randevu@drelifcetindag.com
Gebelik ve Doğum

Gebelikte Mide Yanması ve Reflü Nasıl Geçer?

Gebelikte reflünün neden ortaya çıktığı, hangi dönemde arttığı, tetikleyici yiyecekler ve yemek ile uyku düzeninin nasıl ayarlanacağı hakkında bilgilendirme.

Göğüs kemiğinin arkasında hissedilen yanma, gebelik döneminde en sık bildirilen şikâyetlerden biridir. Bu tablo çoğunlukla geçici bir değişimin sonucudur ve gebeliğin sonlanmasıyla geriler. Şikâyetin yönetiminde beslenme ve yaşam düzeni ilk sırada yer alır. Aşağıda nedenleri, tetikleyicileri ve rahatlama sağlayan düzenlemeler açıklanmıştır.

Gebelikte Reflü Neden Ortaya Çıkar?

Yemek borusu ile mide arasında, kapı görevi gören bir kas halkası bulunur. Bu halka olağan koşullarda kapalı durur ve mide içeriğinin yukarı kaçmasını engeller. Yemek yutulduğunda gevşer, geçişin ardından yeniden kapanır.

Gebelikte yükselen progesteron hormonu düz kasları gevşetici etki gösterir. Bu etki rahim kasını olduğu kadar sindirim sistemindeki kasları da kapsar. Yemek borusu ile mide arasındaki halkanın gevşemesi, mide içeriğinin yukarı kaçmasını kolaylaştırır.

Yakınmanın gebelikte belirginleşmesinin ikinci nedeni mekaniktir. Büyüyen rahim karın boşluğunda yer kapladıkça mideyi yukarı doğru iter ve üzerindeki basıncı artırır; bu basınç özellikle uzanır uzanmaz hissedilen yanmayı açıklar. Aynı süreçte sindirim yolunun çalışma hızı da düşer, dolayısıyla mide beklenenden geç boşalır. Son üç ayda şikâyetin artması bu iki etkenin üst üste binmesiyle ilişkilendirilir. Yatağın baş tarafının birkaç santimetre yükseltilmesi, yer çekiminin bu basınca karşı çalışmasını sağlayarak gece yakınmasını azaltabilir.

Bu tabloda yanmayı oluşturan asıl etken, yukarı kaçan içeriğin kendisidir. Mide iç yüzeyi kendi salgısına karşı korunaklı bir yapıya sahiptir; yemek borusunun iç yüzeyinde ise böyle bir koruma bulunmaz. Asit bu korumasız yüzeyle temas ettiğinde göğüs kemiğinin arkasında yükselen bir yanma duygusu oluşur. Ağza gelen ekşi su ve boğazda kalan acımsı tat da aynı temasla açıklanır. Yakınmanın öğün sonrasında belirginleşmesi, mide içeriğinin o saatlerde en yoğun olmasıyla ilişkilendirilir.

Şikâyet Hangi Dönemde Artar?

Şikâyetler gebeliğin herhangi bir döneminde başlayabilir. İlk üç aylık dönemde hormonal etki öne çıkar ve bazı gebelerde erken dönemde yanma hissi bildirilir. Bu dönemde bulantıyla birlikte seyretmesi sık görülür.

Şikâyetin en belirgin olduğu dönem son üç aydır. Rahmin ulaştığı boyut, karın içi basıncı en yüksek düzeye çıkarır. Bu nedenle son haftalarda yanma hissi hem daha sık hem daha yoğun tanımlanır. Gebelerin önemli bir bölümü bu dönemde şikâyet bildirir.

Gün içindeki dağılım da düzenli değildir. Yemeklerden sonraki bir ile iki saat içinde ve gece yatar pozisyonda şikâyetlerin arttığı bildirilir. Yatar pozisyonda yer çekiminin katkısı ortadan kalktığından mide içeriği daha kolay yukarı kaçar.

Bebeğin doğumdan önceki haftalarda aşağı inmesiyle birlikte mide üzerindeki baskı bir miktar azalabilir. Bazı gebeler bu dönemde rahatlama tarif eder. Şikâyetler doğumun ardından genellikle kısa süre içinde geriler.

