Adet kanamasının hiç başlamamış olması ya da düzenli görülürken kesilmesi, kadınların hekime başvurma nedenleri arasında sık yer alır. Tıp dilinde amenore olarak adlandırılan bu tablo, tek başına bir hastalık değil, birçok farklı durumun ortak bulgusudur. Nedeni araştırıldığında çoğu kez açıklanabilir bir kaynağa ulaşılır. Aşağıda amenorenin türleri, nedenleri ve nasıl değerlendirildiği açıklanmıştır.
Amenore Nedir, Kaç Türü Vardır?
Amenore, adet kanamasının bulunmaması durumudur. İki temel türü tanımlanır. Birincil amenore, adet kanamasının hiç başlamamış olmasıdır. Günümüzde kullanılan ölçüt on beş yaştır; bu yaşa gelindiği halde ilk adetin görülmemesi bu kapsamda değerlendirilir. Meme gelişiminin başlamasından sonra üç yıl geçmesine karşın kanamanın gelmemesi de aynı başlıkta ele alınır. Ergenlik belirtileri hiç başlamamışsa sınır on üç yaşa çekilir ve değerlendirme adet beklenmeden yapılır.
İkincil amenore ise daha önce adet gören bir kadında kanamanın kesilmesidir. Adetleri düzenli olan bir kişide üç ay, düzensiz olan bir kişide altı ay boyunca kanama görülmemesi bu tanımın karşılığıdır. Kadınlarda daha sık karşılaşılan tür budur ve her yaş grubunda görülebilir.
Bu ayrım, izlenecek yolu doğrudan belirler. Birincil amenorede gelişimsel ve yapısal nedenler ön planda araştırılırken, ikincil amenorede öncelikle gebelik dışlanır ve ardından hormon dengesine yönelik inceleme yapılır. Her iki tabloda da fizyolojik durumların yani gebelik, emzirme ve menopoz dönemlerinin ayrı değerlendirildiği belirtilir.
Adet Görememenin Nedenleri Nelerdir?
Nedenler, döngüyü yürüten zincirin hangi halkasında sorun bulunduğuna göre gruplandırılır. Bu zincir beyindeki merkezler, hipofiz bezi, yumurtalıklar ve rahim ile çıkış yollarından oluşur. Herhangi bir halkadaki aksama adetin görülmemesine yol açabilir.
Merkezi nedenler, beyinden yumurtalıklara giden uyarının baskılanmasıyla ortaya çıkar. Belirgin kilo kaybı, yeme bozuklukları, yoğun spor, uzun süren stres ve kronik hastalıklar bu kapsamda sayılır. Hipofiz bezini ilgilendiren kitleler ve süt hormonu yüksekliği de bu grupta yer alır.
Yumurtalık kaynaklı nedenler arasında polikistik over sendromu, yumurtalık işlevinin erken azalması ve kromozom yapısına ilişkin durumlar bulunur. Rahim ve çıkış yollarını ilgilendiren nedenler ise rahim içinde oluşan yapışıklıklar, doğuştan gelen yapısal farklılıklar ve kızlık zarının kapalı olması gibi durumlardır. Tiroid bozuklukları ve böbrek üstü bezini ilgilendiren hormon sorunları da her iki türde tabloya yol açabilir.
Gebelik Dışında Adet Kesilmesi Neden Olur?
Emzirme dönemi, gebelik dışında adet kesilmesinin en olağan nedenidir. Emzirme sırasında yükselen süt hormonu, yumurtlamayı baskılar ve adetlerin gecikmesine yol açar. Bu durum beklenen bir tablodur ve emzirme azaldıkça adetler kendiliğinden geri döner. Bu dönemde gebelikten korunmanın sürdürülmesi gerektiği ayrıca hatırlatılır.
Belirgin kilo kaybı ve yeme davranışındaki bozukluklar sık karşılaşılan bir başka nedendir. Vücut yağ oranının belirli bir düzeyin altına inmesi, üreme düzenini yürüten merkezlerin baskılanmasına yol açar. Benzer bir mekanizma, yoğun spor yapan kadınlarda da görülür. Uzun süren stres dönemleri de aynı yolla adetlerin kesilmesine neden olabilir.
Hormon dengesini etkileyen hastalıklar bu başlıkta yer alan bir başka gruptur. Polikistik over sendromu, tiroid bezinin az ya da fazla çalışması, süt hormonunun yükselmesi ve böbrek üstü bezini ilgilendiren bozukluklar adetlerin kesilmesine yol açabilir. Yumurtalık işlevinin kırk yaşından önce azalması da bu kapsamda değerlendirilir.
Kullanılan bazı ilaçlar ve doğum kontrol yöntemleri de adetlerin kesilmesine neden olabilir. Hormonlu yöntemlerin bir bölümünde kanamanın azalması ya da tümüyle kesilmesi beklenen bir etkidir. Rahim içine yapılan girişimlerden sonra gelişen yapışıklıklar da kanamanın gelmemesine yol açabilen bir durumdur.
Amenorede Hangi Tetkikler Yapılır?
İlk adım gebelik testidir. Adet kesilmesinin en sık nedeni gebeliktir ve diğer araştırmalardan önce dışlanması gerekir. Test sonucu olumsuz olsa bile şüphe sürüyorsa kan tetkiki ile doğrulama yapılabilir.
Değerlendirme ayrıntılı bir öyküyle sürdürülür. Adetlerin ne zaman başladığı, ne zamandır görülmediği, kilo değişimi, spor alışkanlıkları, stres dönemleri, kullanılan ilaçlar, geçirilmiş ameliyatlar ve rahim içine yapılan girişimler sorgulanır. Tüylenme artışı, sivilcelenme, süt gelmesi, sıcak basması ve baş ağrısı gibi eşlik eden belirtiler kaydedilir.
Muayenede boy ve kilo ölçülür, ergenlik gelişimi değerlendirilir. Jinekolojik muayene yapılır; birincil amenorede dış genital bölge ve çıkış yollarının yapısı ayrıca incelenir. Tiroid bezi muayene edilir ve meme başından akıntı olup olmadığı kontrol edilir.
Pelvik ultrason, rahim ve yumurtalıkların yapısını gösterir. Rahmin bulunup bulunmadığı, iç zarın kalınlığı ve yumurtalıkların görünümü değerlendirilir. Bu inceleme özellikle birincil amenorede yapısal nedenlerin belirlenmesinde yol göstericidir. Gerekli görülen durumlarda manyetik rezonans incelemesi ve kromozom analizi gündeme gelebilir.
Hormon Testleri Ne Zaman İstenir?
Gebelik dışlandıktan sonra hormon testleri istenir. İlk aşamada süt hormonu düzeyi ve tiroid işlev testleri değerlendirilir; bu iki neden sık karşılaşıldığı ve tedavi edilebilir olduğu için öncelikle araştırılır. Süt hormonunun yüksek bulunması durumunda test genellikle uygun koşullarda tekrarlanır.
Adet görülmemesinde tetkiklerin amacı, döngüyü yürüten zincirin hangi halkasında aksama olduğunu ortaya koymaktır. Uyarıcı hormonların belirgin biçimde artmış bulunduğu tablolarda yumurtalık kaynaklı bir tükenme akla gelir; kırk yaş öncesinde saptanması ek inceleme gerektirebilir. Aynı hormonların baskılı seyretmesi ise zincirin beyin ayağına yönelten bir bulgudur ve ağır kilo kaybı, yoğun spor ya da uzun süren zorlanma dönemleriyle birlikte ele alınır. Östrojen ölçümü de bu iki tabloyu ayırmaya katkı sağlar.
Tüylenme artışı, sivilcelenme ve sesin kalınlaşması gibi bulgular varsa erkeklik hormonlarının düzeyi ölçülür. Böbrek üstü bezini ilgilendiren bir tablo düşünülüyorsa buna yönelik testler eklenir. Polikistik over sendromu düşünülen kişilerde şeker ve insülin değerleri değerlendirilir.
Test sonuçları tek başına yorumlanmaz. Laboratuvara göre kullanılan yöntem ve referans aralıkları farklılık gösterebilir; bu nedenle değerler o laboratuvarın aralığına göre değerlendirilir. Sonuçlar muayene bulguları, ultrason görüntüsü ve kişinin şikâyetleriyle birlikte ele alınır. Bazı testlerin belirli koşullarda ya da tekrarlanarak yapılması gerekebilir.
Adet Görememe Hangi Durumlarda Tedavi Gerektirir?
Yaklaşım, saptanan nedene göre belirlenir. Emzirme dönemine bağlı tabloda ek bir girişim gerekmez; adetler süreç ilerledikçe geri döner. Kilo kaybı ya da yoğun spora bağlı tablolarda beslenmenin düzeltilmesi ve etkinlik düzeyinin ayarlanması çoğu kez yeterlidir. Bu grupta gerektiğinde beslenme ve ruhsal destek de planlanır.
Tiroid bozukluğu ya da süt hormonu yüksekliği saptandığında bu duruma yönelinir; adetler genellikle bu tedaviyle geri döner. Polikistik over sendromunda kilo yönetimi ve yaşam düzeni düzenlemeleri temel yaklaşımdır; gerektiğinde hormon düzenleyici seçenekler değerlendirilir.
Uzun süre adet görülmemesi iki açıdan önem taşır. Östrojen düzeyinin düşük kaldığı tablolarda kemik yoğunluğunun azalması söz konusu olabilir; bu nedenle kemik sağlığının korunmasına yönelik yaklaşımlar planlanır. Östrojenin sürdüğü ancak yumurtlamanın olmadığı tablolarda ise rahim iç zarının denetimsiz kalınlaşması gündeme gelebilir ve bu durumun izlenmesi gerekir.
Gebelik isteği bulunan kişilerde yaklaşım bu hedefe göre planlanır. Yapısal nedenlere bağlı tablolarda cerrahi girişimler değerlendirilebilir. Hangi yolun izleneceği, kişinin yaşı, tanısı, gebelik planı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak hekim tarafından belirlenir.
Ne Kadar Gecikmede Hekime Başvurulmalı?
Adetleri düzenli olan bir kadında üç ay, düzensiz olan bir kadında altı ay boyunca kanama görülmemesi durumunda değerlendirme önerilir. Gebelik olasılığı varsa bu süre beklenmeden test yapılması uygun olur.
On beş yaşına gelindiği halde ilk adetin görülmemesi başvuru gerektiren bir durumdur. Ergenlik belirtilerinin hiç başlamamış olması durumunda ise on üç yaşında değerlendirme yapılması önerilir. Adet görülmemesine karşın her ay karın ağrısı yaşanması, çıkış yollarını ilgilendiren bir tabloyu düşündürebilir ve gecikmeden incelenmelidir.
Meme başından süt gelmesi, baş ağrısı, görme alanında daralma, tüylenmede belirgin artış ve sesin kalınlaşması değerlendirilmesi gereken belirtilerdir. Sıcak basması, gece terlemesi ve vajinal kuruluğun kırk yaşından önce ortaya çıkması ayrı bir inceleme gerektirir.
Belirgin kilo kaybı, yeme davranışında değişiklik, aşırı yorgunluk ve sürekli üşüme hissi başvuru gerektiren durumlar arasındadır. Rahim içine yapılan bir girişimin ardından adetlerin kesilmesi ya da belirgin biçimde azalması da değerlendirilmelidir. Şiddetli karın ağrısı ve ateş durumunda gecikmeden başvurulması uygun olur.
