Bağışıklık sisteminin kendi doku bileşenlerine karşı antikor üretmesiyle gelişen tablolardan biri antifosfolipid sendromudur. Bu durum hem damar içinde pıhtı oluşumuyla hem de gebelik sorunlarıyla ilişkilendirilir. Tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan kadınlarda araştırılan başlıklar arasında yer alır. Aşağıda bu tablonun nasıl geliştiği, hangi testlerle değerlendirildiği ve gebelik sürecinin nasıl izlendiği anlatılmıştır.
Antifosfolipid Sendromu Nedir, Nasıl Gelişir?
Bu tabloda bağışıklık sistemi, hücre zarlarının yapısında bulunan fosfolipid adı verilen maddelere ve bunlara bağlanan proteinlere karşı antikor üretir. Bu antikorlar bedenin kendi yapılarını hedef alır.
Üretilen antikorlar pıhtılaşma dengesini bozar. Damar iç yüzeyini kaplayan hücreler ve kanda pıhtılaşmayı düzenleyen mekanizmalar bu antikorlardan etkilenir. Sonuçta kanın pıhtılaşmaya eğilimi artar.
Tablo tek başına görülebildiği gibi başka bir bağışıklık hastalığına eşlik ederek de ortaya çıkabilir. Sistemik lupus eritematozus bu ikinci grupta en sık bildirilen hastalıktır. İki durum farklı adlandırılır ve izlem buna göre planlanır.
Antikorların neden üretilmeye başladığı tam olarak bilinmemektedir. Kalıtsal yatkınlık, geçirilmiş enfeksiyonlar ve bazı ilaç kullanımları tetikleyici olarak değerlendirilen başlıklardır. Antikorların bulunması tek başına tanı anlamına gelmez; klinik bulguların da eşlik etmesi gerekir.
APS Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
En belirgin bulgu damar içinde pıhtı oluşumudur. Bacak toplardamarlarında gelişen pıhtı, tek taraflı şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve ağrı ile kendini gösterir. Bu pıhtının akciğere ulaşması ani nefes darlığı ve göğüs ağrısına yol açabilir.
Atardamar tarafında gelişen pıhtılar farklı bulgular verir. Genç yaşta ortaya çıkan felç, geçici konuşma güçlüğü, tek taraflı güçsüzlük ve görme kaybı bu grupta bildirilen durumlardır. Bu tür bulguların genç yaşta görülmesi ayrıca dikkat çeker.
Ciltte ağ biçiminde mor renkli görünüm bildirilen bir başka bulgudur. Bacaklarda ve kollarda belirginleşen bu görünüm, küçük damarlardaki dolaşım değişikliğiyle ilişkilendirilir. Ciltte iyileşmeyen yaralar da görülebilir.
Kan tahlillerinde trombosit sayısında düşüş saptanabilir. Baş ağrısı, kalp kapaklarında değişiklikler ve böbrek işlevlerinde bozulma da bildirilen bulgular arasındadır. Bazı kişilerde ise tek bulgu gebelikle ilgili sorunlardır.
Bulguların ortaya çıkmasında tetikleyici durumlar rol oynayabilir. Uzun süreli hareketsizlik, ameliyat sonrası dönem, uzun yolculuklar, östrojen içeren yöntemlerin kullanımı ve gebelik bu grupta sayılır. Antikorların bulunması, bu koşulların hepsinde pıhtı gelişeceği anlamına gelmez.
Gebelik Kayıplarıyla İlişkisi Nedir?
Bu tablonun gebelikle ilişkisi, bebeğin eşi olan plasentanın damar yapısı üzerinden kurulur. Antikorların bu bölgedeki küçük damarlarda pıhtı oluşumuna ve dolaşımın bozulmasına yol açtığı düşünülmektedir.
Antikorların ayrıca döllenmiş yumurtanın rahim duvarına yerleşme sürecini etkileyebildiği bildirilmiştir. Bu nedenle etkiler yalnızca ilerlemiş gebeliklerle sınırlı kalmaz.
Tanı ölçütlerinde gebelikle ilgili üç durum tanımlanmıştır. On haftadan önce üç ya da daha fazla açıklanamayan gebelik kaybı, on haftadan sonra yapısal olarak sağlıklı bir bebeğin kaybı ve otuz dördüncü haftadan önce gebelik zehirlenmesi ya da plasenta yetmezliği nedeniyle erken doğum bu grupta yer alır.
Bu tablonun tekrarlayan gebelik kaybı nedenleri arasında saptanabilen ve üzerinde çalışılabilen bir başlık olması önem taşır. İzlem planlandığında gebeliğin sürdürülme olasılığının belirgin biçimde arttığı bildirilmektedir.
Gebelikle ilgili etkiler yalnızca kayıplarla sınırlı değildir. Bebekte gelişme geriliği, amniyon sıvısında azalma ve plasentanın erken ayrılması da bu tabloyla ilişkilendirilen durumlar arasındadır. Bu nedenle izlem gebelik boyunca sürdürülür.
Tanı İçin Hangi Kan Testleri İstenir?
Değerlendirmede üç test kullanılır. Bunların ilki lupus antikoagülanıdır; pıhtılaşma süresini ölçen testler aracılığıyla dolaylı olarak saptanır. Adına karşın bu antikor kanamaya değil, pıhtılaşmaya eğilimi artırır.
İkinci test antikardiyolipin antikorlarının ölçümüdür. IgG ve IgM türleri ayrı ayrı değerlendirilir ve sayısal olarak raporlanır. Belirli bir eşiğin üzerindeki değerler anlamlı kabul edilir.
Üçüncü test, beta-2 glikoprotein I antikorlarının ölçümüdür. Bu da IgG ve IgM olarak ayrı değerlendirilir. Üç testin birlikte istenmesi, tablonun kaçırılmamasını sağlar.
Bu testlere ek olarak tam kan sayımı, pıhtılaşma testleri, böbrek ve karaciğer işlevleri değerlendirilir. Eşlik eden bağışıklık hastalığı araştırılıyorsa ek antikor testleri istenebilir. Sonuçların laboratuvara göre değişebildiği göz önünde bulundurulur; rapordaki referans aralığı esas alınır.
Testlerin Tekrarlanması Neden Gereklidir?
Bu antikorlar geçici olarak da pozitif bulunabilir. Enfeksiyonlar, bazı ilaç kullanımları ve akut hastalık dönemleri geçici pozitifliğe yol açabilir. Bu tür pozitiflikler kalıcı bir tabloyu göstermez.
Bu nedenle tanı ölçütlerinde testlerin en az on iki hafta arayla iki kez pozitif bulunması aranır. Tek bir pozitif sonuç tanı için yeterli sayılmaz.
Bu bekleme süresi, geçici pozitifliklerin ayıklanmasını sağlar. Gerçekten kalıcı bir antikor üretimi varsa ikinci ölçümde de pozitiflik sürer.
Testin zamanlaması da önem taşır. Pıhtı olayının hemen sonrasında ve kan sulandırıcı kullanımı sırasında yapılan ölçümler yanıltıcı olabilir. Bu nedenle ölçümün ne zaman yapılacağı hekim tarafından belirlenir. Gebelik sırasında yapılan ölçümlerde de bu dönemin etkileri göz önünde bulundurulur.
Gebelik Planlanırken Hangi Yaklaşımlar İzlenir?
Gebelik öncesinde ayrıntılı bir değerlendirme yapılır. Antikor durumu, daha önce geçirilmiş pıhtı olayı bulunup bulunmadığı, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıklar kaydedilir. Plan bu bilgilere göre kişiye özel biçimlendirilir.
Gebelik öncesinde başlanan folik asit desteği bu süreçte de önerilir. Kan basıncının, kan şekerinin ve tiroit değerlerinin gözden geçirilmesi hazırlığın parçasıdır.
Kullanılan ilaçların gebelik öncesinde gözden geçirilmesi gerekir. Bazı kan sulandırıcılar gebelikte kullanılmaz ve gebelik planlandığında farklı bir yaklaşıma geçilir. Bu değişikliğin ne zaman yapılacağı hekim tarafından belirlenir.
Gebelikte izlenecek yaklaşım genellikle düşük doz aspirin ve deri altına uygulanan heparin türü ilaçların birlikte kullanımına dayanır. Bu planın kime, hangi dozda ve ne zaman uygulanacağı kişinin öyküsüne göre belirlenir. Sigaranın bırakılması ve kilo denetimi de bu hazırlığın parçasıdır.
Gebelik öncesi görüşmede sürecin nasıl işleyeceği de aktarılır. Kontrol aralıkları, uygulanacak enjeksiyonların nasıl yapılacağı ve hangi belirtilerde başvurulacağı önceden konuşulur. Bu hazırlık, gebelik boyunca yaşanan kaygının azalmasına da katkı sağlar.
Gebelik Takibi Nasıl Yapılır?
Bu tanıyı almış kadınlarda gebelik izlemi olağan takibe göre daha sık yapılır. Kontrol aralıkları kişinin durumuna göre belirlenir ve gebelik ilerledikçe sıklaşır.
Ultrason incelemeleri izlemin merkezinde yer alır. Bebeğin büyümesi düzenli aralıklarla ölçülür. Doppler adı verilen inceleme ile göbek kordonu ve rahim damarlarındaki kan akımı değerlendirilir; bu bilgi plasenta işlevi hakkında fikir verir.
Gebelik zehirlenmesi yönünden yakın izlem yapılır. Kan basıncı her kontrolde ölçülür, idrarda protein bakılır ve şişlik, baş ağrısı, görme değişikliği gibi belirtiler sorgulanır. Kan tahlilleriyle karaciğer ve böbrek işlevleri ile trombosit sayısı izlenir.
Doğum planı da önceden belirlenir. Kullanılan ilacın doğumdan ne kadar önce kesileceği, doğum yönteminin nasıl planlanacağı ve doğum sonrası dönemde ilaç kullanımının ne kadar süreceği bu planın parçasıdır. Doğum sonrası dönem pıhtı açısından ayrıca dikkat gerektirir; bu nedenle izlem doğumla sona ermez.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Bacakta tek taraflı şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve ağrı gecikmeden başvuru gerektirir. Bu bulgular damar içinde pıhtı oluşumunu düşündürebilir.
Ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, öksürükle kan gelmesi ve hızlı kalp atışı acil değerlendirme gerektirir. Bu belirtiler ertelenmemelidir.
Bu sendromda pıhtı yalnızca bacak damarlarında değil, beyni besleyen damarlarda da oluşabildiğinden ayrı bir bulgu kümesi öğrenilmelidir. Sözcükleri bulmakta ya da söylemekte ortaya çıkan ani güçlük, vücudun bir yanında beliren kuvvet kaybı veya uyuşma, ağız kenarında bir tarafa kayma, bir gözde birdenbire gelişen görme yitimi ve daha önce benzeri yaşanmamış şiddette bir baş ağrısı bu kümede yer alır. Bunlardan biri ortaya çıktığında saatlerin önem taşıdığı bilinmelidir.
Bu tanıyla izlenen gebeliklerde bebek eşinin damar yapısı yakından takip edildiğinden, o bölgeyi ilgilendirebilecek bulgular ayrıca önem taşır. Kanama görülmesi, dinlenmekle geçmeyen karın ağrısı ve alışılmış hareket örüntüsünün seyrekleşmesi bu kapsamdadır. Parmakların yüzüğe sığmaz hale gelmesi, gözde perdelenme duyumu ve ağrı kesiciye yanıt vermeyen baş ağrısı da aynı görüşmede aktarılmalıdır. Art arda gebelik kaybı yaşamış kadınların ise yeni bir gebelik denemesine girmeden önce değerlendirme istemesi, izlem planının baştan kurulmasına olanak verir.
