randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Frengi (Sifiliz)

Sifiliz etkeninin geçiş yolları, hastalığın evreleri, kadınlarda görülen bulgular, kan testleri, gebelikte tarama ve tedavi sonrası izlem üzerine bilgilendirme.

Frengi, tıp dilinde sifiliz olarak adlandırılan ve Treponema pallidum adlı sarmal biçimli bakterinin yol açtığı bir enfeksiyondur. Uzun yıllar boyunca sıklığı azalmış olsa da son dönemde bildirilen olgu sayısında artış gözlenmektedir. Hastalığın belirgin özelliği, evrelere ayrılan ve aralarında sessiz dönemler bulunan bir seyir izlemesidir. Aşağıda bu evrelerin nasıl geliştiği, hangi testlerle tanındığı ve gebelik dönemindeki önemi anlatılmıştır.

Sifiliz Nasıl Bulaşır?

Bakteri, deri ve mukozadaki yara yüzeyleriyle doğrudan temas sonucu geçer. Cinsel temas sırasında oluşan bu temas en sık geçiş yoludur. Vajinal, anal ve oral ilişki geçiş için yeterlidir; yaranın ağrısız olması nedeniyle kişi çoğu zaman bulaştırıcı olduğunun farkında değildir.

Bulaştırıcılık, hastalığın erken evrelerinde en yüksektir. Yara ve döküntülerin bulunduğu dönemlerde bakteri yüzeyde yoğun biçimde bulunur. Geç dönemde bu bulgular kaybolduğunda cinsel yolla geçiş olasılığı belirgin biçimde azalır.

İkinci önemli geçiş yolu, gebelik sırasında anneden bebeğe olan aktarımdır. Bakteri plasentayı geçebilir ve bebekte ciddi sorunlara yol açabilir. Kan yoluyla geçiş de olanaklıdır; kan bağışlarında yapılan tarama bu riski azaltan uygulamadır. Vücut dışında bakteri hızla ölür; ortak eşya kullanımıyla geçiş beklenmez.

Kondom kullanımı geçiş olasılığını azaltır ancak tümüyle ortadan kaldırmaz. Yara örtülmeyen bir bölgede bulunduğunda temas sürebilir. Ağız içinde yerleşen lezyonlar nedeniyle oral temasın da geçiş yolu olduğu göz önünde tutulur.

Hastalığın Evreleri Nelerdir?

Birincil evre, temastan yaklaşık üç hafta sonra bakterinin girdiği bölgede ortaya çıkan tek bir yara ile başlar. Şankr adı verilen bu yara sert kenarlı, tabanı temiz ve ağrısızdır. Ağrısız olması nedeniyle kolayca gözden kaçar. Tedavi verilmese bile birkaç hafta içinde kendiliğinden kapanır; bu iyileşme hastalığın geçtiği anlamına gelmez.

İkincil evre, bakterinin kan yoluyla vücuda yayılmasıyla haftalar sonra başlar. Gövde ve uzuvlarda yaygın döküntü ortaya çıkar; avuç içi ve ayak tabanının tutulması ayırt edici bir özelliktir. Ateş, halsizlik, boğaz ağrısı ve lenf bezlerinde büyüme eşlik edebilir. Bu bulgular da kendiliğinden geriler.

Ardından gizli evre gelir. Hiçbir bulgu bulunmaz; hastalık yalnızca kan testiyle saptanabilir. Bu dönem yıllarca sürebilir. Tedavi edilmeyen olguların bir bölümünde üçüncül evre gelişir; kalp ve büyük damarlar, sinir sistemi ve çeşitli organlarda kalıcı hasar görülebilir. Sinir sistemi tutulumu hastalığın her evresinde ortaya çıkabilen ayrı bir başlıktır.

Kadınlarda Hangi Belirtiler Görülür?

Birincil evredeki yara kadınlarda çoğunlukla vajina içinde ya da rahim ağzında yerleşir. Bu konum, yaranın kişi tarafından fark edilmesini neredeyse olanaksız kılar. Dış bölgede oluştuğunda ise ağrısız olduğu için önemsenmeyebilir. Kasıkta ağrısız lenf bezi büyümesi eşlik edebilir.

İkincil evrede kadınlarda döküntünün yanı sıra genital bölgede kabarık, nemli ve gri renkli lezyonlar görülebilir. Kondiloma lata adı verilen bu yapılar oldukça bulaştırıcıdır ve genital siğille karıştırılabilir. Saçta yer yer dökülme, tırnak çevresinde değişiklikler ve ağız içinde yüzeysel yaralar bildirilen diğer bulgulardır.

Bulguların kendiliğinden gerilemesi, kadınların hekime başvurmasını geciktiren temel etkendir. Yakınmalar geçtiği için sorunun çözüldüğü düşünülür; oysa bakteri vücutta kalmayı sürdürür. Bu nedenle hastalık çoğu zaman gebelik izlemi sırasında yapılan tarama testiyle fark edilir.

Gizli evredeki kadınlarda hiçbir bulgu bulunmaz. Bu dönemin süresi kişiden kişiye değişir ve yıllarca uzayabilir. Enfeksiyonun ilk yılı içindeki gizli dönem erken, sonrası geç gizli dönem olarak adlandırılır; bu ayrım tedavi süresini belirleyen ölçütlerden biridir.

Tanı İçin Hangi Kan Testleri İstenir?

Tanı iki basamaklı bir test düzeniyle konur. İlk basamakta tarama amacıyla kullanılan testler yer alır; VDRL ve RPR bu grubun bilinen örnekleridir. Bu testler bakteriye özgü değildir, doku hasarına karşı oluşan antikorları ölçer.

Tarama testinin pozitif çıkması tek başına tanı koydurmaz. Gebelik, bazı bağışıklık hastalıkları, yakın dönemde geçirilmiş viral enfeksiyonlar ve aşılamalar yanlış pozitif sonuca yol açabilir. Bu nedenle pozitif sonuç, bakteriye özgü doğrulama testleriyle sınanır; TPHA ve FTA-ABS bu amaçla kullanılır.

Erken evredeki yaradan alınan örneğin özel mikroskopla incelenmesi ya da moleküler yöntemle bakterinin aranması da olanaklıdır. Testlerin temastan hemen sonra negatif çıkabileceği unutulmamalıdır; antikorların oluşması zaman alır. Bu nedenle şüpheli temas sonrasında testin belirli bir aralıkla yinelenmesi istenebilir. Sinir sistemi tutulumundan kuşkulanılan olgularda beyin omurilik sıvısı incelemesi gündeme gelir.

Tarama testinin sonucu sayısal bir değer olarak da bildirilebilir. Bu değer hastalığın etkinliği hakkında fikir verir ve tedaviden sonraki izlemde karşılaştırma ölçütü olarak kullanılır. Bu nedenle tedavi öncesindeki sonuç raporunun saklanması yararlı olur.

Gebelikte Taranması Neden Önemlidir?

Bakteri gebelik sırasında bebeğe geçebilir ve doğuştan sifiliz olarak adlandırılan tabloya yol açabilir. Bu geçiş gebeliğin her döneminde olanaklıdır; annedeki enfeksiyon erken evredeyse aktarım olasılığı daha yüksektir.

Bebekte ortaya çıkabilecek sorunlar geniş bir yelpaze oluşturur. Düşük, ölü doğum, erken doğum, doğumda düşük tartı, karaciğer ve dalak büyümesi, kemik değişiklikleri, işitme ve görme sorunları bildirilen tablolar arasındadır. Bir bölüm bebekte doğumda hiçbir bulgu bulunmaz; sorunlar aylar ya da yıllar sonra ortaya çıkar.

Bu nedenle gebelik izleminin ilk basamağında sifiliz taraması yapılır. Risk taşıyan durumlarda testin gebeliğin ilerleyen dönemlerinde yinelenmesi istenebilir. Gebelikte saptanan enfeksiyonun uygun biçimde tedavi edilmesi, bebeğe geçişi önlemede belirleyicidir. Tedavinin gebeliğin erken döneminde başlaması sonucu olumlu yönde etkiler.

