Kemik dokusu durağan bir yapı değildir; yaşam boyu yıkılıp yeniden yapılan canlı bir dokudur. Bu iki sürecin dengesi yıkım yönüne kaydığında kemik yoğunluğu azalır ve kırılganlık artar. Osteoporoz adıyla anılan bu tablo, uzun süre sessiz seyretmesi nedeniyle çoğu zaman ilk kırıkla fark edilir. Aşağıda kemik erimesinin nasıl geliştiği, menopozla ilişkisi, nasıl ölçüldüğü ve hangi önlemlerin öne çıktığı anlatılmıştır.
Kemik Erimesi Neden Olur?
Kemik dokusunda iki hücre grubu birlikte çalışır. Bir grup eski kemik dokusunu yıkar, diğeri yerine yeni doku yapar. Gençlik yıllarında yapım yıkımdan fazladır ve kemik kütlesi artar. Yaklaşık otuzlu yaşların başında ulaşılan en yüksek kemik kütlesi, sonraki yılların dayanağını oluşturur.
İlerleyen yaşla birlikte yapım hızı yavaşlar ve denge yıkım yönüne kayar. Bu kayıp herkeste bir ölçüde görülür; ancak bazı kişilerde daha hızlı ilerler. Ulaşılan en yüksek kemik kütlesinin düşük olması, sonraki kaybın daha erken sorun yaratmasına yol açar.
Süreci hızlandıran etkenler arasında hareketsiz yaşam, kalsiyum ve D vitamini yönünden yetersiz beslenme, sigara kullanımı ve fazla alkol tüketimi sayılır. Uzun süreli kortizon kullanımı, tiroit bezinin fazla çalışması, bağırsakta emilim bozukluğu ve romatizmal hastalıklar da kemik kaybını artırabilir. Zayıf beden yapısı ve ailede kalça kırığı öyküsü bulunması ek risk başlıklarıdır.
Kadınlarda bu tablonun daha sık görülmesinin birkaç nedeni vardır. Kadınların ulaştığı en yüksek kemik kütlesi erkeklere göre daha düşüktür; ayrıca menopozla birlikte yaşanan hormonal değişim kaybı hızlandırır. Bu iki etkenin birleşmesi, kırık riskini kadınlarda öne çeker.
Menopoz Kemik Yoğunluğunu Nasıl Etkiler?
Östrojen, kemik yıkımını yapan hücrelerin etkinliğini sınırlayan bir hormondur. Menopozla birlikte bu hormonun düzeyi belirgin biçimde azalır ve yıkım hücreleri üzerindeki fren ortadan kalkar. Sonuçta kemik kaybının hızı artar.
Bu hızlanma menopozdan sonraki ilk yıllarda en belirgindir. Bu dönemde yıllık kayıp oranı, menopoz öncesine göre kat kat yüksek seyredebilir. Kayıp özellikle omurga gibi süngerimsi yapıdaki kemiklerde daha hızlı ilerler; bu nedenle omurga çökme kırıkları sık görülür.
Menopozun erken yaşta yaşanması ya da yumurtalıkların ameliyatla alınması, östrojensiz geçen süreyi uzattığı için kemik açısından ayrıca değerlendirilir. Uzun süre adet görmeyen genç kadınlar da bu yönden risk taşır; yoğun spor ya da yetersiz beslenmeye bağlı adet kesilmesi bu grupta ele alınır.
Osteoporoz Hangi Belirtileri Verir?
Kemik kaybı ilerlerken kişi çoğunlukla hiçbir şey hissetmez. Ağrı, halsizlik ya da başka bir uyarıcı bulunmaz. Bu sessiz seyir, tablonun geç fark edilmesinin başlıca nedenidir ve tarama yaklaşımını gerekli kılar.
İlk belirti çoğu zaman küçük bir zorlanmayla oluşan kırıktır. Alçak bir yerden düşme, hafif bir çarpma ya da ağır bir cismi kaldırma sırasında kırık gelişebilir. En sık etkilenen bölgeler omurga, kalça ve el bileğidir. Bu tür kırıklar duyarlılığı azalmış kemik dokusunun göstergesi sayılır.
Zamanla ortaya çıkan bulgular arasında boy kısalması, sırtın öne doğru kamburlaşması ve sırt bölgesinde süregen ağrı yer alır. Birkaç santimetreyi aşan boy kaybı, sessiz gelişmiş omurga çökme kırıklarının işareti olabilir. Bu değişimler duruş bozukluğuna, karın bölgesinde dolgunluk hissine ve derin nefes almada güçlüğe yol açabilir.
Kırıkların yaşam üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulur. Kalça kırığı sonrasında hareket bağımsızlığının azalması, uzun süreli bakım gereksinimi ve yaşam kalitesinde düşüş bildirilen sonuçlar arasındadır. Bu nedenle yaklaşımın odağı, kırık oluştuktan sonraki dönem değil, kırıktan korunmadır.
Kemik Yoğunluğu Ölçümü Nasıl Yapılır?
Ölçüm, DEXA olarak bilinen çift enerjili röntgen yöntemiyle yapılır. Kişi bir masaya sırtüstü uzanır; cihaz omurga ve kalça bölgesini tarar. İşlem yaklaşık on beş dakika sürer, ağrısız geçer ve iğne gerektirmez. Kullanılan ışın miktarı düşüktür.
Sonuç iki ayrı puanla verilir. T skoru, ölçülen değeri genç erişkin ortalamasıyla karşılaştırır ve tanı bu puana göre konur. Eksi bir ve üzeri beklenen aralık, eksi bir ile eksi iki buçuk arası kemik yoğunluğunda azalma, eksi iki buçuk ve altı osteoporoz olarak değerlendirilir. Z skoru ise aynı yaş grubuyla karşılaştırma yapar ve genç kişilerde daha anlamlıdır.
