randevu@drelifcetindag.com
Gebelik ve Doğum

Tekrarlayan Gebelik Kaybında Hangi Araştırmalar Yapılır?

Tekrarlayan gebelik kaybında araştırmanın kaç kayıptan sonra başladığı, istenen hormon, kromozom ve pıhtılaşma testleri ile rahim değerlendirmesi üzerine bilgilendirme.

Art arda yaşanan gebelik kayıpları, hem tıbbi hem de ruhsal açıdan zorlayıcı bir süreçtir. Bu tabloda en sık sorulan soru, bir nedenin bulunup bulunamayacağıdır. Yapılan araştırmalarda belirli bir neden saptanabilen durumların oranı sınırlıdır; buna karşın neden bulunamayan çiftlerde de sonraki gebeliklerin büyük bölümü sağlıklı sonuçlanır. Aşağıda bu araştırmanın kapsamı açıklanmıştır.

Kaç Kayıptan Sonra Araştırma Başlar?

Geleneksel tanım, art arda üç ya da daha fazla gebelik kaybının yaşanmasıydı. Günümüzde bu eşik değişmiştir; birçok kılavuz iki kayıptan sonra araştırmanın başlatılmasını önerir. Bu değişiklik, gereksiz beklemenin önlenmesini amaçlar.

Araştırmanın başlatılmasında kişinin yaşı da göz önünde bulundurulur. Otuz beş yaş ve üzerindeki kişilerde, iki kayıptan sonra beklenmeden değerlendirme yapılması uygun bulunur. Bu yaş grubunda geçen zamanın ayrı bir maliyeti bulunur.

Bazı durumlarda tek bir kayıptan sonra da araştırma gündeme gelebilir. Kaybın ileri bir haftada gerçekleşmesi, bebekte yapısal bir bulgu saptanmış olması ya da annede bilinen bir hastalığın bulunması bu durumlar arasındadır. Karar, kişinin öyküsü ve kaybın nasıl yaşandığı birlikte değerlendirilerek verilir.

Hangi Hormon Testleri İstenir?

Tiroid işlevlerinin değerlendirilmesi ilk basamaklardandır. Tiroid uyarıcı hormon düzeyi ölçülür; gerekirse serbest T4 ve tiroid antikorları eklenir. Tiroid bezinin az çalışması ve tiroid antikorlarının bulunması, gebelik kaybıyla ilişkilendirilen durumlar arasındadır.

Kan şekeri değerlendirmesi ikinci bir başlıktır. Açlık kan şekeri ve HbA1c ölçümü, dengelenmemiş bir şeker hastalığının varlığını gösterir. Bu tablonun gebelik öncesinde düzeltilmesi, sonraki gebeliğin seyri açısından önem taşır.

Prolaktin düzeyi de ölçülebilir; yükselmesi yumurtlama düzenini bozarak katkı sağlayabilir. Yumurtalık rezervinin değerlendirilmesi bazı durumlarda istenir. Progesteron düzeyinin rutin ölçümü ise tartışmalıdır; bu hormonun düzeyi gün içinde belirgin biçimde değişir. Tüm bu sonuçların laboratuvara göre değişebileceği ve tek başına değil, birlikte yorumlandığı göz önünde bulundurulur.

Kromozom İncelemesi Neden Yapılır?

Erken gebelik kayıplarının büyük bölümünde, kayıp dokusunda kromozom sayısıyla ilgili rastlantısal bir farklılık saptanır. Bu durumlar kalıtsal değildir ve tekrarlama olasılığı düşüktür. Ancak küçük bir grupta durum farklıdır.

Eşlerden birinde dengeli translokasyon adı verilen bir kromozom düzenlenmesi bulunabilir. Bu düzenlemede kişinin kendi sağlığı etkilenmez; çünkü genetik malzemenin tamamı bulunur, yalnızca yerleşimi farklıdır. Ancak üreme hücreleri oluşurken dengesiz bir dağılım ortaya çıkabilir ve bu, tekrarlayan kayıplara yol açar.

Bu nedenle tekrarlayan kayıp yaşayan çiftlerde her iki eşin kan örneğinden kromozom analizi yapılması önerilir. Ayrıca kayıp dokusundan yapılan inceleme de bilgi verir; kaybın rastlantısal bir kromozom sorunundan mı yoksa başka bir nedenden mi kaynaklandığını göstererek araştırmanın yönünü belirler. Bir düzenleme saptandığında genetik danışma alınması ve seçeneklerin değerlendirilmesi gündeme gelir.

Pıhtılaşma Testleri Neyi Gösterir?

Kan pıhtılaşma düzenindeki bazı değişiklikler, bebeğin eşine giden küçük damarlarda pıhtı oluşumuna yol açarak kayba katkı sağlayabilir. Bu grubun en yerleşik örneği antifosfolipid sendromudur.

Bu tablonun tanısı için lupus antikoagülanı, antikardiyolipin antikorları ve beta-2 glikoprotein antikorları ölçülür. Testin pozitif bulunması durumunda, en az on iki hafta sonra yinelenmesi gerekir; geçici yükselmeler görülebildiği için tek bir ölçüme dayanarak tanı konmaz. Bu tanı konduğunda, sonraki gebelikte düşük doz asetilsalisilik asit ve düşük molekül ağırlıklı heparin kullanımı gündeme gelir.

Kalıtsal pıhtılaşma yatkınlıklarının rutin olarak araştırılması ise tartışmalıdır. Faktör V Leiden ve protrombin gen değişikliği gibi durumların erken gebelik kayıplarıyla ilişkisi güçlü biçimde gösterilememiştir. Bu testler, ailede damar içi pıhtı öyküsü bulunması ya da kişinin kendisinde böyle bir öykü olması durumunda istenir.

Rahim Yapısı Nasıl Değerlendirilir?

Rahim boşluğunun yapısı, tekrarlayan kayıp araştırmasının önemli bir bölümünü oluşturur. Doğuştan gelen yapısal farklılıklar bu kapsamda değerlendirilir; rahim boşluğunu ikiye bölen perde bu grubun en sık örneğidir ve düzeltilebilir bir durumdur.

Değerlendirme için birkaç yöntem kullanılır. Üç boyutlu ultrason, rahmin dış hattını ve boşluğunu birlikte gösterdiği için değerli bilgi verir. Rahim filmi, boşluğun şeklini ve tüplerin açıklığını gösterir. İçine sıvı verilerek yapılan ultrason incelemesi de boşluğun değerlendirilmesinde kullanılır.

Rahim içinin kamerayla incelenmesi ise hem tanı hem de girişim olanağı sunar. Bu yöntemle perde, yapışıklık ya da boşluğa uzanan bir myom saptandığında aynı seansta düzeltilebilir. Rahim içi yapışıklıklar, geçirilmiş kürtaj işlemlerinin ardından gelişebilen ve adet miktarının azalmasıyla kendini gösteren bir durumdur.

Bağışıklık Sistemi Testleri Gerekli midir?

Bu konu, üzerinde en çok tartışılan başlıklardan biridir. Gebeliğin sürdürülmesinde bağışıklık sisteminin rol oynadığı bilinir; ancak bu alandaki testlerin çoğunun yararı yeterince gösterilememiştir.

Doğal öldürücü hücrelerin sayısının ya da etkinliğinin ölçülmesi, yaygın olarak istenen ancak yerleşik kabul görmemiş testler arasındadır. Kandaki bu hücrelerin sayısının rahim içindeki durumu yansıttığı da gösterilememiştir. Bu nedenle bu testlerin rutin araştırmada yer alması genellikle önerilmez.

