randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Bakteriyel Vajinozis

Bakteriyel vajinozisin oluşum mekanizması, kokulu akıntı belirtisi, mantar enfeksiyonundan ayrımı, tanı ölçütleri ve tedavi yaklaşımları üzerine bilgilendirme.

Vajinada yaşayan bakteri topluluğunun dengesi bozulduğunda ortaya çıkan tablolardan biri bakteriyel vajinozistir. Üreme çağındaki kadınlarda akıntı yakınmasının sık rastlanan nedenleri arasında yer alır. Adı iltihabı çağrıştırsa da bu tabloda belirgin bir kızarıklık ya da şişlik genellikle görülmez; ön planda olan bulgu kokudur. Aşağıda bu dengenin nasıl bozulduğu, tablonun benzer yakınmalardan nasıl ayrıldığı ve hangi yaklaşımların gündeme geldiği anlatılmıştır.

Bakteriyel Vajinozis Neden Gelişir?

Sağlıklı bir vajinada laktobasil adı verilen bakteriler baskın konumdadır. Bu bakteriler laktik asit üreterek ortamı asit tarafta tutar ve başka mikroorganizmaların çoğalmasını sınırlar. Bakteriyel vajinoziste laktobasil sayısı azalır, yerini oksijensiz ortamda üreyen karışık bir bakteri topluluğu alır. Ortamın asitliği geriler ve koku oluşturan maddeler açığa çıkar.

Bu değişimin neden başladığı her kişide net olarak ortaya konamaz. Vajina içinin duşla yıkanması, sabun ya da antiseptik solüsyonların iç bölgede kullanılması dengeyi bozan alışkanlıkların başında gelir. Yeni bir cinsel eş, birden fazla eş ve sigara kullanımı da tablonun sık görüldüğü koşullar arasında bildirilir. Rahim içi araç kullanımı bir başka ilişkilendirilen etkendir.

Tablo klasik anlamda cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak sınıflandırılmaz; cinsel deneyimi olmayan kadınlarda da görülebilir. Bununla birlikte cinsel etkinliğin ortamdaki bakteri dengesini etkilediği kabul edilir. Bu ayrım, eşe yönelik bir yaklaşımın neden uzun süre tedavi planının dışında tutulduğunu açıklar. Son yıllarda yayımlanan çalışmalar, sık yineleyen olgularda eşin de ele alınmasının sonucu değiştirebileceğini gündeme getirmiştir; bu konudaki uygulamanın yerleşmesi zaman alacağından, karar hekim değerlendirmesine bırakılır.

Laktobasil topluluğunun kendisi de kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Bazı kadınlarda bu bakterilerin ürettiği hidrojen peroksit miktarı daha azdır; bu özellik dengenin daha kolay bozulmasına zemin hazırlar. Genetik ve etnik farklılıkların bu değişkenlikte payı olduğu bildirilmiştir.

Belirtileri Nelerdir?

En dikkat çekici bulgu, balık kokusunu andıran keskin bir kokudur. Bu koku özellikle cinsel ilişkiden sonra ve adet döneminde belirginleşir. Nedeni, ortamın alkali tarafa kaymasıyla uçucu amin bileşiklerinin açığa çıkmasıdır. Kadınların hekime başvurmasına en sık yol açan yakınma budur.

Akıntı ince kıvamlı, gri ya da grimsi beyaz renktedir. Miktarı genellikle azdır ve iç çamaşırda ince bir tabaka bırakır. Kaşıntı, yanma ve idrar yaparken rahatsızlık bu tabloda tipik değildir; bulunduğunda başka bir etkenin de eşlik ettiği düşünülür.

Kadınların önemli bir bölümünde hiçbir yakınma bulunmaz. Tablo yalnızca başka bir nedenle yapılan muayenede ya da smear örneğinde fark edilebilir. Yakınmasız seyreden bu durumun gebelik dışında tedavi gerektirip gerektirmediği hekim değerlendirmesiyle belirlenir.

Yakınmaların şiddeti adet döngüsüyle birlikte değişebilir. Adet kanamasının alkali yapısı ortamın asitliğini geçici olarak düşürdüğü için koku bu günlerde daha belirgin duyulur. Döngünün diğer günlerinde aynı kişi neredeyse hiçbir rahatsızlık hissetmeyebilir. Bu dalgalanma, tablonun kendiliğinden geçtiği izlenimi yaratabilir.

Mantar Enfeksiyonundan Nasıl Ayrılır?

İki tablo da akıntıyla seyrettiği için sıklıkla birbirine karıştırılır. Ayrımın en pratik dayanağı akıntının görünümüdür. Mantar enfeksiyonunda akıntı kesik kesik, süzme peyniri andıran, beyaz ve kokusuz bir yapıdadır. Bakteriyel vajinoziste ise akıntı akışkan, homojen ve kokuludur.

İkinci ayırt edici nokta kaşıntıdır. Mantar enfeksiyonunda dış bölgede yoğun kaşıntı, kızarıklık ve ödem ön plandadır. Bakteriyel vajinoziste dış bölge çoğunlukla olağan görünümdedir. Bu nedenle kaşıntının şiddeti, iki tablo arasında yön gösteren bir bulgudur.

Ortamın asitliği de farklı yönde değişir. Mantar enfeksiyonunda vajinal pH genellikle olağan sınırlarda kalırken, bakteriyel vajinoziste yükselir. Muayene sırasında yapılan basit bir pH ölçümü bu ayrımı destekler. İki tablonun bir arada bulunabileceği de göz önünde tutulur; bu durumda her ikisine yönelik yaklaşım planlanır.

Tanı İçin Hangi Değerlendirmeler Yapılır?

Değerlendirme, akıntının ne zaman başladığı, kokunun hangi durumlarda arttığı ve daha önce benzer bir dönem yaşanıp yaşanmadığının sorulmasıyla başlar. Vajina içine uygulanan yıkama ve ürünler, kullanılan korunma yöntemi ve yakın dönemde alınan antibiyotikler kaydedilir.

Muayenede akıntının rengi, kıvamı ve vajina duvarına yayılımı gözlenir. Alınan örnekte vajinal pH ölçülür; 4,5 üzerindeki değerler tabloyu destekler. Örneğe potasyum hidroksit damlatıldığında keskin kokunun ortaya çıkması, amin testi olarak adlandırılan bir başka basamaktır.

Mikroskopta bakılan yaymada, yüzeyine bakteri yapışmış vajina hücrelerinin görülmesi tanıyı destekleyen bulgudur. Bu hücreler kenarları belirsizleştiği için ipuçlu hücre adıyla anılır. Klinik bulgular ile bu incelemeler birlikte değerlendirilir; tek bir bulguya dayanarak karar verilmez. Yakınma sürüyorsa ya da tablo tekrarlıyorsa kültür ve diğer enfeksiyon etkenlerine yönelik testler istenebilir.

Tanı ölçütlerinin bir arada değerlendirilmesi, gereksiz ilaç kullanımının önüne geçer. Yalnızca kokuya dayanarak yapılan değerlendirme yanıltıcı olabilir; benzer koku unutulmuş bir tampon ya da yabancı cisim varlığında da duyulur. Muayene bu olasılığı doğrudan dışlar.

Hangi Tedavi Yaklaşımları Uygulanır?

Yaklaşım, oksijensiz ortamda üreyen bakterilere etkili antibiyotiklerle yürütülür. İlaç ağızdan tablet biçiminde ya da vajina içine uygulanan krem ve ovül biçiminde kullanılabilir. Hangi yolun seçileceği yakınmanın şiddetine, gebelik durumuna ve kişinin daha önceki kullanım deneyimine göre hekim tarafından belirlenir.

Kullanım süresine uyulması sonucu doğrudan etkiler. Koku birkaç gün içinde azalabilir; bu, ilacın bırakılması için bir gerekçe oluşturmaz. Yarım bırakılan kullanım, tablonun kısa süre içinde yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Kullanılan bazı ilaçlarla birlikte alkol alınmaması gerektiği hekim tarafından hatırlatılır. Tedavi sırasında vajina içine yıkama yapılmaması ve koku giderici ürünlerden kaçınılması istenir. Laktobasil içeren desteklerin katkısı üzerine çalışmalar sürmekte olup, kullanımı hekim değerlendirmesine bırakılır.

Vajina içine uygulanan biçimlerde krem ya da ovülün yatma saatinde kullanılması istenir; bu zamanlama ilacın dokuda daha uzun süre kalmasını sağlar. Bazı krem türlerinin lateks yapıdaki korunma araçlarını zayıflatabildiği bildirildiğinden, kullanım süresince bu bilgi göz önünde bulundurulur.

Gebelikte Görülmesi Neyi Değiştirir?

Gebelerde bu tablo daha yakın izlenir. Vajina florasında laktobasillerin yerini karışık bakterilerin alması, bu bakterilerin ürettiği enzimlerin bebeği çevreleyen zarları zayıflatabildiği düşüncesiyle ilişkilendirilir. Yayınlarda zarların vaktinden önce açılması ve doğumun erken başlamasıyla bağlantılı bulgular bildirilmiştir. Bu nedenle akıntı ya da koku yakınması olan gebede inceleme ertelenmez; tedavi kararı gebelik haftası ve yakınmanın niteliği birlikte gözetilerek verilir.

Verilecek tedavinin bebek beklerken sakıncalı olup olmadığı ayrıca ele alınır. Bu dönemde rahatlıkla tercih edilebilen seçenekler mevcuttur; hangisinin ne kadar süreyle verileceğini, kaçıncı haftada olunduğuna bakarak hekim kararlaştırır. Kişinin eczaneden kendi başına ilaç alıp kullanması bu dönemde doğru olmaz.

Yakınması olmayan gebelerde tarama yapılıp yapılmayacağı, önceki gebeliklerde erken doğum öyküsü bulunup bulunmadığına göre değişir. Böyle bir öykü varsa değerlendirme gündeme gelebilir. Doğum sonrası dönemde rahim içi enfeksiyon açısından da bu dengenin önemli olduğu bilinir.

Tekrarlamaması İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

Tablonun yineleme eğilimi belirgindir; kadınların bir bölümünde ilk dönemden sonraki aylar içinde yakınma geri döner. Bunun önüne geçmek için dengeyi bozan alışkanlıkların gözden geçirilmesi istenir. Vajina içinin suyla ya da herhangi bir solüsyonla yıkanmasından vazgeçilmesi bu başlıkta ilk sırada yer alır.

Dış bölgenin temizliğinde kokusuz, ılıman ürünler yeterlidir. Parfümlü ped, koku giderici sprey ve antiseptik içerikli yıkama ürünleri ortamı olumsuz etkiler. Pamuklu iç çamaşırı kullanılması ve nemli kalan giysilerin uzun süre üzerinde tutulmaması yararlı görülür.

Sigaranın bırakılması, tablonun tekrarını azaltan etkenler arasında sayılır. Yeni bir eşle birlikte olunan dönemlerde kondom kullanımının koruyucu katkı sağladığı bildirilmiştir. Sık yinelenen olgularda uzun süreli, aralıklı uygulama planları hekim tarafından değerlendirilebilir.

Adet döneminde ped ve tamponun sık değiştirilmesi, ortamın uzun süre alkali kalmasını engeller. Havuz ve deniz sonrasında ıslak mayoyla beklenmemesi de yararlı bulunur. Bu ayrıntılar tek başına belirleyici olmasa da, birlikte uygulandığında tablonun yinelemesini seyrekleştirebilir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Akıntının rengi, miktarı ya da kokusu değiştiğinde değerlendirme yerinde olur. Özellikle ilişki sonrasında belirginleşen keskin koku, muayeneyi gerektiren bir bulgudur. Yakınmanın kendiliğinden geçmesi beklenerek zaman kaybedilmemesi önerilir.

Akıntıya karın alt bölgesinde ağrı, ateş, ilişki sırasında ağrı ya da adet dışı kanama eşlik ediyorsa tablo yalnızca vajinozisle açıklanamayabilir. Bu bulgular rahim ve tüplere yayılmış bir enfeksiyonu düşündürebileceğinden gecikmeden başvuru uygun olur.

Gebelik döneminde ortaya çıkan akıntı ve koku, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Kullanılan ilaca rağmen yakınmanın sürmesi, kısa aralıklarla yinelemesi ya da ilaca bağlı rahatsızlık gelişmesi de yeniden başvuru gerekçesidir. Eczaneden kendi kararıyla alınan ürünlerle tekrarlayan denemeler, doğru tanının gecikmesine yol açabilir.