Sonucun tek başına okunması eksik kalır. Kişinin yaşı, kırık öyküsü, kullandığı ilaçlar ve eşlik eden hastalıkları değerlendirmeye katılır. Kan tahlillerinde kalsiyum, D vitamini, böbrek ve tiroit işlevleri incelenir. Takip amacıyla yapılan ölçümlerin aynı cihazda tekrarlanması, karşılaştırmanın güvenilir olmasını sağlar.
Kimlere Kemik Ölçümü Önerilir?
Altmış beş yaş üzerindeki kadınlarda ölçüm, ek bir risk aranmaksızın önerilir. Bu yaş grubunda kemik kaybı yaygın olduğu için tarama yaklaşımı benimsenir.
Daha genç yaşta menopoza girmiş kadınlarda ve risk taşıyan kişilerde ölçüm daha erken gündeme gelir. Kırk beş yaşından önce menopoza girenler, yumurtalıkları alınmış kadınlar, uzun süre kortizon kullananlar, zayıf beden yapısına sahip olanlar ve ailesinde kalça kırığı öyküsü bulunanlar bu grupta değerlendirilir.
Küçük bir zorlanmayla kırık geçirmiş herkes, yaşı ne olursa olsun incelenmelidir. Boyunda belirgin kısalma fark edilmesi, süregen sırt ağrısı, uzun süre adet görmeme ve kemik metabolizmasını etkileyen hastalıkların bulunması da ölçüm gerekçeleridir. Ölçümün hangi aralıkla tekrarlanacağı ilk sonuca ve kişinin risk durumuna göre hekim tarafından belirlenir.
Beslenme ve Egzersizle Kemik Sağlığı Nasıl Korunur?
Kalsiyum, kemik yapısının temel maddesidir. Süt ve süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, susam ve pekmez kalsiyum kaynakları arasında sayılır. Günlük gereksinimin öncelikle besinlerden karşılanması, takviyeye göre daha uygun bir yol olarak değerlendirilir.
D vitamini, kalsiyumun bağırsaktan emilmesi için gereklidir. Bu vitaminin başlıca kaynağı güneş ışığıyla ciltte üretimdir; balık ve yumurta sarısı da katkı sağlar. Ülkemizde eksikliği yaygın görüldüğü için düzeyin kan tahliliyle kontrol edilmesi ve gerekiyorsa hekim önerisiyle destek alınması yerinde olur. Protein alımının yeterli olması da kemik yapısını destekler.
Hareket türü kemik açısından belirleyicidir. Vücut ağırlığının taşındığı etkinlikler kemiğe yük bindirdiği için yapım hücrelerini uyarır; yürüyüş, hafif koşu, dans ve merdiven çıkma bu grupta yer alır. Direnç çalışmaları kas gücünü artırarak dolaylı katkı sağlar. Denge ve esneklik çalışmaları ise düşme olasılığını azaltır. Ev içinde kaygan halıların kaldırılması, aydınlatmanın düzenlenmesi ve görme sorunlarının giderilmesi de kırıktan korunmanın parçasıdır. Sigaranın bırakılması ve alkol tüketiminin sınırlanması kemik sağlığını destekler.
Hangi Durumlarda İlaç Tedavisi Değerlendirilir?
İlaç seçenekleri, ölçüm sonucunun osteoporoz sınırına ulaştığı durumlarda değerlendirilir. Kemik yoğunluğunda azalma saptanan ancak sınırın üzerinde kalan kişilerde karar, kırık riskini hesaplayan araçlarla desteklenir.
Küçük bir zorlanmayla omurga ya da kalça kırığı geçirmiş kişilerde ölçüm sonucu ne olursa olsun ilaç kullanımı gündeme gelir. Uzun süre kortizon kullanan kişilerde de koruyucu yaklaşım daha erken devreye girebilir.
Kullanılan ilaç grupları arasında kemik yıkımını yavaşlatanlar ve kemik yapımını destekleyenler bulunur. Ağızdan alınan, damar yoluyla ya da deri altına uygulanan biçimleri vardır. Her grubun kendine özgü kullanım düzeni ve olası yan etkileri bulunur; bu nedenle seçim kişinin böbrek işlevleri, sindirim sistemi durumu ve diğer hastalıkları göz önünde bulundurularak yapılır. Tedavi süresince kalsiyum ve D vitamini alımının yeterli olması beklenir. Menopoz döneminde hormon desteği kullanan kadınlarda bu desteğin kemik üzerine olumlu katkısı da değerlendirmeye katılır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Boyda fark edilir bir kısalma, sırtın öne doğru eğilmesi ve nedeni açıklanamayan süregen sırt ağrısı değerlendirme gerektirir. Bu bulgular sessiz gelişmiş omurga kırıklarının işareti olabilir.
Alçak bir yerden düşme ya da hafif bir çarpma sonrasında kırık oluşması gecikmeden inceleme gerekçesidir. Böyle bir kırık, kemik dayanıklılığının azaldığını gösteren en somut bulgudur.
Kırk beş yaşından önce menopoza girenler, yumurtalıkları alınmış kadınlar ve uzun süre kortizon kullananlar belirti olmasa da değerlendirmeden yarar görür. Uzun süre adet görmeyen genç kadınlar da bu yönden incelenmelidir. Sık düşme, denge sorunu ve yürümede güçlük yaşayan kişilerin durumu da ayrıca ele alınmalıdır. İlaç kullananlarda çene bölgesinde ağrı, uyluk bölgesinde yeni başlayan ağrı ya da yutma güçlüğü gelişirse hekime danışılması gerekir.