Aynı belirsizlik, bu testlere dayanarak uygulanan bazı tedaviler için de geçerlidir. Bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar ve kan ürünü uygulamalarının yararı yeterince kanıtlanmamıştır ve bu tedavilerin kendine özgü güçlükleri bulunur. Bu nedenle bu yaklaşımlar, kanıt düzeyi göz önünde bulundurularak ve ayrıntılı bilgilendirme sonrasında değerlendirilir. Buna karşılık antifosfolipid sendromu, bağışıklıkla ilişkili ve tedavisi yerleşik olan tek tablodur.

Yaşam Biçimiyle İlgili Etkenler Değerlendirilir mi?

Araştırma sürecinde yaşam biçimiyle ilgili etkenler de gözden geçirilir. Sigara kullanımı, gebelik kaybıyla ilişkilendirilen ve değiştirilebilir etkenlerin başında gelir. Kullanımın her iki eş tarafından da bırakılması önerilir. Alkol tüketimi ve yüksek miktarda kafein alımı da bu kapsamda ele alınır.

Beden ağırlığı ayrıca değerlendirilir. Beden kitle indeksinin belirgin biçimde yüksek ya da düşük olması, gebelik kaybının sıklığıyla ilişkilendirilmiştir. Gebelik planlanmadan önce ağırlığın uygun aralığa yaklaştırılması, bu açıdan katkı sağlayabilecek bir düzenlemedir.

Kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi de sürecin bir parçasıdır. Bazı ilaçlar gebelikte kullanıma uygun olmayabilir ve önceden değiştirilmeleri gerekir. Bu değerlendirmenin, yeni bir gebelik planlanmadan önce yapılması en uygun zamanlamadır.

Neden Bulunamazsa Nasıl Bir Yol İzlenir?

Kapsamlı araştırmaya karşın çiftlerin yarısından fazlasında belirgin bir neden saptanamaz. Bu sonuç ilk bakışta umut kırıcı görünebilir; ancak taşıdığı anlam olumludur. Saptanabilir bir engel bulunmaması, sonraki gebeliğin beklenen seyirde ilerleme olasılığının yüksek olduğunu gösterir.

Bu gruptaki çiftlerin önemli bir bölümünde, izleyen gebelikler ek bir tedavi uygulanmadan sağlıklı sonuçlanır. Bu nedenle neden bulunamaması durumunda kanıtlanmamış tedavilere yönelmek yerine, destekleyici izlem tercih edilir.

Bu izlem, gebeliğin erken döneminde sık ultrason değerlendirmesi ve düzenli iletişimi kapsar. Bu yaklaşımın sonuçları iyileştirdiği bildirilmiştir; yaşanan kaygının azalmasının da bu katkıda payı bulunur. Bu dönemde folik asit kullanımı, sigara ve alkolden uzak durulması, kilonun uygun aralıkta tutulması ve kafein tüketiminin sınırlanması önerilir. Ruhsal desteğin sürecin bir parçası olarak ele alınması da önem taşır.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

İki ya da daha fazla gebelik kaybı yaşanması durumunda değerlendirme için başvurulması önerilir. Otuz beş yaş ve üzerinde bu başvurunun geciktirilmemesi uygun olur.

Kaybın ileri bir haftada yaşanması, ağrısız açılma ile sonuçlanması ya da bebekte yapısal bir bulgu saptanmış olması durumunda tek bir kayıptan sonra da değerlendirme yapılabilir. Ailede tekrarlayan gebelik kaybı ya da kalıtsal hastalık öyküsü bulunması da bu kapsamdadır.

Adet düzensizliği, adet miktarının belirgin biçimde azalması, kasık ağrısı ve ilişki sırasında ağrı gibi bulgular ayrıca incelenmelidir. Bilinen bir hastalığı bulunan ya da sürekli ilaç kullananlarda yeni gebelik öncesinde değerlendirme önem taşır. Yaşanan üzüntünün günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi durumunda da destek alınması önerilir.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir