randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Yumurtlama Tedavisi (Ovulasyon İndüksiyonu)

Yumurtlama tedavisinin uygulanma koşulları, kullanılan ilaç grupları, takip biçimi ve olası yan etkileri üzerine bilgilendirme.

Yumurtlama tedavisi, yumurtlamanın hiç gerçekleşmediği ya da düzensiz olduğu durumlarda ilaç yardımıyla folikül gelişiminin desteklenmesidir. Tıp dilinde ovulasyon indüksiyonu adıyla anılır. Tedavi, doğal düzende işlemeyen bir basamağın dışarıdan uyarılmasına dayanır. Uygulama boyunca yakın takip yapılır; ilaç kullanımı tek başına yürütülen bir süreç değildir. Aşağıda tedavinin kimlerde uygulandığı, nasıl planlandığı ve nelere dikkat edildiği anlatılmıştır.

Yumurtlama Tedavisi Hangi Durumlarda Uygulanır?

Tedavinin en sık uygulandığı grup, yumurtlamanın gerçekleşmediği ya da seyrek gerçekleştiği kadınlardır. Polikistik over sendromu bu grubun büyük bölümünü oluşturur. Adetlerin uzun aralıklarla gelmesi ya da hiç görülmemesi bu tabloya eşlik eden bulgulardır.

İkinci grup, yumurtlaması olduğu halde gebelik oluşmayan çiftlerdir. Nedeni açıklanamayan tablolarda, gelişen folikül sayısının artırılması ve zamanlamanın netleştirilmesi amacıyla tedavi gündeme gelebilir.

Aşılama planlanan kişilerde de tedavi bir hazırlık basamağı olarak uygulanır. Bu durumda amaç, işlem gününün belirlenebilmesi ve folikül gelişiminin kontrol altında tutulmasıdır.

Tedavi her tabloda uygun görülmez. Tüplerin kapalı olduğu, sperm bulgularının ileri düzeyde etkilendiği ve yumurtalık rezervinin belirgin azaldığı durumlarda beklenen katkı sınırlı kalır; bu tablolarda başka yaklaşımlar değerlendirilir.

Tedaviye başlamadan önce erkek tarafının da değerlendirilmiş olması beklenir. Sperm tahlilinin sonucu bilinmeden yürütülen bir tedavi, tablonun yalnızca bir yönüne yönelmiş olur. Bu nedenle inceleme çift olarak tamamlanır ve tedavi kararı bu bütün üzerinden verilir.

Tedavi Nasıl Planlanır?

Planlama, tedaviye başlamadan önce yapılan değerlendirmeye dayanır. Yumurtlamanın gerçekten gerçekleşmediğinin ortaya konması, altta yatan nedenin araştırılması ve tüplerin durumunun bilinmesi bu aşamanın parçalarıdır.

Tiroid işlev bozukluğu ya da prolaktin yüksekliği saptanırsa önce bu durumların düzeltilmesi istenir. Bu tablolarda hormon dengesinin sağlanması, ek bir ilaca gerek kalmadan yumurtlamanın toparlanmasını sağlayabilir.

Kilo fazlalığı bulunan kişilerde kilo düzenlemesi tedavi planının bir parçası olarak ele alınır. Vücut ağırlığında sağlanan azalmanın ilaç yanıtını da etkilediği bilinir. Bu nedenle iki yaklaşım çoğu zaman birlikte yürütülür.

Tedavi genellikle adet döngüsünün ilk günlerinde başlatılır. Adeti gelmeyen kişilerde önce kanamanın sağlanması için bir ilaç kullanılabilir; tedavi bu kanamanın ardından başlar.

Planlamada kişinin daha önce aldığı tedaviler ve bunlara verdiği yanıt da göz önünde bulundurulur. Önceki bir döngüde kullanılan ilaç miktarı ve o döngüde gelişen folikül sayısı, yeni şemanın belirlenmesinde doğrudan yol gösterir.

Hangi İlaç Grupları Kullanılır?

İlk basamakta genellikle ağızdan alınan ilaçlar tercih edilir. Bu ilaçlar beynin yumurtalıklara gönderdiği uyarıyı artırarak folikül gelişimini başlatır. Kullanım adetin ikinci ile beşinci günleri arasında başlar ve beş gün sürer.

Ağızdan kullanılan ilaçlar tek bir gruptan oluşmaz. Bir bölümü hormon algılayan bölgeleri geçici olarak bloke ederek uyarıyı artırır; bir bölümü ise östrojen üretimini kısa süreli azaltarak aynı sonuca farklı bir yoldan ulaşır. Güncel kılavuzlarda, polikistik over sendromuna bağlı yumurtlama sorunlarında östrojen üretimini azaltan grubun ilk tercih olarak öne çıktığı belirtilir; bu grupta yumurtlamanın tek folikülle sınırlı kalma eğilimi daha belirgindir ve çoğul gebelik olasılığı bu yönüyle daha düşük seyreder. Diğer grup ise bu ilacın uygun görülmediği ya da yeterli yanıt alınamadığı durumlarda, kimi zaman da şeker dengesine yönelik bir ilaçla birlikte gündeme gelir. Hangi ilacın seçileceği kişinin bulgularına, eşlik eden tablolara ve varsa önceki döngülerde alınan yanıta göre belirlenir.

Ağızdan alınan ilaçlarla sonuç alınamadığında iğne biçimindeki ilaçlar gündeme gelir. Bu ilaçlar yumurtalıkları doğrudan uyarır ve genellikle daha güçlü bir yanıt oluşturur. Kullanımları daha yakın takip gerektirir.

Tedaviye ek olarak yumurtlamayı tetikleyen bir iğne kullanılabilir. Bu uygulama, folikül uygun boyuta ulaştığında çatlamanın belirli bir zamanda gerçekleşmesini sağlar. Şeker dengesine yönelik ilaçlar da belirli tablolarda tedaviye eklenebilir.

İlaçların hangi saatte ve hangi biçimde kullanılacağı tedaviye başlarken ayrıntılı olarak anlatılır. İğne biçimindeki ilaçların saklama koşulları ve uygulama tekniği gösterildikten sonra kişinin kendisi tarafından evde uygulanması olağandır. Doz atlanması durumunda kendi kararıyla telafi edilmemesi, hekime danışılması istenir.

Tedavi Sırasında Takip Nasıl Yapılır?

Takibin temeli ultrason ölçümleridir. Adetin belirli günlerinde yapılan incelemelerle gelişen folikül sayısı ve boyutları kaydedilir. Bu ölçümler ilaç miktarının uygun olup olmadığını gösterir.

İlk ölçüm genellikle ilaç kullanımının tamamlanmasından birkaç gün sonra yapılır. Sonraki kontroller foliküllerin gelişim hızına göre bir ile üç gün arayla planlanır. Kontrol sayısı çoğu döngüde iki ile dört arasında değişir.

Ultrasonla birlikte rahim iç tabakasının kalınlığı da değerlendirilir. Kimi durumlarda kan tahlilleriyle östrojen düzeyi ölçülür; bu ölçüm özellikle iğne biçimindeki ilaç kullanılan döngülerde yanıtın izlenmesine katkı sağlar.

Takip yalnızca gelişimi izlemek için değil, beklenenden güçlü yanıt oluşup oluşmadığını görmek için de yapılır. Çok sayıda folikül geliştiği görüldüğünde o döngüde ilişki ya da işlem önerilmeyebilir.

Takip bulgularına göre o döngünün sonlandırılması da bir seçenektir. Hiç folikül gelişmediği görüldüğünde ilaç miktarının bir sonraki döngüde artırılması planlanır. Bu karar başarısızlık olarak değil, uygun miktarın belirlenmesine yönelik bir basamak olarak değerlendirilir.

Hangi Yan Etkiler Görülebilir?

Ağızdan alınan ilaçlarda sıcak basması, baş ağrısı, ruh halinde dalgalanma ve karında hafif gerginlik bildirilen şikâyetlerdir. Görmede bulanıklık ya da ışık çakması hissi seyrek görülür; bu durumda ilacın sürdürülüp sürdürülmeyeceği yeniden değerlendirilir.

Bazı ilaçlar rahim ağzı salgısını azaltabilir ya da rahim iç tabakasının kalınlaşmasını etkileyebilir. Bu etkiler takip sırasında ultrasonla izlenir ve gerekirse tedavi düzenlemesi yapılır.

İğne biçimindeki ilaçlarda karında dolgunluk, şişkinlik ve iğne yerinde hassasiyet görülebilir. Bu bulgular foliküllerin gelişmesine bağlıdır ve tedavi tamamlandıktan sonra geriler.

Bu tedavide amaç bir ya da birkaç keseciğin olgunlaşmasıdır; yumurtalıkların bunun çok ötesinde bir üretime geçmesi istenmeyen bir seyirdir. Böyle bir seyirde pantolonun belinin sıkması, birkaç günde birkaç kilo alınması, düz yolda bile soluğun daralması ve idrarın azalması dikkat çeken ilk işaretlerdir. Uygulamada ilaç düşük miktarla başlatılıp yanıt görüldükçe artırılır; ultrason ve kan kontrolleriyle keseciklerin sayısı yakından izlenir.

Çoğul Gebelik Olasılığı Nasıl Yönetilir?

Tedavide birden çok folikülün gelişmesi mümkün olduğu için çoğul gebelik olasılığı doğal döngüye göre artar. Bu olasılık kullanılan ilaç grubuna göre farklılık gösterir; iğne biçimindeki ilaçlarda daha belirgindir.

