Gebeliğin ilk aylarında görülen bulantı ve kusma, anne adaylarının büyük bölümünü etkileyen bir durumdur. Şiddeti kişiden kişiye değişir; kimi zaman hafif bir rahatsızlık olarak kalırken kimi zaman günlük yaşamı belirgin biçimde zorlaştırır. Bu yakınmayı azaltmaya yardımcı olabilecek çeşitli yaklaşımlar bulunmaktadır. Aşağıda bulantının nedenleri, seyri, uygulanabilecek düzenlemeler ve dikkat gerektiren durumlar açıklanmıştır.
Bulantı Hangi Haftalarda Başlar ve Ne Zaman Azalır?
Bulantı yakınması çoğunlukla gebeliğin beşinci ile altıncı haftaları arasında başlar. Bu dönem, birçok kişide gebeliğin yeni öğrenildiği zamana denk gelir. Yakınmanın başlangıç zamanı kişiden kişiye değişebilir; bazılarında daha erken, bazılarında birkaç hafta sonra ortaya çıkar.
Şiddetin en yüksek olduğu dönem genellikle dokuzuncu ile on birinci haftalar arasıdır. Bu haftalarda gün içindeki bulantı süresi uzayabilir ve kusma daha sık görülebilir. Bu evrenin geçici olduğunu bilmek, süreçle baş etmeyi kolaylaştırabilir.
Yakınmalar çoğu kişide on ikinci ile on dördüncü haftalardan itibaren azalmaya başlar. On altıncı haftaya gelindiğinde anne adaylarının büyük bölümünde belirgin bir rahatlama görülür. Bununla birlikte bir bölümünde bulantı daha uzun sürebilir.
Sabah saatlerinde belirginleşmesi nedeniyle bu tablo halk arasında sabah bulantısı olarak anılır. Ancak yakınmanın günün herhangi bir saatinde ya da gün boyunca sürmesi de sık görülür. Bu nedenle adlandırma her zaman gerçek seyri yansıtmaz.
Bulantının Nedeni Nedir?
Bulantının tek bir nedene bağlanması güçtür; birden fazla etkenin bir arada rol oynadığı düşünülmektedir. Bunların başında gebelik hormonu olarak bilinen ve bebeğin eşinden salgılanan hormonun kandaki düzeyi gelir. Bu hormonun en yüksek düzeye ulaştığı haftalarla bulantının en şiddetli olduğu haftalar örtüşür.
Östrojen düzeyindeki artış da tabloya katkı sağlar. Bu hormonun koku alma duyarlılığını artırdığı bilinmektedir. Daha önce rahatsız etmeyen kokuların birdenbire dayanılmaz hale gelmesi bu değişimle açıklanır.
Sindirim sistemindeki yavaşlama bir başka etkendir. Gebelikte mide boşalması gecikir ve mide ile yemek borusu arasındaki kapak gevşer. Bu iki değişim mide içeriğinin yukarı doğru hareketini kolaylaştırır ve bulantı hissini artırır.
Kan şekerindeki düşüşler de bulantıyı tetikleyebilir. Uzun süre aç kalındığında yakınmanın belirginleşmesi bununla ilişkilendirilir. Ayrıca yorgunluk, stres, uyku düzensizliği ve ailede benzer öykü bulunması da şiddeti etkileyen etkenler arasında sayılır.
Öğün Düzeni Nasıl Değiştirilmeli?
Bulantıyla baş etmede en işlevsel yaklaşım öğün düzeninin yeniden kurulmasıdır. Midenin tümüyle boşalması bulantıyı artırdığından, uzun açlık dönemlerinden kaçınılması önerilir. Üç büyük öğün yerine altı, yedi küçük öğün biçiminde bir düzen çoğu kişide fark yaratır.
Sabah yataktan kalkmadan önce birkaç kuru bisküvi ya da bir dilim kuru ekmek yenmesi yaygın olarak önerilen bir yöntemdir. Gece boyunca boşalan mideye ani hareket öncesinde küçük bir katkı sağlanması, sabah bulantısını hafifletebilir. Kalkarken yavaş davranmak da yardımcı olur.
Katı ve sıvı besinlerin ayrı zamanlarda alınması bir başka yararlı düzenlemedir. Yemekle birlikte fazla sıvı içilmesi mideyi hızla doldurup dolgunluk hissi yaratabilir. Sıvıların öğünlerden yarım saat önce ya da sonra tüketilmesi önerilir.
Besin seçiminde de bazı ölçütler öne çıkar. Yağlı, kızartılmış ve baharatlı yiyecekler mide boşalmasını daha da geciktirdiğinden yakınmayı artırabilir. Kuru, tuzlu ve sade besinler ile soğuk ya da oda sıcaklığındaki yiyecekler genellikle daha kolay tolere edilir. Yemekten hemen sonra uzanmak yerine bir süre dik durmak da rahatlama sağlayabilir.
Hangi Kokular ve Yiyecekler Tetikler?
Koku duyarlılığının artması, bulantının en sık tetikleyicilerinden biridir. Yemek pişerken çıkan kokular, kızartma kokusu, soğan ve sarımsak, kahve, sigara dumanı ve parfüm sıkça bildirilen tetikleyiciler arasındadır. Temizlik ürünlerinin kokusu da rahatsız edici olabilir.
Bu nedenle mutfakta geçirilen sürenin kısaltılması, mümkünse yemek hazırlama işinin başkasına bırakılması önerilir. Ortamın havalandırılması, pencerelerin açık tutulması ve yemeklerin kapalı kaplarda saklanması koku yoğunluğunu azaltır.
Yiyecek tarafında ise yağlı ve ağır yemekler, kızartmalar, aşırı baharatlı hazırlıklar, çok tatlı besinler ve asitli içecekler sık tetikleyicilerdir. Bu besinlerin bulantı döneminde sınırlandırılması yakınmayı hafifletebilir.
Tetikleyicilerin kişiden kişiye değiştiği unutulmamalıdır. Bir anne adayını rahatsız eden bir koku, başkası için sorun yaratmayabilir. Bu nedenle hangi durumların yakınmayı artırdığının birkaç gün boyunca not edilmesi, kişiye özgü tetikleyicilerin belirlenmesini kolaylaştırır ve bunlardan kaçınmayı mümkün kılar.
Zencefil ve B6 Vitamini İşe Yarar mı?
Zencefil, gebelikte bulantı için en çok araştırılmış bitkisel seçeneklerden biridir. Yapılan çalışmalarda bulantı şiddetini azaltmada katkı sağlayabildiğine ilişkin bulgular bildirilmiştir. Taze zencefil, zencefil çayı ya da kuru zencefil biçiminde tüketilebilir.
Bununla birlikte zencefilin de ölçülü kullanılması gerekir. Yüksek miktarda tüketiminin mide yanmasına yol açabildiği ve kanamayı etkileyebileceği belirtilir. Kullanılacak miktarın ve biçimin hekimle görüşülerek belirlenmesi uygun olur; bitkisel olması sınırsız kullanılabileceği anlamına gelmez.
B6 vitamini de bulantı yakınmasında sık gündeme gelen bir seçenektir. Gebelikte kullanımına ilişkin veriler bulunmakta ve hafif ile orta şiddetteki yakınmalarda ilk basamak seçenekler arasında sayılmaktadır. Bazı durumlarda başka bir etken maddeyle birlikte kullanılan hazır biçimleri de bulunur.
Vitamin takviyelerinin kendi kararıyla kullanılmaması gerekir. Alınacak doz, kullanım süresi ve kişinin durumuna uygunluğu hekim tarafından belirlenir. Ayrıca gebelikte kullanılan çok bileşenli vitamin ürünlerinin içeriğinde zaten bu vitaminin bulunabileceği ve doz toplamının gözden kaçabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Ne Zaman İlaç Kullanılır?
Bulantı yakınmasında ilaç, ilk başvurulan yöntem değildir. Beslenme düzenlemeleri, tetikleyicilerden kaçınma ve dinlenme gibi yaklaşımlar öncelikli olarak denenir. Bu adımlar birçok kişide yeterli rahatlama sağlar.
İlaç desteği, yakınmanın günlük yaşamı belirgin biçimde etkilediği durumlarda gündeme gelir. Yeterli beslenememe, sıvı alamama, kilo kaybı, işe ya da okula devam edememe gibi durumlar bu değerlendirmeyi başlatan ölçütlerdir.
Gebelikte bulantı için kullanılabilen ve hakkında kullanım deneyimi bulunan ilaç grupları vardır. Hangi seçeneğin uygun olduğu, yakınmanın şiddeti, gebelik haftası ve varsa diğer hastalıklar göz önünde bulundurularak hekim tarafından belirlenir.
Bu noktada kendi kendine ilaç kullanmanın sakıncası özellikle vurgulanmalıdır. Evde bulunan bulantı ilaçlarının, yakın çevreden önerilen ürünlerin ya da önceki gebelikte kullanılmış bir ilacın hekime danışılmadan alınması uygun değildir. Aynı biçimde hekim tarafından başlanan bir ilacın kendi kararıyla kesilmesi ya da dozunun değiştirilmesi de doğru bir yaklaşım değildir.
Aşırı Kusma Ne Zaman Tehlike İşareti Olur?
Bulantı ve kusmanın olağan sınırları aşarak sürekli hale gelmesi, ayrı bir tablo olarak değerlendirilir. Bu durum tıp dilinde gebeliğin aşırı kusması olarak adlandırılır ve gebeliklerin küçük bir bölümünde görülür.
Bu tabloyu düşündüren en belirgin bulgu, sıvı ve besin alımının sürdürülememesidir. Alınan her şeyin geri çıkarılması, gün boyunca sıvı tutulamaması ve gebelik öncesi ağırlığın belirgin bir bölümünün kaybedilmesi dikkat gerektiren işaretlerdir.
Sıvı kaybının ilerlemesiyle ağız kuruluğu, idrar miktarında azalma, koyu renkli idrar, baş dönmesi, çarpıntı ve halsizlik ortaya çıkar. Bu belirtiler vücudun sıvı ve mineral dengesinin bozulduğunu gösterir ve damardan sıvı desteği gerektirebilir.
Bu tabloda hastanede izlem gerekebilir. Uygulanan yaklaşımda sıvı ve mineral eksiğinin giderilmesi, gerekli görülen ilaç desteğinin verilmesi ve beslenmenin kademeli olarak yeniden başlatılması yer alır. Erken değerlendirme, sürecin daha kolay yönetilmesini sağlar.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Yirmi dört saat boyunca sıvı tutulamaması, sürekli kusma ve hiçbir şey yenip içilememesi durumunda gecikmeden değerlendirme önerilir. Bu tabloda beklemek sıvı kaybının ilerlemesine yol açabilir.
Gebelik öncesi ağırlığın belirgin bir bölümünün kaybedilmesi, idrar miktarının azalması, koyu renkli idrar çıkması, ayağa kalkarken baş dönmesi ve çarpıntı hissedilmesi de başvuru gerektiren bulgulardır.
Kusmuğun içinde kan görülmesi, kahve telvesi görünümünde madde çıkması ya da şiddetli karın ağrısı eşlik etmesi beklenmeden bildirilmelidir. Ateş yüksekliği, ishal ve baş ağrısının bulantıya eşlik etmesi de başka bir nedenin araştırılmasını gerektirebilir.
Bulantının on altıncı haftadan sonra başlaması ya da azalmış yakınmanın ileri haftalarda yeniden ortaya çıkması da değerlendirme gerektiren durumlardır. Bu dönemde ortaya çıkan bulantı farklı nedenlerle ilişkili olabileceğinden inceleme yapılması uygun olur.