randevu@drelifcetindag.com
Hastalıklar

Öksürürken İdrar Kaçırmak Normal midir?

Öksürürken idrar kaçırmanın hangi türe girdiği, görülme sıklığı, sık görülmesinin olağan anlamına gelip gelmediği ve kaçırma miktarının önemi üzerine bilgilendirme.

Öksürürken, hapşırırken ya da gülerken idrar kaçırmak, kadınların sıkça karşılaştığı bir durumdur. Sık görülmesi nedeniyle çoğu zaman olağan sayılır ve dile getirilmez. Oysa bir şikâyetin yaygın olması ile beklenen bir durum olması farklı kavramlardır. Aşağıda bu tür kaçırmanın hangi başlık altında değerlendirildiği, ne sıklıkta görüldüğü ve hangi durumlarda ele alınması gerektiği genel hatlarıyla açıklanmıştır.

Öksürürken Kaçırma Hangi Türe Girer?

Öksürükle yaşanan sızma, adlandırma açısından stres tipi başlığı altında ele alınır. Bu adlandırmadaki sözcük gündelik kullanımdaki anlamıyla karıştırıldığında, kişi şikâyetin kaygıdan kaynaklandığını düşünebilir ve arayışını yanlış yöne çevirebilir. Burada anlatılmak istenen, dokular üzerine binen mekanik yüktür; yani karın içinde ansızın yükselen basınçtır. Bu nedenle şikâyet anlatılırken sızmanın hangi fiziksel hareketle ortaya çıktığının belirtilmesi daha açıklayıcı olur.

Bu tipte kaçırma, karın içi basıncın arttığı anlarda ortaya çıkar. Öksürme, hapşırma, gülme, ağır kaldırma, merdiven çıkma ve spor bu anların başında gelir. Öksürükte basınç artışı çok kısa sürede en yüksek düzeye ulaştığı için kaçırmayı en sık tetikleyen durumlardan biridir.

Kuru kalabilmek, mesane içindeki basıncın idrar yolunun kapanma gücünü aşmamasına bağlıdır. Öksürük bu dengeyi bir anda bozar; karın içinde oluşan basınç mesaneye aktarılır ve saniyenin küçük bir bölümünde en yüksek düzeye ulaşır. Kapanma bu ani yüke direnemediğinde idrar sızar.

Öksürükle yaşanan sızmanın kendine özgü bir işaretler dizisi vardır. Sızma öksürüğün tam olduğu saniyede yaşanır; öncesinde tuvalete gitme isteği duyulmaz ve öksürük bittiğinde akış da durur. Miktar genellikle birkaç damlayla sınırlı kalır. Gece uykuda ya da oturur hâldeyken bu biçimde bir kaçış yaşanmaz, çünkü sızmayı başlatan kuvvet ortaya çıkmamıştır. Bu işaretler, mesanenin kendi kasılmasıyla oluşan kaçırmadan ayırmayı kolaylaştırır.

Bu Durum Ne Sıklıkta Görülür?

Öksürürken idrar kaçırma, kadınlar arasında oldukça yaygındır. Yapılan toplum tabanlı çalışmalarda, yetişkin kadınların önemli bir bölümünün yaşamının bir döneminde bu şikâyeti yaşadığı bildirilmiştir.

Sıklık yaşla birlikte artar. Genç kadınlarda daha seyrek görülürken, orta yaş grubunda belirgin biçimde yükselir. Menopoz sonrası dönemde en yüksek düzeye ulaşır. Doğum yapmış kadınlarda sıklık, doğum yapmamışlara göre daha fazladır.

Dikkat çekici olan, doğum yapmamış genç kadınlarda da bu şikâyetin bildirilmesidir. Özellikle sıçrama içeren sporlarla uğraşanlarda oranlar azımsanmayacak düzeydedir. Bu bulgu, kaçırmanın yalnızca doğuma bağlı olmadığını gösterir.

Yayımlanan oranlar bu şikâyetin ne kadar yaygın olduğunu gösterse de gerçeğin altında kaldığı düşünülmektedir. Kişilerin bir bölümü yalnızca hapşırırken yaşanan birkaç damlalık bir sızmayı kaçırma saymadığı için ankette olumsuz yanıt verir. Bu deneyimin arkadaşlar arasında bile konuşulmaması ise herkesin kendini istisna sanmasına yol açar. Oysa öksürükle sızma, kadınlarda en sık bildirilen pelvik taban şikâyetlerinden biridir.

