Riskli gebelik ifadesi, ilk duyulduğunda kaygı verici gelebilir. Ancak bu tanımlama bir hastalık bildirmez; gebeliğin daha yakından izlenmesi gerektiğini anlatır. Riskli olarak değerlendirilen gebeliklerin büyük bölümü sağlıklı bebeklerle sonuçlanır. Belirleyici olan, izlemin uygun biçimde planlanmasıdır. Aşağıda bu değerlendirmenin hangi ölçütlere dayandığı ve yakın takibin neleri kapsadığı açıklanmıştır.
Bir Gebelik Neye Göre Riskli Kabul Edilir?
Bir gebeliğin riskli sayılması, anne ya da bebek açısından beklenenden farklı bir seyir olasılığının bulunmasına dayanır. Bu değerlendirme, ilk muayenede alınan öykü ve yapılan tetkiklerle başlar; gebelik boyunca yenilenir.
Değerlendirmede üç ana başlık ele alınır. Birincisi annenin gebelik öncesinde var olan sağlık durumu, ikincisi gebelik sırasında ortaya çıkan durumlar, üçüncüsü ise bebeğe ait bulgulardır. Bu başlıklardan herhangi birinde saptanan bir durum, izlemin biçimini değiştirebilir.
Bu tanımlamanın değişken olduğu bilinmelidir. Olağan seyreden bir gebelikte sonradan ortaya çıkan bir durum tabloyu değiştirebileceği gibi, başlangıçta riskli sayılan bir gebelik ilerleyen haftalarda olağan izleme dönebilir. Bu nedenle değerlendirme her kontrolde gözden geçirilir.
Anneye Bağlı Hangi Etkenler Rol Oynar?
Gebelik öncesinde var olan hastalıklar bu grubun başında gelir. Şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, tiroid işlev bozuklukları, böbrek hastalıkları, kalp hastalıkları, sara hastalığı ve romatolojik hastalıklar bu kapsamda değerlendirilir. Bu durumların gebelik öncesinde dengelenmiş olması, seyri belirgin biçimde etkiler.
Önceki gebeliklerin nasıl seyrettiği de belirleyicidir. Erken doğum, preeklampsi, gebelik şekeri, bebeğin eşiyle ilgili durumlar, tekrarlayan gebelik kaybı ya da bebekte gelişme geriliği öyküsü bulunması, sonraki gebeliklerin daha yakın izlenmesini gerektirir.
Gebelik sırasında ortaya çıkan durumlar da bu gruba eklenir. Preeklampsi, gebelik şekeri, kansızlık, enfeksiyonlar, rahim ağzı kısalığı ve erken doğum tehdidi bunlar arasında sayılır. Beden kitle indeksinin belirgin biçimde yüksek ya da düşük olması, sigara ve alkol kullanımı da değerlendirmeye katılan etkenlerdir.
Yaşın Etkisi Nedir?
Anne yaşı, hem çok genç hem de ileri yaş uçlarında değerlendirmeye katılan bir etkendir. On sekiz yaşın altındaki gebeliklerde kansızlık, erken doğum ve bebeğin beklenenden küçük kalması daha sık bildirilmiştir. Bu yaş grubunda beslenme ve sosyal destek konuları da izlemin parçası olur.
Otuz beş yaş ve üzerinde ise farklı bir tablo öne çıkar. Kromozom sayısıyla ilgili durumların sıklığı bu yaştan itibaren artar; bu nedenle tarama testleri ayrı bir önem taşır. Gebelik şekeri, tansiyon yükselmesi ve bebeğin eşinin aşağıda yerleşmesi de bu grupta daha sık görülür.
Kırk yaş üzerinde bu eğilimler belirginleşir ve sezaryen ile doğum oranı yükselir. Bununla birlikte bu bilgiler, ileri yaşta gebeliğin uygun olmadığı anlamına gelmez. Bu yaş gruplarındaki gebeliklerin çoğu sağlıklı bebeklerle sonuçlanır; belirleyici olan izlemin bu etkenler göz önünde bulundurularak planlanmasıdır.
Bebeğe Bağlı Hangi Durumlar Takibi Değiştirir?
Çoğul gebelikler bu grubun en sık örneğidir. İkiz ve üçüz gebeliklerde erken doğum, gelişme farklılıkları ve preeklampsi daha sık görülür. Bu gebeliklerde kontrol sıklığı belirgin biçimde artırılır ve ek ultrason ölçümleri yapılır.
Bebeğin gelişiminde beklenenden yavaş bir seyir izlenmesi, izlemi doğrudan değiştiren bir bulgudur. Bu tabloda Doppler incelemesi eklenir ve ölçümler belirli aralıklarla yinelenir. Bebeğin beklenenden iri olması da ayrıca değerlendirilir.
Amniyon sıvısının beklenen aralığın dışında bulunması, ayrıntılı ultrasonda saptanan yapısal bulgular ve tarama testlerinde elde edilen sonuçlar bu gruba dahildir. Bebeğin eşinin yerleşimi ve işlevi de bu kapsamda izlenir. Kan uyuşmazlığı saptanan gebeliklerde ise antikor düzeyinin ve bebeğin durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Yakın Takipte Hangi Tetkikler Yapılır?
Yakın takibin temelini ultrason incelemeleri oluşturur. Bebeğin ölçümleri, sıvı miktarı ve bebeğin eşinin durumu belirli aralıklarla değerlendirilir. Doppler incelemesi, bebeğin beslenmesinin izlenmesinde kullanılır ve gelişme geriliği ile preeklampsi bulunan gebeliklerde öne çıkar.
Bebeğin kalp atış hızının kaydedilmesi, genellikle son üç ayda kullanılan bir yöntemdir. Bu kayıt, bebeğin durumu hakkında o andaki tabloyu gösterir. Biyofizik profil olarak adlandırılan değerlendirmede ise kalp atış kaydı ile ultrason bulguları birlikte puanlanır.
Kan tahlilleri de düzenli olarak yinelenir. Tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek işlev testleri, kan şekeri ve idrar incelemesi tabloya göre istenir. Tansiyon ölçümü her kontrolde yapılır. Hangi tetkiklerin, hangi sıklıkta yapılacağı gebelik boyunca değişir ve saptanan duruma göre belirlenir.
Kontrol Sıklığı Nasıl Belirlenir?
Olağan seyreden bir gebelikte kontroller ilk yedi ay boyunca dört haftada bir, sonrasında iki haftada bir, son ayda ise haftada bir yapılır. Riskli olarak değerlendirilen gebeliklerde bu düzen sıklaştırılır.
Sıklaştırmanın derecesi tabloya bağlıdır. Gebelik şekeri saptanan bir gebelikte iki haftada bir yapılan değerlendirme yeterli olabilirken, preeklampsi bulunan bir gebelikte haftada bir ya da daha sık kontrol gerekebilir. İleri bulgular varlığında hastanede izlem gündeme gelir.
Kontrol sıklığının artırılması yalnızca tıbbi bir gereklilik değildir; anne adayının sürecin izlendiğini bilmesi, yaşanan kaygının azalmasına da katkı sağlar. Kontroller arasında ortaya çıkabilecek belirtiler konusunda bilgilendirme yapılması, izlemin önemli bir parçasıdır. Hangi bulgularda beklenmeden başvurulması gerektiğinin bilinmesi, izlemin etkinliğini artırır.
Riskli Gebelikte Günlük Yaşam Nasıl Sürdürülür?
Riskli olarak değerlendirilen bir gebelikte günlük yaşamın tümüyle kısıtlanması çoğu durumda gerekmez. Çalışma yaşamının sürdürülmesi, ölçülü fiziksel etkinlik ve olağan ev işleri genellikle sakınca oluşturmaz. Hangi etkinliklerin sınırlanacağı, saptanan duruma göre belirlenir ve genel bir kural yerine kişiye özgü öneriler verilir.
Yatak istirahatinin gebelik sonuçlarını iyileştirdiği gösterilmemiştir. Uzun süreli hareketsizlik, damar içinde pıhtı oluşumu, kas gücünde azalma ve ruhsal açıdan zorlanma gibi güçlükler yaratabilir. Bu nedenle günümüzde tam hareketsizlik önerisi yerine, yorucu etkinliklerden kaçınılması yönünde bir yaklaşım benimsenir.
Beslenme düzeninin sürdürülmesi, önerilen takviyelerin aksatılmaması ve uyku düzenine dikkat edilmesi bu dönemde önem taşır. Sigara ve alkolden uzak durulması belirleyicidir. Yaşanan kaygının paylaşılması ve gerektiğinde destek alınması da izlemin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Doğum Yeri ve Zamanı Nasıl Planlanır?
Doğumun yapılacağı merkez, tablonun gerektirdiği bakım düzeyine göre belirlenir. Erken doğum beklenen ya da bebeğin yakın izlem gerektireceği düşünülen durumlarda, yenidoğan yoğun bakım birimi bulunan bir merkez tercih edilir. Kanama olasılığı bulunan gebeliklerde kan hazırlanabilmesi de göz önünde bulundurulur.
Doğum zamanı, bebeğin rahim içinde kalmasının sağlayacağı yarar ile bekleyerek karşılaşılabilecek durumların karşılaştırılmasına dayanır. Bu değerlendirme her gebelik için ayrı yapılır ve tek bir kural bulunmaz. Bazı tablolarda miada ulaşılması beklenirken, bazılarında doğum öne alınır.
Doğum biçimi ayrı bir karardır. Riskli gebelik tanımı tek başına sezaryen gerekçesi oluşturmaz. Bebeğin duruşu, annenin genel durumu, bebeğin ölçümleri ve doğum eyleminin nasıl ilerleyeceği bu kararı biçimlendirir. Planın son haftalarda gözden geçirilmesi ve olası değişikliklerin önceden konuşulması, sürecin daha hazırlıklı yürütülmesini sağlar.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Bilinen bir hastalığı bulunan ya da sürekli ilaç kullanan kişilerde, gebelik planlanmadan önce değerlendirme yapılması önerilir. Bu görüşmede hastalığın dengelenmesi ve ilaçların gözden geçirilmesi ele alınır.
Gebelik sırasında kanama, düzenli aralıklarla gelen karın sertleşmeleri, su gelmesi ve bebek hareketlerinde azalma beklenmeden değerlendirilmesi gereken bulgulardır. Geçmeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık, karnın üst kısmında ağrı ve el ile yüzde ani şişlik preeklampsi yönünden incelenir.
Ateş yükselmesi, kötü kokulu akıntı, idrar yaparken yanma, şiddetli karın ağrısı ve nefes darlığı da bildirilmesi gereken durumlardır. Karın bölgesine alınan darbe, düşme ya da trafik kazası sonrasında beklenmeden başvurulmalıdır. Belirlenen kontrol tarihlerine uyulması, izlemin sürekliliği açısından belirleyicidir.