Doğumdan sonraki ilk haftalar, hem annenin toparlanması hem de yeni düzene uyum açısından yakın izlem gerektiren bir dönemdir. Bu dönemde yapılan kontroller, iyileşmenin beklenen biçimde ilerleyip ilerlemediğini görmeyi ve gözden kaçabilecek durumları erken fark etmeyi amaçlar. Aşağıda kontrollerin ne zaman planlandığı, sırasında nelerin değerlendirildiği ve hangi şikâyetlerin bildirilmesi gerektiği genel hatlarıyla açıklanmıştır.
İlk Lohusalık Kontrolü Kaçıncı Günde Olmalı?
Doğum sonrası izlem, taburculuktan sonra bitmez. Genel yaklaşım, ilk değerlendirmenin doğumu izleyen ilk hafta içinde yapılmasıdır. Bu erken kontrolde kanama miktarı, kesi ya da dikiş yerinin durumu, ateş varlığı ve emzirmenin nasıl gittiği gözden geçirilir. Erken dönemde ortaya çıkabilecek sorunların çoğu bu aşamada fark edilebilir.
Sezaryenle doğum yapmış kişilerde yara yerinin kontrolü için beşinci ve onuncu günler arasında bir görüşme planlanması yaygındır. Dikişlerin durumu, kızarıklık ya da akıntı olup olmadığı bu aşamada değerlendirilir. Gerekiyorsa pansuman yapılır.
İkinci ve daha kapsamlı değerlendirme uygulamada çoğunlukla altıncı hafta dolayında yapılır; bu zamanlamanın gerekçesi, rahmin gebelik öncesi boyutuna büyük ölçüde bu süre içinde dönmesi ve doğum kanalındaki iyileşmenin bu dönemde tamamlanmasıdır. Bununla birlikte güncel yaklaşım, doğum sonrası izlemi tek bir randevuya indirgemez. Kapsamlı değerlendirmenin zamanı kişiye göre belirlenir ve gerekli görüldüğünde on ikinci haftaya kadar uzanan bir aralık içinde planlanabilir. Bu görüşmede yalnızca bedensel iyileşme değil; ruhsal durum, emzirmenin gidişi, uyku ve yorgunluk düzeni, cinsel yaşam ve korunma tercihi ile varsa süregelen hastalıkların seyri birlikte ele alınır.
Bu nedenle altıncı haftanın izlemin bittiği tarih değil, sürecin gözden geçirildiği bir durak olduğu belirtilir. O tarihte tamamlanmamış bir iyileşme ya da sürmekte olan bir şikâyet varsa görüşme tekrarlanır. Şikâyetleri süren kişilerde izlemin ilerleyen aylara taşınması ve gereken durumlarda ilgili birimlere yönlendirme yapılması beklenir.
Gebelikte yüksek tansiyon, gebelik şekeri ya da kansızlık gibi durumlar bulunmuşsa ara kontroller sıklaştırılır. Bu tabloların doğum sonrasında da izlenmesi gerekir. Kontrol takvimi bu nedenle herkes için aynı değildir; kişinin gebelik ve doğum öyküsüne göre belirlenir.
Kontrolde Hangi Muayeneler Yapılır?
Değerlendirme genellikle sorgulama ile başlar. Kanamanın seyri, ağrı durumu, ateş öyküsü, idrar ve bağırsak alışkanlıkları, uyku düzeni ve emzirme süreci hakkında bilgi alınır. Ruhsal durum da bu görüşmenin bir parçasıdır; doğum sonrası dönemde görülebilen duygu durum değişiklikleri sorgulanır.
Ardından tansiyon, nabız ve ateş ölçülür. Kilo takibi yapılabilir. Karın muayenesinde rahmin küçülüp küçülmediği elle değerlendirilir. Altıncı hafta dolduğunda rahmin karın üzerinden ele gelmemesi beklenir.
Jinekolojik muayenede doğum kanalı ve rahim ağzı incelenir. İyileşmenin tamamlanıp tamamlanmadığı, akıntının özelliği ve varsa hassasiyet değerlendirilir. Gerekli görülürse ultrason yapılarak rahim içi kontrol edilir; geride doku kalıp kalmadığı bu yolla anlaşılabilir.
Aynı görüşmede meme muayenesi de yapılabilir. Meme uçlarında çatlak, ağrı ya da sertleşmiş alan varlığı gözden geçirilir. Emzirmeyle ilgili yaşanan zorluklar bu aşamada konuşulur ve uygun yönlendirme yapılır.
Dikiş ve Kesi Yeri Nasıl Değerlendirilir?
Vajinal doğum sırasında yapılan kesi ya da kendiliğinden oluşan yırtıklar dikişle onarılır. Kullanılan dikiş malzemesi çoğunlukla kendiliğinden erir; ayrıca alınması gerekmez. Kontrolde bu bölgenin kapanıp kapanmadığı, kızarıklık, şişlik ya da akıntı bulunup bulunmadığı incelenir.
Dikiş bölgesinde ilk günlerde ağrı ve gerginlik hissi olağandır. Bu his giderek azalır. Ağrının azalmak yerine artması, bölgede nabız gibi zonklama olması ya da kötü kokulu akıntı gelmesi enfeksiyon yönünden değerlendirilir. Erken fark edilen bu tablo genellikle kolay yönetilir.
Sezaryen kesisi karın alt kısmında yatay bir çizgi biçimindedir. Kontrolde yaranın kenarlarının birbirine yapışıp yapışmadığı, altında sertlik ya da sıvı toplanması bulunup bulunmadığı değerlendirilir. Kesi çevresinde bir süre uyuşukluk hissedilmesi beklenen bir bulgudur ve aylar içinde azalır.
İyileşme sürecinde bölgenin temiz ve kuru tutulması önerilir. Aşırı ovalamaktan kaçınılması, bol ve pamuklu iç çamaşırı kullanılması iyileşmeyi kolaylaştırır. Bölgeye uygulanacak herhangi bir ürünün hekim önerisiyle seçilmesi uygun olur.
Kansızlık İçin Hangi Tetkikler İstenebilir?
Gebelik boyunca artan kan hacmi ve doğum sırasındaki kan kaybı nedeniyle doğum sonrası dönemde kansızlık sık karşılaşılan bir durumdur. Bunu değerlendirmek için öncelikle tam kan sayımı istenir. Bu tetkik hemoglobin düzeyini ve alyuvarların özelliklerini gösterir.
Hemoglobin düşük bulunduğunda nedenin ayrıntılandırılması gerekebilir. Ferritin ölçümü, vücuttaki demir deposunu yansıttığı için sık başvurulan bir tetkiktir. Serum demiri ve demir bağlama kapasitesi de değerlendirmeye katkı sağlar. Bazı durumlarda B12 vitamini ve folat düzeyleri de istenir.
Sonuçlar tek başına değil, kişinin şikâyetleriyle birlikte yorumlanır. Halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, nefes darlığı, baş dönmesi ve saç dökülmesi kansızlıkla ilişkilendirilebilen bulgulardır. Bu şikâyetlerin doğum sonrası yorgunlukla karışabilmesi nedeniyle laboratuvar değerlendirmesi yol gösterici olur.
Demir desteği gerekip gerekmediğine ve hangi biçimde kullanılacağına hekim karar verir. Kendi kendine takviye başlanması, altta yatan nedenin gözden kaçmasına yol açabileceği için uygun bir yaklaşım değildir. Kullanım sırasında bulantı ya da kabızlık gibi şikâyetler ortaya çıkarsa bunların bildirilmesi istenir.
Kontrolde Korunma Yöntemi Konuşulur mu?
Altıncı hafta kontrolünün başlıklarından biri de doğurganlığın geri dönüşüdür. Emzirmeyen kişilerde yumurtlama doğumdan sonraki birkaç hafta içinde başlayabilir. Bu, adet kanaması görülmeden önce gebeliğin oluşabileceği anlamına gelir. Bu nedenle korunma planının erken dönemde gündeme gelmesi yerinde olur.
Emzirmenin kendiliğinden koruyucu bir etkisi bulunur; ancak bu etki belirli koşullar sağlandığında geçerlidir. Bebeğin yalnızca anne sütüyle beslenmesi, emzirme aralarının uzun olmaması ve adetin henüz başlamamış olması gerekir. Koşullardan biri ortadan kalktığında bu etkiye güvenilmez.
Emziren kişilerde süt üretimini etkilemeyen yöntemler ayrı olarak değerlendirilir. Rahim içi araç, sadece belirli bir hormon içeren yöntemler ve engelleyici yöntemler bu kapsamda konuşulur. Seçim; emzirme durumu, sağlık öyküsü ve kişinin tercihleri birlikte ele alınarak yapılır.
