randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS)

Adet öncesi gerginlik sendromunun nedenleri, belirtileri, disforik bozukluktan farkı, değerlendirme yöntemleri ve yaklaşım seçenekleri üzerine bilgilendirme.

Adetin başlamasından önceki günlerde ortaya çıkan gerginlik, şişkinlik, memelerde hassasiyet ve ruh halinde dalgalanma, üreme çağındaki kadınların büyük bölümünün bir dönem yaşadığı bir tablodur. Bu şikâyetler döngünün belirli bir evresine bağlı kaldığında ve adetin başlamasıyla geçtiğinde adet öncesi gerginlik sendromu başlığı altında ele alınır. Aşağıda bu tablonun nasıl geliştiği, hangi belirtilerle seyrettiği, benzer görünen ağır formdan nasıl ayrıldığı ve hangi durumlarda ele alınması gerektiği anlatılmıştır.

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Neden Olur?

Şikâyetlerin çıkış noktası, yumurtlamadan sonra başlayan hormonal dalgalanmadır. Yumurtlamayı izleyen ikinci yarıda progesteron düzeyi yükselir, adetin hemen öncesinde ise hızla geriler. Bu iniş çıkışın kendisi kadar, kişinin bu değişime verdiği yanıt da tabloyu biçimlendirir. Aynı hormon düzeylerine sahip iki kadından biri belirgin şikâyet yaşarken diğeri hiçbir şey hissetmeyebilir.

Beyindeki bazı iletici maddelerin bu dalgalanmadan etkilendiği düşünülmektedir. Ruh halinin düzenlenmesinde rol alan serotonin sisteminin döngünün ikinci yarısında farklı çalıştığı yönünde veriler bulunur. Bu durum, huzursuzluk ve tatlı yeme isteği gibi şikâyetlerin neden bir arada görüldüğünü açıklamaya yardımcı olur.

Kalıtsal yatkınlık, uyku düzeninin bozulması, hareketsizlik ve süregen gerginlik tabloyu belirginleştiren etkenler arasında sayılır. Şikâyetlerin yumurtlamanın olmadığı döngülerde ortaya çıkmaması, tablonun yumurtlamayla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteren bir gözlemdir.

Bedende su ve tuz dengesini düzenleyen sistemin döngünün ikinci yarısında farklı çalıştığı da bildirilmiştir. Bu değişim, adet öncesinde sık görülen şişkinlik, ellerde ve ayaklarda dolgunluk ile terazideki geçici artışın arkasındaki mekanizma olarak değerlendirilir. Söz konusu değişimin kanamayla birlikte hızla gerilemesi, bu ilişkiyi destekleyen bir gözlemdir.

PMS Belirtileri Nelerdir?

Belirtiler bedensel ve ruhsal olmak üzere iki grupta toplanır. Bedensel yakınmaların başında memelerde dolgunluk ve dokunmakla ağrı, karında şişkinlik, ellerde ve ayaklarda hafif ödem, baş ağrısı ve eklem ağrıları gelir. Bağırsak alışkanlığında değişiklik ve iştahta artış da sık bildirilir.

Ruhsal belirtiler arasında sinirlilik, ani ağlama isteği, kaygı, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulma yer alır. Kişi kendini olağandan daha kırılgan hisseder; küçük olaylara verdiği tepki büyür. Bu değişimin döngüsel olduğunun fark edilmesi, tablonun anlaşılmasını kolaylaştırır.

Belirleyici olan, belirtilerin listesi değil zamanlamasıdır. Şikâyetler adetten önceki bir ila iki hafta içinde başlar, kanamanın ilk günlerinde hafifler ve döngünün ilk yarısında tümüyle kaybolur. Bu belirtisiz aralığın bulunması, tabloyu sürekli seyreden başka durumlardan ayıran temel özelliktir.

Belirtilerin bileşimi kadınlar arasında farklılık gösterir. Kimisinde yalnızca memelerdeki hassasiyet öne çıkarken kimisinde ruhsal dalgalanma baskındır. Aynı kişide de döngüden döngüye değişkenlik görülebilir; yoğun geçen bir dönem, ardından belirtisiz bir ay izleyebilir. Bu değişkenlik, günlük kaydın neden birden fazla döngü boyunca tutulması gerektiğini açıklar.