Bu nedenle takip sırasında gelişen folikül sayısı yakından izlenir. Belirlenen sayının üzerinde folikül geliştiğinde, o döngüde ilişkiye girilmemesi ya da planlanan işlemin ertelenmesi önerilebilir.

Bir başka yaklaşım ilaç miktarının düşük tutulmasıdır. Tedaviye düşük miktarla başlanıp yanıt görüldükçe artırılması, çok sayıda folikül gelişmesini sınırlamaya yönelik bir yöntemdir.

Çoğul gebeliğin, tekil gebeliğe göre daha yakın takip gerektirdiği ve erken doğum gibi durumlarla ilişkilendirildiği bilinir. Bu nedenle olasılığın azaltılması tedavi planının bir parçası olarak ele alınır.

Tedaviye başlanmadan önce bu olasılığın çiftle konuşulmuş olması beklenir. Hangi durumlarda döngünün iptal edilebileceğinin baştan bilinmesi, takip sırasında verilen kararın daha kolay anlaşılmasını sağlar ve beklentinin gerçekçi bir çerçevede kalmasına katkıda bulunur.

Tedaviye Kaç Siklus Devam Edilir?

Ağızdan alınan ilaçlarla yürütülen tedavide genellikle üç ile altı siklusluk bir sınır belirlenir. Bu sınırın gerekçesi, tedaviden beklenen katkının ilk sikluslarda ortaya çıkması ve sonrasında azalmasıdır.

Belirlenen sayıda siklus tamamlandığında ve gebelik oluşmadığında yaklaşım gözden geçirilir. Tetkikler yenilenir, arada değişen bir bulgu olup olmadığına bakılır ve farklı bir ilaç grubuna geçiş ya da üremeye yardımcı yöntemler konuşulur.

Yumurtlamanın hiç sağlanamadığı durumlarda ilaç değişikliği daha erken gündeme gelir. Yumurtlama sağlandığı halde gebelik oluşmuyorsa değerlendirmenin başka başlıklara yönelmesi gerekebilir.

Kaç siklus uygulanacağı, alınan yanıtın niteliğine göre yeniden düşünülen bir konudur. Kullanılan ilaca yumurtlama yanıtı hiç alınamıyorsa doz artırımı ya da ilaç değişikliği denenir; birkaç siklus boyunca yumurtlama sağlandığı hâlde gebelik oluşmadıysa bu kez tabloda başka bir etkenin bulunup bulunmadığı araştırılır. Tüplerin açıklığı ve sperm değerleri bu aşamada gözden geçirilir. Yumurtlamanın düzenli sağlandığı sikluslarda belirli bir sayıdan sonra aynı basamakta devam edilmesi genellikle tercih edilmez ve yöntem değişikliği konuşulur.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Ağızdan alınan ilaçlarla yürütülen tedavilerde aşırı yanıt tablosuna seyrek rastlanır; iğne biçimindeki ilaçlarda ise olasılık artar ve bu nedenle ultrason izlemi sıklaştırılır. İzlem sırasında beklenenden çok sayıda folikül geliştiği görülürse o siklusun iptal edilmesi gündeme gelebilir. Kişinin kendi izleyeceği işaretler ise karnın hızla büyümesi, tartıdaki ani yükseliş, nefesin yetmemesi ve gün boyunca az idrara çıkılmasıdır. Polikistik over sendromu bulunan kadınlarda bu tablo daha kolay geliştiğinden başlangıç dozu düşük tutulur.

Tedavi sırasında ortaya çıkan ve tek tarafa yerleşen, giderek keskinleşen karın ağrısı bekletilmeden ele alınır; bu ağrıya bulantı ve kusmanın eşlik etmesi yumurtalığın dönmesi ihtimalini akla getirebilir. Bacağın birinde beliren şişlik, baldırda basmakla artan ağrı ve deride sıcaklık artışı ise damar içi pıhtı açısından değerlendirilen ayrı bir tablodur. Ani başlayan nefes darlığı ve göğüs ağrısı da aynı başlıkta ele alınır. Görmede bulanıklaşma ya da ışık çakmaları bildirildiğinde ise kullanılan ilacın gözden geçirilmesi gündeme gelebilir.

Ağızdan alınan ilaç kullanılırken görmede bulanıklık, ışık çakması ya da görme alanında değişiklik fark edilmesi durumunda ilaç kullanımı sürdürülmeden hekime danışılması uygun olur.

Gebelik testi pozitif çıktığında da görüşme planlanır. Bu tedavilerin ardından oluşan gebeliklerde ilk ultrasonun zamanlaması, gebeliğin doğru konumda yerleştiğinin ve kaç kese bulunduğunun görülmesi açısından ayrıca ele alınır.