, ıkınma gereksinimini azaltarak bölgeye binen yükü hafifletir. Bu nedenle lif ve sıvı alımına ilişkin düzenlemeler burada da geçerlidir.
Bölgesel uygulamalar arasında ılık oturma banyosu öne çıkar. Ilık suyla dolu bir kapta günde birkaç kez on beş dakika kadar oturulması, bölgedeki kasların gevşemesini sağlayarak ağrıyı azaltabilir. Şişliğin belirgin olduğu dönemlerde soğuk uygulama da rahatlatıcı bulunabilir.
Bölge temizliğinde sert kâğıt yerine ılık suyla yıkama tercih edilir; ardından bölgenin ovulmadan kurulanması uygun olur. Uzun süre oturmaktan ve sert yüzeylerde beklemekten kaçınılması, ara sıra ayağa kalkıp hareket edilmesi bölgedeki basıncı azaltır. Sol yan yatış, karın içindeki büyük damara binen basıyı azaltarak dolaşımı kolaylaştırır.
Bölgeye uygulanan kremler ve fitiller gündeme gelebilir. Ancak bu ürünlerin bir bölümü gebelikte önerilmeyen bileşenler içerebilir. Bu nedenle hangi ürünün kullanılabileceği hekime sorulmalı, eczaneden kendi kendine alınan ürünler kullanılmamalıdır. Aynı dikkat, dışkı yumuşatıcı ve müshil olarak bilinen ürünler için de geçerlidir; bunların bir bölümü gebelikte sakınca oluşturabilir.
Kanama Olursa Ne Yapılmalı?
Hemoroide bağlı kanama tipik olarak dışkılama sırasında ya da hemen sonrasında görülür. Kan parlak kırmızı renktedir, dışkının yüzeyinde ya da tuvalet kâğıdında damlalar halinde bulunur. Genellikle az miktardadır ve kendiliğinden durur.
Bu tabloyla karşılaşıldığında yapılması gereken, durumu hekime bildirmektir. Kanamanın hemoroide bağlı olduğu varsayımı kendi kendine yapılmamalıdır; benzer görünüm makat çatlağı ya da başka nedenlerle de ortaya çıkabilir. Muayeneyle yapılan değerlendirme, kaynağın belirlenmesini sağlar.
Tekrarlayan kanamalar, kan değerlerini etkileyebilir. Gebelikte demir depoları zaten daha hızlı tükendiğinden, süregelen kanama kansızlığa katkı sağlayabilir. Bu nedenle kanamanın sıklığı ve miktarı hekime aktarılmalıdır; gerekirse kan sayımı ile değerlendirme yapılır.
Bu dönemde bölgeye kendi kendine bir işlem uygulanmamalı, düğümü içeri itmek gibi girişimlerde bulunulmamalıdır. Kanamayı azaltmak amacıyla kullanılan bitkisel ürünler de hekime danışılmadan kullanılmamalıdır. Ayrıca vajinal kanama ile makat bölgesinden gelen kanamanın ayırt edilmesi önemlidir; ayrım net değilse hekime bildirilmelidir.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Beslenme ve yaşam düzeninde yapılan değişikliklere karşın kabızlığın sürmesi, değerlendirme gerektiren ilk durumdur. Bir haftadan uzun süre dışkılayamamak ya da dışkılamanın belirgin ağrıyla gerçekleşmesi de bildirilmelidir.
Şiddetli ve sürekli karın ağrısı, karında belirgin şişkinlik, bulantı ve kusmanın eşlik etmesi durumunda gecikmeden başvurulmalıdır. Kabızlık ile ishalin dönüşümlü olarak seyretmesi ve dışkı kalınlığında belirgin değişiklik de değerlendirme gerektirir.
Makat bölgesiyle ilgili olarak kanamanın tekrarlaması ya da miktarının artması, bölgede giderek şiddetlenen ağrı, sertleşmiş ve dokunmakla çok ağrıyan bir şişlik oluşması başvuru gerekçeleridir. Ateş yüksekliği, akıntı ve bölgede yaygın kızarıklık gelişmesi de bildirilmelidir.
Bunlara ek olarak dışkı tutamama şikâyetinin ortaya çıkması ve halsizlik, çarpıntı, solukluk gibi kansızlığı düşündüren bulguların gelişmesi değerlendirilmelidir. Herhangi bir ilaç, fitil, krem ya da bitkisel ürün kullanılmadan önce hekime danışılması ise bu dönemde uyulması gereken temel bir ilkedir.