Hangi Yiyecekler Yanmayı Tetikler?

Tetikleyiciler kişiden kişiye değişir; ancak bazı besinler daha sık bildirilir. Yağlı ve kızartılmış yiyecekler bu listenin başında yer alır. Yağ oranı yüksek öğünler midenin boşalmasını geciktirerek şikâyeti artırır.

Baharatlı yiyecekler, acı biber ve yoğun soslar yemek borusu mukozasını doğrudan tahriş edebilir. Domates ve turunçgil gibi asitli besinler de benzer bir etki gösterir. Çikolata ve nane, kas halkasının gevşemesine katkıda bulunabilen ögeler arasında sayılır.

İçecekler ayrı bir başlıktır. Gazlı içecekler mide içindeki basıncı artırır. Kahve ve kafeinli içecekler hem asit yapımını artırabilir hem de kas halkası üzerinde gevşetici etki gösterebilir. Gebelikte kafein alımının zaten sınırlandırılması bu açıdan da yararlı olur.

Tetikleyicilerin belirlenmesinde kişisel gözlem yol göstericidir. Yenilen besinlerin ve şikâyetin ortaya çıktığı zamanların birkaç hafta boyunca not edilmesi, hangi ögelerin sorun yarattığını ortaya çıkarabilir. Böylece gereksiz kısıtlamaya gidilmeden yalnızca ilgili besinler azaltılabilir.

Yemek ve Uyku Düzeni Nasıl Ayarlanmalı?

Öğün büyüklüğünün küçültülmesi sık başvurulan düzenlemelerden biridir. Büyük öğünler mideyi gerer ve içeriğin yukarı kaçma olasılığını artırır. Günde üç büyük öğün yerine beş ya da altı küçük öğüne geçilmesi bu yükü azaltır.

Yemek yeme hızı da önemlidir. Hızlı yenen ve iyi çiğnenmeyen bir öğün, hem mideye daha fazla hava girmesine hem de sindirimin güçleşmesine yol açar. Yavaş yemek ve lokmaları iyi çiğnemek basit ancak işe yarayan bir düzenlemedir.

Sıvı alımının öğünle birlikte değil, öğün aralarında yapılması yararlı bulunur. Yemekle birlikte fazla sıvı içilmesi mide hacmini artırır. Su tüketiminin gün içine yayılması hem bu etkiyi azaltır hem de kabızlığın önlenmesine katkı sağlar.

Son öğün ile yatış arasında en az iki ile üç saat bırakılması önerilir. Yemekten hemen sonra uzanmaktan kaçınılmalıdır. Yemek sonrasında kısa bir yürüyüş, midenin boşalmasına yardımcı olabilir. Bel bölgesini sıkan giysilerden kaçınılması da karın içi basıncı azaltır.

Yatarken Baş Yüksekliği Fark Yaratır mı?

Yatar pozisyonda yemek borusu ile mide aynı düzeye gelir. Bu durumda yer çekiminin koruyucu etkisi ortadan kalkar ve mide içeriği daha kolay yukarı kaçar. Baş kısmının yükseltilmesi bu etkiyi geri kazandırır.

Etkili olması için yükseltmenin yalnızca yastıkla yapılmaması önerilir. Üst üste konan yastıklar boyun ve sırtta bükülmeye yol açar; bu da karın içi basıncı artırabilir. Bunun yerine yatağın baş tarafının bütünüyle yükseltilmesi tercih edilir.

Yatağın baş kısmının altına yerleştirilecek destekler ya da yatak altına konan üçgen bir yükselti bu amaçla kullanılabilir. On beş ile yirmi santimetrelik bir yükseklik yeterli kabul edilir. Böylece gövde bir bütün olarak eğimli konuma gelir.

Yatış yönü de fark yaratabilir. Sol yana yatmanın mide ile yemek borusu arasındaki geçiş açısını değiştirerek şikâyeti azaltabildiği bildirilir. Bu pozisyon aynı zamanda gebelikte dolaşım açısından da uygun bulunur.