Bir sonraki gebelik için önerilen bekleme süresi de bu görüşmede konuşulabilir. İki doğum arasında yeterli aralık bırakılması, vücudun toparlanması açısından değerlendirilen bir ölçüttür. Bu süre, doğum yöntemi ve geçirilen gebeliğin seyrine göre farklılık gösterir.
Bebek Kontrolleriyle Aynı Gün Yapılabilir mi?
Bebeğin izlem takvimi ile annenin kontrol takvimi farklı kurumlarda yürütülebilir. Bebek için sarılık kontrolü, topuk kanı ve tartı takibi ilk günlerde yoğunlaşır; annenin kontrolü ise farklı bir zamanlama izler. Bu nedenle iki takvim her zaman örtüşmez.
Yine de mümkün olduğunca aynı güne denk getirilmesi pratik açıdan kolaylık sağlar. Doğum sonrası dönemde dışarı çıkmak zorlayıcı olabildiğinden, randevuların birleştirilmesi yorgunluğu azaltır. Bu düzenleme randevu alınırken talep edilebilir.
Bazı merkezlerde anne ve bebek izlemi aynı birimde yürütülür. Böyle bir imkân varsa emzirme danışmanlığı da aynı görüşmede alınabilir. Emzirmeye ilişkin sorular çoğu zaman her iki tarafı da ilgilendirdiğinden bu birleşik yaklaşım yararlı olur.
Aynı güne denk getirilemediği durumlarda annenin kontrolünün ertelenmemesi önem taşır. Bebeğin izlemi öncelikli görülüp annenin kontrolünün atlanması sık karşılaşılan bir durumdur. Oysa bu dönemde annede ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesi de aynı ölçüde önemlidir.
Kontroller Arasında Hangi Şikâyetler Bildirilmeli?
Randevu beklenmeden bildirilmesi gereken durumların başında yoğun kanama gelir. Bir saat içinde bir pedin tamamen ıslanması ve bunun sürmesi, avuç içinden büyük pıhtıların gelmesi ya da azalmış kanamanın yeniden yoğunlaşması bu kapsamdadır.
Otuz sekiz dereceyi aşan ateş, titreme, karın alt bölgesinde artan ağrı ve kötü kokulu akıntı enfeksiyon yönünden değerlendirilir. Dikiş yerinde artan kızarıklık, şişlik ya da akıntı da aynı biçimde ele alınır.
Memede sertleşmiş, kızarık ve ağrılı bir alan oluşması, buna ateş eşlik etmesi meme iltihabı yönünden değerlendirilir. Emzirmenin sürdürülüp sürdürülmeyeceği bu değerlendirmeye göre belirlenir; kendiliğinden kesilmesi uygun olmayabilir.
Duygu durumla ilgili değişiklikler de bildirilmesi gereken başlıklardandır. İlk günlerdeki geçici duygusal dalgalanma sık görülür. Buna karşılık iki haftadan uzun süren belirgin çökkünlük, sürekli ağlama isteği, bebekle bağ kurmakta zorlanma ya da kendine veya bebeğe zarar verme düşüncesi gecikmeden paylaşılmalıdır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Yukarıda sayılan kanama, ateş ve enfeksiyon bulgularının varlığında planlı kontrol beklenmeden başvuru önerilir. Bu bulgular erken dönemde ele alındığında yönetimleri genellikle kolaydır.
Doğumdan sonraki ilk haftalarda kanın pıhtılaşma eğilimi gebelikteki yüksek düzeyini bir süre daha korur; hareketin kısıtlandığı bu dönemde bu durum ayrıca önem kazanır. Yalnızca bir bacağı tutan şişlik, deride kızarma ve basmakla artan ağrı bu nedenle sorgulanan bulgulardır. Bunlara hiç yoktan gelişen nefes darlığı ya da göğüste sıkışma eklendiğinde kontrol randevusu beklenmez. Bu bulguların lohusalıkta görülebilen olağan yorgunluk ve ağrılardan ayrı tutulması gerekir.
Şiddetli baş ağrısı, görmede bulanıklık, ellerde ve yüzde belirgin şişlik ile tansiyon yüksekliği de doğumdan sonraki haftalarda önemsenen bulgular arasındadır. Gebelikte tansiyon sorunu yaşamış olanlarda bu izlem ayrıca sürdürülür.
Bunların dışında idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrar ya da gaz kaçırma ve cinsel yaşama dönüşte süren ağrı da kontrol sırasında konuşulması gereken başlıklardır. Bu şikâyetlerin dile getirilmesi, uygun değerlendirmenin yapılabilmesi açısından önem taşır.