Rahim ağzı, rahmin alt ucunda yer alan ve vajinaya açılan bölümdür. Bu bölgede gelişen kanser, tıp dilinde serviks kanseri olarak adlandırılır. Söz konusu tablonun ayırt edici bir özelliği, ortaya çıkmadan önce uzun süren bir hücre değişikliği dönemi bulunmasıdır. Bu dönemin tarama testleriyle saptanabilmesi, hastalığın izlenmesinde önemli bir yer tutar. Aşağıda tablonun nasıl geliştiği, hangi yöntemlerle araştırıldığı ve takibin nasıl sürdürüldüğü anlatılmıştır.
Rahim Ağzı Kanseri Nasıl Gelişir?
Rahim ağzının yüzeyinde iki farklı hücre tipi bulunur ve bunların birleştiği bölge dönüşüm bölgesi olarak adlandırılır. Hücre değişikliklerinin büyük bölümü bu bölgede başlar. Bölge, dış etkenlere daha açık olduğu için bu özelliği taşır.
Değişim tek adımda gerçekleşmez. Önce yüzey hücrelerinde hafif düzeyde bir farklılaşma görülür. Bu farklılaşma bir bölüm kişide kendiliğinden geriler; bir bölümünde ise yıllar içinde ilerleyerek daha belirgin bir hâl alır.
Değişikliğin yüzey tabakasıyla sınırlı kaldığı evre kanser öncesi dönem olarak adlandırılır. Bu evrede hücreler alt dokuya geçmemiştir. Alt dokuya doğru ilerleme başladığında tablo farklı bir başlık altında değerlendirilir.
Bu sürecin yıllar sürmesi, tarama testlerinin işlevini açıklayan noktadır. Değişiklik henüz yüzeyle sınırlıyken saptanabildiğinde izlenecek yol farklılaşır.
Bu gelişim çizgisi, tablonun neden diğer jinekolojik başlıklardan farklı ele alındığını da açıklar. Öncü basamağın uzun sürmesi ve saptanabilir olması, izlemin belirli bir programa bağlanmasını mümkün kılmıştır.
HPV ile İlişkisi Nedir?
İnsan papilloma virüsü, cinsel yolla bulaşan yaygın bir virüstür. Çok sayıda alt tipi bulunur ve bunların bir bölümü rahim ağzı hücrelerinde değişikliğe yol açabilme özelliği taşır. Bu alt tipler yüksek riskli grup olarak adlandırılır.
Hastalığın gelişiminde tanımlanmış temel etken, belirli virüs tiplerinin rahim ağzı dokusunda uzun süre kalmasıdır. Bu virüsle karşılaşma yaygındır ve çoğu kişide kendiliğinden sonlanır; hastalığa giden yol ise ancak yıllar süren kalıcılık durumunda açılır. Bu nedenle tek bir pozitif sonuç hastalık göstergesi olarak okunmaz. Sigara kullanımı, savunma sistemini baskılayan durumlar ve cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlar kalıcılığı kolaylaştıran başlıklar arasında sayılır. Aşının erken yaşta uygulanması ise bu zincirin başlangıcını hedefler.
Enfeksiyonun uzun süre devam etmesi durumunda hücre değişikliği olasılığı artar. Kalıcılığı etkileyen etkenler arasında sigara kullanımı, bağışıklık sistemini baskılayan durumlar ve eşlik eden diğer enfeksiyonlar sayılır.
Virüse karşı geliştirilen aşılar, yüksek riskli alt tiplere karşı koruma sağlamak amacıyla uygulanır. Aşının hangi yaş aralığında yapıldığı ve kaç doz uygulandığı Sağlık Bakanlığının belirlediği çerçevede yürütülür. Aşı uygulanmış kişilerde de tarama programının sürdürülmesi istenir.
Virüsün saptanmış olması tek başına bir tedavi gerekçesi oluşturmaz. Virüse yönelik doğrudan bir ilaç tedavisi bulunmadığı için yaklaşım, hücrelerdeki değişikliğin izlenmesi üzerine kurulur. Bu ayrımın bilinmesi gereksiz kaygının önüne geçer.
Rahim Ağzı Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Hastalığın seyrinde ilk yakınmanın ortaya çıkması genellikle uzun bir sessiz dönemin ardından gerçekleşir. Bu dönemde doku yüzeyinde başlayan değişim henüz sinir uçlarını uyaracak ya da damar yapısını bozacak boyuta ulaşmadığından, kişinin fark edeceği bir işaret vermez. Yakınmaların belirmesi çoğu zaman sürecin ilerlediğini gösterir. Bu nedenle bu hastalıkta belirti beklemek yerine takvime dayalı kontrol yaklaşımı benimsenmiştir.
Bildirilen bulgular arasında ilişki sonrasında görülen kanama ilk sıralarda yer alır. Adet dönemleri dışında ortaya çıkan lekelenme ve adet kanamalarının beklenenden uzun sürmesi de değerlendirilmesi gereken bulgulardır.
Vajinal akıntının niteliğinde değişiklik görülebilir. Akıntının sulu, kanla karışık ya da kötü kokulu olması bildirilen özellikler arasındadır. Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan her türlü kanama ayrıca değerlendirilir.
İlerlemiş tablolarda bel ve kasık bölgesine yayılan ağrı, idrar yaparken zorlanma, bacaklarda şişlik ve ilişki sırasında ağrı bildirilebilir. Bu bulguların hiçbiri tek başına belirli bir hastalığın göstergesi sayılmaz; benzer şikâyetler başka nedenlerle de görülebilir.
Bildirilen şikâyetlerin büyük bölümü daha sık görülen ve iyi huylu durumlarla ilişkilidir. Enfeksiyon, polip ve doku incelmesi benzer bulgulara yol açabilir. Bu nedenle şikâyetin varlığı bir hüküm değil, değerlendirme gerekçesi olarak ele alınır.
Tarama Testleri Nasıl Yapılır, Kimlere Önerilir?
Ülkemizde yürütülen tarama düzeninde otuz yaşından itibaren beş yıl arayla virüs testi kullanılmakta, sonucun farklı çıkması durumunda hücre incelemesi devreye girmektedir. Yirmi beş yaş dolayında başlayıp üç yıl arayla hücre incelemesine dayanan düzenler de uygulanmaktadır. Hangi yaşta başlanacağı ve aralığın ne olacağı yürütülen programa göre değişir. Altmış beş yaş dolayında, önceki sonuçları düzenli biçimde temiz olan kişilerde taramanın sonlandırılması gündeme gelebilir. Rahmi ağzıyla birlikte alınmış kişilerde ise izlenecek yol ameliyatın nedenine göre belirlenir.
Alınan örnek iki farklı incelemeye gönderilebilir. Hücre incelemesinde yapıdaki değişiklikler mikroskop altında değerlendirilir. Virüs incelemesinde ise yüksek riskli alt tiplerin bulunup bulunmadığı araştırılır. Bu iki inceleme birlikte ya da ayrı ayrı istenebilir.
Taramanın hangi yaşta başlayacağı ve hangi aralıkla tekrarlanacağı ülkemizde yürütülen tarama programı çerçevesinde belirlenir. Aralık, kullanılan test yöntemine ve önceki sonuçlara göre değişir.
Tarama sonucunun güvenilir olması, örneğin uygun koşullarda alınmasına bağlıdır. Kanamalı günlerde alınan örneklerde inceleme güçleştiğinden randevu adet dışına verilir. Öncesindeki iki gün boyunca yıkama yapılmaması, fitil ya da krem kullanılmaması ve ilişkiden kaçınılması istenir. Bu koşullara uyulmadığında laboratuvar örneği yetersiz bulabilir ve test yinelenir; yinelenen test hem zaman kaybına hem gereksiz kaygıya yol açar. Aynı nedenle, muayene sırasında kayganlaştırıcı kullanılmasından da kaçınılır.
Test sonucunda bildirilen farklılıkların çoğu hafif düzeydedir ve doğrudan bir girişim gerektirmez. Bu grupta izlenen yol genellikle belirli bir aralıkla ölçümün yinelenmesidir. Sonucun farklı çıkması bu nedenle tek başına kaygı gerekçesi oluşturmaz.
Tanı ve Evreleme Nasıl Yapılır?
Kesin bilgi taramadan değil, alınan doku parçasının incelenmesinden elde edilir. Tarama sonucu farklı geldiğinde ya da muayenede gözle görülür bir alan saptandığında, örnek alınacak noktayı belirlemek üzere büyüteçli inceleme yapılır ve hedeflenen yerden parça alınır. Hastalık doğrulandığında bu kez yaygınlığın belirlenmesi gerekir; bu amaçla manyetik rezonans ile komşu dokulara ilerleme durumu, gerektiğinde ise tüm vücudu tarayan yöntemlerle uzak bölgeler değerlendirilir. Evreleme bu bulguların tümü bir araya getirilerek yapılır ve tedavinin biçimini belirler.
Şüpheli görülen bölgelerden biyopsi alınır. Alınan doku örneğinin incelenmesi tanının konduğu basamaktır; tarama testleri tek başına tanı koydurmaz. Biyopsi sırasında kısa süreli bir kramp hissi duyulabilir.
Gerekli görülen durumlarda rahim ağzından koni biçiminde daha büyük bir doku parçası çıkarılır. Bu işlem hem değişikliğin derinliğini göstermek hem de sınırlı bir alanı tümüyle çıkarmak amacıyla yapılabilir.
Evreleme, hastalığın ne kadar yayıldığını tanımlayan bir sınıflandırmadır. Muayene bulguları, görüntüleme incelemeleri ve gerektiğinde diğer organlara yönelik değerlendirmeler bu sınıflandırmada kullanılır. Manyetik rezonans ve bilgisayarlı tomografi bu amaçla istenen incelemeler arasındadır.
Kolposkopi ve biyopsi ayaktan yapılan işlemlerdir. Öncesinde aç kalınması gerekmez. İşlemden sonra birkaç gün süren az miktarda kanama ve koyu renkli akıntı görülebilir; bu bulgular kullanılan solüsyonlarla ilişkilidir.
Tedavi Süreci Nasıl İşler?
Yaklaşım, hastalığın evresine, kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna göre belirlenir. Doğurganlığın korunması istendiğinde bu beklenti de karar sürecine katılır ve seçenekler bu çerçevede değerlendirilir.
Değişikliğin yüzeyle sınırlı kaldığı erken evrelerde, ilgili bölgenin çıkarılmasına yönelik sınırlı girişimler gündeme gelebilir. Bu tür işlemlerden sonra düzenli takip sürdürülür.
Daha ileri evrelerde cerrahi girişimin kapsamı genişleyebilir; rahmin ve çevre dokuların çıkarılması ile lenf düğümlerinin değerlendirilmesi bu kapsamda ele alınır. Işın tedavisi ve ilaç tedavisi tek başına ya da birlikte uygulanabilir.
Seçilen yola göre karşılaşılabilecek durumlar farklılaşır. Geniş cerrahi uygulanan kişilerde mesaneye giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olarak idrarı boşaltmakta zorlanma görülebilir ve bu durum bir süre sonda kullanımını gerektirebilir; lenf bezlerinin alındığı kişilerde ise bacaklarda kalıcı olabilen şişlik gelişebilir. Işın tedavisinde ise etkiler zamana yayılır: tedavi sırasında ishal ve idrarda yanma bildirilirken, aylar sonra vajinal dokuda daralma ve kuruluk ortaya çıkabilir. Bu gecikmiş etkiye karşı önerilen uygulamalar tedavi bitiminde ayrıca anlatılır.
Tedavi planı çoğu zaman birden fazla bölümün katıldığı bir değerlendirmeyle oluşturulur. Bu ortak değerlendirme, seçeneklerin bir bütün içinde ele alınmasını sağlar ve kişiye sunulan planın gerekçesini netleştirir.
Tedavi Sonrası Takip Nasıl Yapılır?
Tedavi bittikten sonra izlem programı devreye girer ve kişiye özel bir takvime bağlanır. Başlangıçtaki iki üç yılda görüşmeler daha sık yapılır, sonrasında görüşme aralığı kademeli olarak genişletilir. Bu takvim, hastalığın yayılım derecesine ve ameliyat ile ışın tedavisinden hangilerinin uygulandığına göre şekillenir.
Tedavi tamamlandıktan sonraki izlem, ilk iki yılda daha sık aralıklarla planlanır ve zamanla seyrekleşir. Görüşmelerde kişinin anlattığı yeni yakınmalar öykünün merkezinde yer alır; bacakta beliren şişlik, sürekli hâle gelen bel ağrısı ve kanama bu açıdan sorgulanır. Muayenede vajina üst bölümü ve yan dokular elle ve gözle değerlendirilir. Her görüşmede görüntüleme yapılması beklenmez; istenmesi genellikle muayenede ya da anlatılanlarda bir başlık ortaya çıktığında gündeme gelir.
Kişinin kontroller arasında ortaya çıkan yeni şikâyetleri bildirmesi istenir. Kanama, akıntı, bel ağrısı ve bacaklarda şişlik bu başlıklar arasındadır. Bildirilen şikâyetler takvimin öne çekilmesini gerektirebilir.
Takip süreci yalnızca hastalığın izlenmesini değil, tedaviye bağlı gelişen durumların ele alınmasını da kapsar. Menopoz bulguları, cinsel yaşamla ilgili değişiklikler ve doku kuruluğu bu görüşmelerde konuşulan başlıklardır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
İlişki sonrasında görülen kanama, süresi ne olursa olsun değerlendirme gerektiren bir bulgudur. Adet dönemleri dışında ortaya çıkan lekelenme ve adet kanamalarının niteliğinde belirgin değişiklik de bu gruba girer.
Menopoz sonrası dönemde görülen her türlü vajinal kanama gecikmeden incelenmelidir. Bu dönemde kanama beklenen bir bulgu olmadığı için ayrı bir başlık olarak ele alınır.
Akıntının rengi, kokusu ya da miktarında süreklilik gösteren değişiklik bildirilmelidir. İlişki sırasında ortaya çıkan ağrı, bel ve kasık bölgesinde süren ağrı da değerlendirilir.
Yakınma bulunmadığı dönemlerde de takvimin izlenmesi bu hastalık açısından ayrı bir anlam taşır; çünkü kanser aşamasına gelmeden önceki uzun dönem sessiz geçer ve yalnızca tarama ile yakalanabilir. Aşı yaptırmış olmak bu takvimi ortadan kaldırmaz, zira aşı virüs tiplerinin tümünü kapsamaz. Daha önce anormal sonuç alınmış ve izlem önerilmiş kişilerde ise verilen tarihe uyulması, değişikliğin yönünün anlaşılabilmesi için gereklidir. Ara dönemde beliren bir kanama ya da akıntı randevu beklenmeden bildirilir.