Hangi İlaçlar Kullanılabilir?

Yaşam düzeni düzenlemeleri yeterli olmadığında ilaç kullanımı gündeme gelebilir. Gebelikte kullanılabilecek seçenekler bulunur; ancak bunların hangisinin uygun olduğu kişinin durumuna ve gebeliğin haftasına göre değişir. Bu nedenle karar hekim tarafından verilmelidir.

Mide asidini bağlayan antasit grubu ürünler bu başlıkta sık anılır. Bu ürünlerin bir bölümü gebelikte hekim önerisiyle kullanılabilir. Ancak bileşiminde sodyum bikarbonat bulunanlar ödem yapıcı etkileri nedeniyle uygun görülmez.

Antasitlerin bir başka özelliği, demir ve bazı ilaçların emilimini azaltabilmesidir. Bu nedenle demir takviyesi kullanan gebelerde iki ürünün aynı saate denk getirilmemesi önerilir. Kullanım zamanının planlanması da hekimle konuşulmalıdır.

Asit yapımını azaltan ilaç grupları da bulunur ve gerekli görüldüğünde hekim değerlendirmesiyle kullanılabilir. Kendi kendine ilaç kullanmanın sakıncası bu dönemde belirgindir. Reçetesiz satılan bir ürün, tanıdık önerisiyle alınan bir kutu ya da gebelik öncesinde kullanılan bir ilaç bu dönemde uygun olmayabilir.

Hangi Şikâyetler Reflü Dışını Düşündürür?

Yanma hissi her zaman reflüye bağlı değildir. Karnın üst bölümünde, özellikle sağ üst kısımda yerleşen ağrı farklı bir tabloyu düşündürebilir. Bu bölgedeki ağrının sırta ve omuza yayılması safra kesesiyle ilişkili olabilir.

Gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan üst karın ağrısı ayrı bir önem taşır. Bu ağrıya geçmeyen baş ağrısı, görme bulanıklığı, gözde ışık çakmaları, ellerde ve yüzde ani şişme eşlik ediyorsa kan basıncı yüksekliğiyle ilişkili bir tablo düşünülür. Bu bulgular gecikmeden değerlendirme gerektirir.

Yutma güçlüğü, lokmanın takıldığı hissi, istemsiz kilo kaybı ve sürekli kusma da reflü dışını düşündüren bulgulardır. Kusmuğun kahve telvesi görünümünde olması ya da dışkının siyah renk alması kanama açısından değerlendirilmesi gereken durumlardır.

Göğüs bölgesindeki ağrının kola, çeneye ya da sırta yayılması, nefes darlığı ve soğuk terleme eşlik etmesi durumunda kalp kaynaklı bir tablo dışlanmalıdır. Bu belirtilerin reflü sanılarak beklenmemesi önemlidir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Şikâyetlerin yaşam düzeni düzenlemeleriyle azalmaması, gece uykusunu sürekli bölmesi ve günlük yaşamı etkilemesi durumunda değerlendirme önerilir. Bu tabloda uygun bir tedavinin planlanması sürecin rahatlamasına katkı sağlar.

Yutma güçlüğü, ağrılı yutkunma, sürekli kusma, kilo kaybı, kusmukta ya da dışkıda kan görülmesi gecikmeden başvuru gerektiren bulgulardır. Yeterli sıvı alınamaması da değerlendirme nedenidir.

Üst karın ağrısına baş ağrısı, görme değişiklikleri ve ani şişme eşlik ediyorsa kan basıncı ölçümü yapılmalı ve başvuru geciktirilmemelidir. Bu bulgular gebeliğe özgü bir tabloyla ilişkili olabilir.

Göğüs ağrısının kola ya da çeneye yayılması, nefes darlığı ve soğuk terleme eşlik etmesi durumunda değerlendirme gerekir. Ayrıca kullanılmakta olan bir ilaç varsa ve şikâyetler bu ilaçla başlamışsa bunun hekime bildirilmesi uygun olur.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir