Şeker hastalığı tanısında kullanılan sayısal ölçütler arasında en çok bilineni açlık kan şekeri için belirlenmiş olan 126 mg/dL değeridir. Bu sayı, rastgele seçilmiş bir eşik değildir; uzun süreli gözlemlere dayanan bir ayraç olarak tanımlanmıştır. Yine de bu eşiğe ulaşan tek bir ölçüm, kendi başına bir tanı anlamı taşımaz. Aşağıda tanı ölçütlerinin nasıl belirlendiği, bu eşiğin nereden geldiği ve doğrulamanın nasıl yapıldığı ele alınmaktadır.
Şeker Hastalığı Tanısında Hangi Ölçütler Kullanılır?
Tanı için birbirinden bağımsız birkaç ölçüt tanımlanmıştır. Bunlardan biri açlık kan şekerinin 126 mg/dL ve üzerinde ölçülmesidir. Bir diğeri, şeker yükleme testinde ikinci saat değerinin 200 mg/dL ve üzerinde bulunmasıdır.
Üçüncü ölçüt HbA1c değerinin yüzde 6,5 ve üzerinde olmasıdır. Dördüncüsü ise şeker hastalığına özgü yakınmaların bulunduğu bir kişide, açlık koşuluna bakılmaksızın alınan kan örneğinde şekerin 200 mg/dL ve üzerinde saptanmasıdır.
Bu ölçütlerden herhangi birinin sağlanması yeterli görülür; ancak yakınması bulunmayan kişilerde sonucun doğrulanması istenir. Doğrulama, aynı ölçütün farklı bir günde yinelenmesiyle ya da ikinci bir ölçütün desteklemesiyle yapılır.
Bu ölçütlerin hangisinin seçileceği kişinin durumuna göre değişir. Açlık koşulunu sağlayamayan kişilerde HbA1c ölçümü öne çıkar. Alyuvar ömrünü değiştiren bir hastalık bulunanlarda ise bu ölçüm güvenilir olmadığı için doğrudan şeker ölçümlerine dayanılır.
126 mg/dL Değeri Neden Bir Eşik Sayılır?
Bu eşik, geniş kişi topluluklarının uzun süre izlendiği çalışmalardan elde edilmiştir. İzlemlerde, açlık şekeri bu düzeyin üzerinde seyreden kişilerde gözün retina tabakasında görülen değişikliklerin belirgin biçimde arttığı gözlenmiştir.
Retina bulgularının seçilmesinin nedeni, bu değişikliklerin şeker yüksekliğine özgü ve ölçülebilir olmasıdır. Böylece eşik, yalnız istatistiksel bir kesme noktası değil, doku düzeyindeki bir sonuçla ilişkilendirilmiş bir sınır hâline gelmiştir.
Bununla birlikte eşiğin bir sıçrama noktası olmadığı bilinir. 125 mg/dL ile 127 mg/dL arasında biyolojik olarak keskin bir fark bulunmaz. Sınır, karar verilebilmesi için çizilmiş pratik bir çizgidir; bu nedenle sınıra çok yakın değerlerde klinik tablo daha fazla ağırlık taşır.
Bu eşiğin yıllar içinde bir kez aşağı çekildiği de bilinir. Daha önce kullanılan sınır 140 mg/dL iken, doku düzeyindeki değişikliklerin daha erken başladığının gösterilmesiyle bugünkü düzeye indirilmiştir. Bu değişiklik, eşiklerin bilgi arttıkça yeniden ele alınabileceğini gösterir.
Tek Bir Ölçüm Tanı İçin Yeterli midir?
Yakınması bulunmayan bir kişide tek bir ölçüm yeterli kabul edilmez. Kan şekeri günden güne değişkenlik gösterir ve tek bir sabaha ait sayı, kişinin genel durumunu tam olarak yansıtmayabilir.
Bu ilkenin bir istisnası vardır. Kişide belirgin susama, sık idrara çıkma ve açıklanamayan kilo kaybı gibi yakınmalar bulunuyor ve kan şekeri belirgin biçimde yüksek ölçülmüşse, doğrulama beklenmeden değerlendirme yapılır.
Doğrulama gereğinin bir başka nedeni laboratuvar kaynaklı sapmalardır. Kan örneğinin uygun tüpe alınmaması, alındıktan sonra uzun süre bekletilmesi ya da uygun sıcaklıkta saklanmaması sonucu değiştirebilir. Bu nedenle sınırdaki değerlerde ölçümün tekrarı önem kazanır.
Doğrulamanın gecikmemesi de önemlidir. Ölçümler arasındaki sürenin uzaması, kişinin izlem dışında kalmasına yol açabilir. Bu nedenle tekrar ölçümü genellikle kısa bir plan içinde düzenlenir.
Testin Tekrarı Ne Zaman İstenir?
Tekrar ölçümü genellikle kısa bir aralıkla, birkaç gün ile birkaç hafta içinde planlanır. Aradaki sürenin çok uzun tutulmaması, tablonun güncel durumunu yansıtması açısından tercih edilir.
Tekrar ölçümünün ilk ölçümle aynı koşullarda yapılması istenir. Aynı açlık süresi, benzer bir akşam öğünü ve mümkünse aynı laboratuvar tercih edilir. Böylece iki sonuç arasındaki farkın koşullardan mı yoksa gerçek bir değişimden mi kaynaklandığı ayırt edilebilir.
İkinci ölçüm için farklı bir ölçüt seçilmesi de mümkündür. Açlık şekerinin yanında HbA1c ölçümü istenerek iki farklı yöntemin birbirini desteklemesi aranabilir. İki sonucun uyumsuz çıkması durumunda değerlendirme genişletilir ve şeker yükleme testi gündeme gelebilir.
İki ölçümün de sınırın hemen üzerinde çıktığı durumlarda değerlendirme klinik tabloyla birlikte yapılır. Kişinin kilo seyri, aile öyküsü ve varsa yakınmaları bu aşamada belirleyici olur. Sınıra çok yakın değerlerde izlem ve düzenlemelerin ön plana çıkması yaygındır.
Açlık Süresi ve Stres Sonucu Etkiler mi?
Açlık süresinin sekiz saatin altında kalması, önceki öğüne bağlı yükselmenin sürmesine yol açar. Bu durumda ölçülen değer açlık şekeri sayılmaz ve tanı ölçütü olarak kullanılamaz. Su dışındaki içeceklerin tüketilmesi de aynı sonucu doğurur.
Bedensel ve ruhsal zorlanma dönemlerinde salgılanan kortizol ve adrenalin gibi hormonlar, karaciğerden şeker salınımını artırarak kan şekerini yükseltir. Ateşli bir hastalık, geçirilmiş bir ameliyat, kaza sonrası dönem ya da yoğun bir kaygı hâli bu etkiyi oluşturabilir.
Bu tür dönemlerde ölçülen yüksek değerler, o anki zorlanmayı yansıtabilir. Bu nedenle tanı amaçlı ölçümlerin kişinin olağan sağlık durumunda yapılması istenir. Uykusuz geçen bir gece, uzun süreli kortizon kullanımı ve bazı ilaçlar da benzer biçimde değeri yükseltebilir.
Kadınlarda adet döneminin bu ölçümü belirgin biçimde değiştirmediği bilinir. Buna karşın gebelik dönemi ayrı bir başlıktır; bu dönemde farklı eşikler kullanılır ve bu sınır geçerli değildir. Emzirme döneminde de değerlendirme kişinin genel durumuna göre yapılır.
Bu Değerde Hangi Ek Tetkikler İstenebilir?
Doğrulama amacıyla açlık şekerinin yinelenmesi ve HbA1c ölçümü ilk sırada yer alır. HbA1c, üç aylık dönemin ortalamasını yansıttığı için tek bir ölçümün geçici mi yoksa süregelen bir tabloyu mu gösterdiğini ayırt etmeye yardımcı olur.
Tablo netleştikten sonra organ etkilenmesinin araştırılması gündeme gelir. İdrarda protein bakılması ve böbrek değerlerinin ölçülmesi bu kapsamdadır. Göz dibi muayenesi retina değişikliklerinin değerlendirilmesi için istenir.
Kan yağları, karaciğer değerleri ve kan basıncı ölçümü de değerlendirmenin parçalarıdır. Kadın sağlığı açısından adet düzeni sorgulanır; polikistik over sendromu düşünülüyorsa hormonal inceleme genişletilir. Gebelik planı bulunan kadınlarda bu tablonun gebelik öncesinde ele alınması ayrıca önem taşır.
Ayaklarda duyu muayenesi de bu değerlendirmenin bir parçasıdır. Uzun süren yükselmelerin sinirler üzerindeki etkisi bu muayeneyle erken dönemde fark edilebilir. Ayak derisinin ve tırnakların incelenmesi de aynı kapsamda ele alınır.
Hangi Belirtiler Hekime Başvurmayı Gerektirir?
Dinmeyen susama, ağzın sürekli kuruması, gün içinde ve gece sık idrara çıkma bu tablonun en bilinen bulgularıdır. Bu üç yakınmanın birlikte bulunması gecikmeden değerlendirme gerektirir.
İştah artmasına rağmen kilo verilmesi, sürekli yorgunluk hissi, bulanık görme ve yaraların olağandan geç kapanması bildirilmesi gereken bulgulardır. Ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve yanma hissi de aktarılmalıdır.
Sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, inatçı mantar enfeksiyonları ve ciltte kaşıntı kadınlarda sıklıkla bildirilen yakınmalardır. Bulantı, kusma, karın ağrısı, hızlı ve derin soluma ile bilinç bulanıklığı ise gecikmeden başvuru gerektiren bulgular arasında yer alır.
Belirtilerin hiç bulunmaması da sık karşılaşılan bir durumdur. Kişilerin önemli bir bölümünde tablo, başka bir nedenle yapılan kan tahlilinde fark edilir. Bu nedenle yakınma yokluğu, sonucun göz ardı edilmesi için gerekçe sayılmaz.
Bu Değer Tek Başına Yeterli midir?
Açlık kan şekeri, tanı ölçütlerinden yalnızca biridir ve tek başına bir sonuca varmak için kullanılmaz. Sonucun doğrulanması ve ikinci bir ölçütle desteklenmesi beklenir.
Bu ölçümün gösteremediği alanlar bulunur. Öğün sonrasındaki yükselmeler, gün içindeki dalgalanmalar ve uzun dönemli seyir açlık değeriyle görülemez. HbA1c ve yükleme testi bu boşlukları doldurmak amacıyla kullanılır.
Sayısal sonuçların yanı sıra kişinin yakınmaları, kilo seyri, aile öyküsü, kan basıncı ve eşlik eden hastalıkları da değerlendirmeye girer. Bu bütünlük sağlanmadan yapılan bir yorum eksik kalır; bu nedenle raporun muayene sırasında ele alınması önerilir.
Değerlendirmenin hangi tür bir tabloya işaret ettiği de ayrıca ele alınır. Farklı gelişim yolları bulunan tablolar birbirinden ayırt edilir; bu ayrım izlem biçimini doğrudan etkiler. Gerektiğinde bu amaçla ek kan tetkikleri istenebilir.