Tedavi Nasıl Yapılır?

Yaklaşımın temelini penisilin oluşturur. Kas içine yapılan uzun etkili penisilin uygulaması, hastalığın her evresinde kullanılan yöntemdir. Doz sayısı ve uygulama aralığı hastalığın hangi evrede olduğuna göre belirlenir; erken evrede tek doz yeterli olabilirken, geç evrede haftalık uygulamalar sürdürülür.

Penisiline karşı alerjisi olan kişilerde başka antibiyotikler kullanılabilir. Ancak gebelikte durum farklıdır; bebeğe geçişin önlenmesinde yalnızca penisilin yeterli görüldüğü için, alerji öyküsü bulunan gebelerde duyarsızlaştırma işlemi uygulanarak yine penisilin verilir.

Uygulamadan sonraki ilk saatlerde ateş, titreme, kas ağrısı ve döküntüde artış görülebilir. Jarisch-Herxheimer tepkimesi olarak bilinen bu tablo, ölen bakterilerden açığa çıkan maddelere karşı gelişir ve genellikle bir gün içinde geriler. Gebelerde bu tepkimenin erken kasılmalara yol açabileceği göz önünde tutulur, bu nedenle uygulama gözetim altında yapılır.

Cinsel eşlerin de değerlendirilmesi tedavi planının parçasıdır. Son dönemde temas edilen kişilerin test yaptırması ve bulguları olmasa bile koruyucu tedavi alması gündeme gelebilir. Tedavi tamamlanana kadar cinsel temasın ertelenmesi istenir; lezyonların iyileşmesi bu sürenin ölçütlerindendir.

Tedavi Sonrası Takip Nasıl Sürdürülür?

Tedavinin işe yarayıp yaramadığı, kandaki antikor düzeyinin zaman içindeki seyriyle izlenir. Bu amaçla VDRL ya da RPR testi belirli aralıklarla yinelenir. Düzeyin belirgin biçimde gerilemesi beklenen yanıttır.

İzlem takvimi hastalığın evresine göre belirlenir; genellikle üçüncü, altıncı ve on ikinci aylarda ölçüm yapılır. Gebelerde aralıklar daha sık tutulur. Düzeyin düşmemesi ya da yeniden yükselmesi, tedavinin yetersiz kaldığını veya yeni bir bulaşın olduğunu düşündürür; bu durumda ileri inceleme yapılır.

Doğrulama testleri, hastalık tedavi edildikten sonra da yaşam boyu pozitif kalabilir. Bu pozitiflik aktif hastalık anlamına gelmez; geçirilmiş enfeksiyonun izidir. Bu ayrımın bilinmesi, sonraki yıllarda yapılan testlerin yanlış yorumlanmasını önler. Geçirilmiş enfeksiyon bağışıklık bırakmaz; yeniden bulaş olanaklıdır.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Genital bölgede, makat çevresinde ya da ağız içinde ortaya çıkan ağrısız bir yara, kendiliğinden kapansa bile değerlendirilmelidir. Ağrısız olması hafif bir durum anlamına gelmez; tam tersine erken evrenin tipik bulgusudur.

Gövdede yaygın döküntünün, özellikle avuç içi ve ayak tabanını da tutan bir dağılımla ortaya çıkması ayırt edici bir bulgudur. Buna halsizlik, ateş ve boyun ile kasıkta ağrısız lenf bezi büyümesi eşlik ediyorsa inceleme yerinde olur.

Cinsel eşinde bu tanı konulan kişilerin yakınması bulunmasa bile test yaptırması önerilir. Gebelik planlayan ya da gebeliği saptanan kişilerde tarama izlemin olağan parçasıdır. Tedavi sonrasında kontrol testleri için verilen randevulara uyulması, sürecin tamamlanması açısından gereklidir.