PMS ile Adet Öncesi Disforik Bozukluk Arasındaki Fark Nedir?

Adet öncesi disforik bozukluk, aynı zamanlamayla ortaya çıkan ancak ruhsal belirtilerin ağır bastığı ve çok daha yoğun seyreden formdur. Üreme çağındaki kadınların küçük bir bölümünde görülür. Burada öne çıkan yakınmalar belirgin çökkünlük, umutsuzluk, yoğun öfke patlamaları ve kişinin kendini denetleyemediği hissidir.

İki tabloyu ayıran ölçüt, şikâyetlerin yaşamı ne ölçüde kısıtladığıdır. Adet öncesi gerginlik sendromunda kişi rahatsızlık duyar ama günlük düzenini sürdürür. Disforik bozuklukta ise iş performansı düşer, aile içi ve sosyal ilişkiler zarar görür. Bu ayrım, izlenecek yolun belirlenmesinde belirleyicidir.

Ayrıca disforik bozukluk tanısı için belirtilerin en az iki döngü boyunca günlük olarak kaydedilmesi beklenir. Bu kayıt, şikâyetin gerçekten döngüye bağlı olup olmadığını gösterir. Süregen bir ruhsal tablonun adet öncesinde ağırlaşması da benzer görünebilir; bu iki durumun ayrılması gerekir.

Görülme sıklığı da iki tabloyu birbirinden ayırır. Hafif ya da orta düzeydeki adet öncesi yakınmalar üreme çağındaki kadınların büyük bölümünde bir dönem karşılaşılan bir durumken, disforik bozukluk çok daha seyrek görülür. Bu nedenle her yoğun adet öncesi dönemin disforik bozukluk olarak nitelenmesi doğru olmaz; ayrım kayıtlara dayanarak yapılır.

PMS Nasıl Değerlendirilir, Tanı Nasıl Konur?

Değerlendirmenin temelini kişinin kendi tuttuğu belirti günlüğü oluşturur. En az iki adet döngüsü boyunca her gün yaşanan şikâyetlerin ve şiddetinin kaydedilmesi istenir. Bu kayıt, belirtilerin döngünün ikinci yarısına toplanıp toplanmadığını ve belirtisiz bir aralığın bulunup bulunmadığını ortaya koyar.

Kan tahlilleri bu tabloda tanı koydurucu değildir. Hormon ölçümleri şikâyetin varlığını göstermez; çünkü sorun hormon düzeylerinin anormalliğinden değil, olağan dalgalanmaya verilen yanıttan kaynaklanır. Tetkikler daha çok benzer belirti veren başka durumları ayırmak için istenir.

Bu amaçla tiroit bezi çalışmasını gösteren testler, kansızlık yönünden tam kan sayımı ve gerekirse D vitamini düzeyi istenebilir. Süregen yorgunluk ve çökkünlüğün adet döngüsünden bağımsız sürdüğü durumlarda ruh sağlığı alanında ayrı bir değerlendirme gündeme gelir.

Günlüğün nasıl tutulacağı da sonucu etkiler. Belirtilerin yalnızca varlığı değil, hafif, orta ve ağır biçiminde şiddetinin de kaydedilmesi istenir. Kanamanın başladığı ve bittiği günlerin işaretlenmesi, belirtilerin döngüye oturup oturmadığını görünür kılar. Bu kayıt aynı zamanda izlenen yaklaşımın işe yarayıp yaramadığını değerlendirmek için de bir ölçüt sunar.

Beslenme ve Yaşam Düzeni Şikâyetleri Nasıl Etkiler?

Öğünlerin küçük porsiyonlar hâlinde ve düzenli aralıklarla alınması, kan şekerindeki iniş çıkışları azaltarak sinirlilik ve tatlı isteği üzerinde yararlı olabilir. Tuz tüketiminin adet öncesi haftada azaltılması şişkinlik ve ödem yakınmasını hafifletebilir. Kafein ve alkolün kısıtlanması uyku düzenine ve gerginliğe olumlu yansıyabilir.