Sık Görülmesi Olağan Olduğu Anlamına Gelir mi?

Bir durumun toplumda sık görülmesi, o durumun beklenen ve müdahale gerektirmeyen bir tablo olduğu anlamına gelmez. Bu ayrım, idrar kaçırma konusunda özellikle önem taşır.

Yaşla birlikte artan birçok sağlık sorunu, yaygın olmalarına karşın değerlendirilmesi gereken tablolar olarak ele alınır. Tansiyon yüksekliği ve eklem sorunları bu duruma örnek gösterilebilir. İdrar kaçırma da aynı kapsamda değerlendirilir.

Kaçırmanın altında her zaman değiştirilemez bir neden bulunmaz. İdrar yolu enfeksiyonu, kabızlık, fazla kilo, kullanılan bir ilaç ya da kronik öksürük gibi ele alınabilir etkenler tabloya katkıda bulunuyor olabilir. Bu etkenlerin gözden kaçması, düzeltilebilir bir sorunun yıllarca sürmesine yol açar.

Ayrıca şikâyetin ilerleyici olabildiği bilinmektedir. Başlangıçta yalnızca şiddetli öksürükte görülen kaçırma, zamanla daha hafif zorlanmalarda da ortaya çıkabilir. Erken dönemde ele alındığında yaşam düzeni değişiklikleri ve pelvik taban çalışmaları daha etkili sonuç verebilir.

Hangi Etkenler Bu Şikâyeti Başlatır?

Şikâyetin ne zaman başladığı, altta yatan etken hakkında bilgi verebilir. Doğum sonrası dönemde ortaya çıkan kaçırma ile menopoz sonrasında başlayan kaçırma farklı ağırlıktaki etkenlere işaret eder. Bu nedenle değerlendirmede başlangıç zamanı ayrıntılı biçimde sorgulanır.

Tek bir nedene bağlanamayan bu tabloda birkaç etken üst üste binerek sonucu belirler. Listenin en başında geçirilmiş doğumlar yer alır.

Bebeğin doğum kanalından geçişi sırasında leğen tabanındaki kas lifleri alışık oldukları boyun kat kat üzerine uzar; aynı anda bölgeyi besleyen sinirler bebeğin başıyla kemik arasında sıkışır. Kaç kez doğurulduğu, bebeğin doğum kilosunun yüksek olması, ıkınma evresinin uzaması ve derin bir yırtığın oluşması bu yüklenmeyi ağırlaştıran koşullardır.

Menopozla östrojen düzeyinin azalması ayrı bir etkendir. İdrar yolunun iç yüzeyi incelir ve altındaki damar yatağı zayıflar; bu yatağın oluşturduğu yastıklama etkisinin azalması kapatma gücünü düşürür. Yaşla birlikte kas kütlesindeki azalma da tabloya katkıda bulunur.

İkinci grubu, gövde içindeki basıncı gün boyu yüksek tutan ya da sık sık tırmandıran koşullar oluşturur. Taşınan fazla kilo, tuvalette her seferinde zorlanmaya yol açan kabızlık, sigaranın yol açtığı inatçı öksürük ve iş gereği düzenli ağırlık taşımak bu başlığa girer. Bağ dokusunun kalıtımla gelen yapısı ise aynı koşullarda yaşayan iki kadından yalnızca birinde şikâyet çıkmasını açıklar.

Kaçırma Miktarı Neden Önemlidir?

Miktarın belirlenmesi, hem başlangıçtaki durumun ortaya konması hem de sonraki değerlendirmelerle karşılaştırma yapılabilmesi açısından değerlidir. Uygulanan yaklaşımların ne ölçüde yarar sağladığı, ancak böyle bir başlangıç ölçümü varsa güvenilir biçimde izlenebilir.

Kaçırılan idrar miktarı, tablonun şiddetini gösteren ölçütlerden biridir. Ancak tek başına değerlendirilmez; sıklık ve kişinin yaşamı üzerindeki etki ile birlikte ele alınır.

Miktarın belirlenmesinde ped kullanımı pratik bir gösterge sunar. Günde kaç ped kullanıldığı, pedlerin ne ölçüde ıslandığı sorgulanır. Daha nesnel bir yöntem olarak, belirli bir süre boyunca kullanılan pedlerin ağırlığı ölçülebilir; bu yöntem kaçırılan miktarı sayısal olarak ortaya koyar.