Düzenli aerobik hareket, bu tabloda üzerinde en çok durulan yaşam düzeni değişikliğidir. Haftanın çoğu günü yapılan tempolu yürüyüş, yüzme ya da bisiklet gibi etkinliklerin hem bedensel hem ruhsal şikâyetlere iyi geldiği bildirilir. Etkinin ortaya çıkması için birkaç döngü boyunca sürdürülmesi gerekir.

Uyku süresinin düzenlenmesi ve gerginliği azaltmaya yönelik nefes çalışmaları, gevşeme teknikleri ya da yoga uygulamaları destekleyici olarak değerlendirilir. Kalsiyum, magnezyum ve B6 vitamini gibi takviyelerin bir bölüm kadında yarar sağladığı bildirilmiştir; ancak bunların kullanımı hekim değerlendirmesiyle belirlenir.

Bu düzenlemelerin etkisini görmek sabır gerektirir. Tek bir döngüde belirgin fark beklenmesi gerçekçi olmaz; değişikliklerin en az üç ay boyunca sürdürülmesi ve bu süre boyunca belirti günlüğünün tutulması önerilir. Böylece hangi düzenlemenin yarar sağladığı ayırt edilebilir hâle gelir.

Hangi Durumlarda Tedavi Seçenekleri Gündeme Gelir?

Yaşam düzeni değişikliklerinin birkaç döngü boyunca uygulanmasına karşın şikâyetler sürüyorsa ve günlük yaşamı kısıtlıyorsa ek yaklaşımlar değerlendirilir. Karar, belirti günlüğünde kaydedilen şiddet ve kişinin yaşam kalitesindeki kayıp göz önünde bulundurularak verilir.

Bedensel yakınmaların öne çıktığı tablolarda ağrı ve şişkinliğe yönelik ilaçlar gündeme gelebilir. Yumurtlamayı baskılayan hormonal yöntemler, döngüsel dalgalanmayı ortadan kaldırarak bir bölüm kadında yarar sağlayabilir. Bu yöntemin uygunluğu kişinin gebelik planı ve eşlik eden hastalıkları göz önünde bulundurularak belirlenir.

Ruhsal belirtilerin ağır bastığı ve disforik bozukluk düzeyine ulaştığı durumlarda serotonin sistemine yönelik ilaçlar değerlendirilebilir. Bu ilaçların yalnızca döngünün ikinci yarısında kullanıldığı düzenler de bulunur. Bilişsel davranışçı yaklaşım gibi psikoterapi yöntemleri de destekleyici olarak ele alınır. Hangi yolun izleneceği hekim değerlendirmesiyle kararlaştırılır.

Hangi Belirtiler Hekime Başvurmayı Gerektirir?

Şikâyetlerin iş yaşamını, okul başarısını ya da yakın ilişkileri bozacak düzeye ulaşması başvuru için yeterli bir gerekçedir. Kişinin her ay bu dönemi kaygıyla beklemesi de değerlendirmeyi gerektiren bir durumdur.

Yoğun çökkünlük hissi, umutsuzluk, kendine zarar verme düşüncesi ya da denetlenemeyen öfke patlamaları gecikmeden başvuruyu gerektirir. Bu belirtilerin adet dönemiyle sınırlı olması durumu hafifletmez.

Belirtilerin döngüden bağımsız biçimde ayın tamamına yayılması, adet düzeninde belirgin bozulma, kanamanın miktarında ya da süresinde değişiklik ve adet dışı kanama görülmesi ayrıca inceleme gerektirir. Memede tek taraflı ve sürekli ağrı, ele gelen kitle ya da meme başından akıntı da bu döneme bağlanmadan değerlendirilmelidir.

Başvuru sırasında tutulmuş belirti günlüğünün yanında getirilmesi, görüşmeyi belirgin biçimde kolaylaştırır. Kullanılan ilaçların, takviyelerin ve varsa daha önce denenmiş yöntemlerin aktarılması da değerlendirmeye katkı sağlar.