Miktarın artması, tablonun ilerlediğini düşündürebilir. Başlangıçta yalnızca damla biçiminde olan sızıntının zamanla belirginleşmesi, destek dokusundaki zayıflamanın derinleştiğine işaret edebilir. Bu değişimin izlenmesi takip açısından değerlidir.

Bununla birlikte miktar ile rahatsızlık arasında doğrudan bir orantı bulunmayabilir. Az miktarda kaçırma, düzenli spor yapan ya da işi gereği sürekli hareket eden bir kadın için belirgin bir kısıtlama yaratabilir. Buna karşılık daha fazla kaçıran biri, yaşam düzeni nedeniyle daha az etkilenebilir. Bu nedenle değerlendirmede kişinin kendi deneyimi esas alınır.

Pelvik Taban Egzersizleri Fark Yaratır mı?

Pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik düzenli çalışmalar, stres tipi kaçırmada üzerinde en çok durulan yaklaşımlardan biridir. Bu kaslar istemli olarak kasılabilen yapılar olduğu için çalıştırıldıklarında güç kazanır.

Kas gücünün artması, idrar yoluna sağlanan desteği güçlendirir. Böylece basınç artışı sırasında idrar yolu daha az yer değiştirir ve kapanma daha etkili olur. Ayrıca kasların zamanlaması da gelişebilir; basınç artmadan önce devreye girme yeteneği artar.

Bu çalışmada hedef, idrar akımını kesen kas grubunun yukarı ve içeri doğru çekilmesidir. Kasılmayı hissedemeyen kişiler çoğu zaman nefeslerini tutup karınlarını sıkar ya da bacaklarını birbirine bastırır; bu hareketler karın içi basıncı yükselttiğinden hedeflenenin tersi yönde çalışır ve sızmayı azaltmaz. Doğru kasın hangisi olduğu muayene sırasında geri bildirimle gösterilebilir; kasılmanın ekrana yansıtıldığı yöntemler de bu öğrenmeyi kolaylaştırır.

Öksürükle sızmada kas çalışmasının hedefi, ani basınç geldiği anda kasın refleks olarak kasılmasını sağlamaktır; bu refleksin yerleşmesi haftalar süren tekrar gerektirir. İlk aylarda çoğu kişi, öksürmeden hemen önce bilinçli olarak kasılmayı öğrenir ve sızmanın miktarında azalma fark eder. Çalışma bırakıldığında kazanılan tonus zamanla geriler. Süregen bir öksürüğün eşlik ettiği ya da desteğin ileri derecede zayıfladığı durumlarda ise kas çalışması tek başına yeterli olmayabilir.

Hangi Durumlarda Değerlendirme Gerekir?

Öksürükle gelen sızmanın azlığı ya da çokluğu, başvuru kararını değiştirmez. Yalnızca birkaç damla olması, ayda bir iki kez yaşanması ya da yıllardır sürüyor olması bu tablonun konuşulmasını gereksiz kılmaz; süre uzadıkça kendiliğinden gerileme olasılığı da azalır.

Ped taşımanın alışkanlık haline gelmesi, kalabalık ortamlarda öksürmemek için kendini tutmaya çalışmak, soğuk algınlığı dönemlerinde evden çıkmamak ya da su içmeyi azaltmak başvuruyu gerektiren işaretlerdir. Eşiğin düşmesi, yani başlangıçta yalnızca şiddetli öksürükte görülen sızmanın artık hafif bir tıksırıkta bile ortaya çıkması ayrıca önemlidir.

Ani sıkışma hissiyle birlikte kaçırma yaşanması, farklı bir tipin de tabloya eklendiğini düşündürür ve ayrı değerlendirilir. Gece kaçırma görülmesi, sık idrara çıkma ve mesaneyi tam boşaltamama duygusu da ayrıca ele alınır.

Tabloya batma duygusu, kanlı idrar, böğür ağrısı ya da ateş eklenmişse bekleme süresi kısaltılmalıdır. Vajinada aşağı doğru bir ağırlık duyulması ya da parmakla fark edilen bir kabarıklık, sarkmanın da tabloya katıldığını düşündürür ve ayrı incelenir. Sızmanın günler içinde birden ortaya çıkması, buna bacaklarda kuvvet kaybı ya da karıncalanma eşlik etmesi ise gecikmeye uygun olmayan bir tablodur.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir