Gebelik takibinde kan sayımı düzenli aralıklarla yinelenen tetkiklerdendir. Bu dönemde hemoglobin değerleri, gebe olmayan bir kadına göre farklı ölçütlerle değerlendirilir. Aşağıda gebelikte kansızlık sınırının neye göre belirlendiği, 11 g/dL altındaki değerlerin nasıl ele alındığı, hemoglobinin bu dönemde neden doğal olarak gerilediği ve hangi tetkiklerin birlikte istendiği anlatılmıştır.
Gebelikte Kansızlık Sınırı Neye Göre Belirlenir?
Gebelikte kullanılan eşikler, gebe olmayan kadınlar için bildirilen aralıklardan doğrudan alınmaz. Bunun nedeni, gebelikte kan hacminin ve bileşiminin belirgin biçimde değişmesidir. Bu değişimi hesaba katmayan bir sınır, gebe kadınların önemli bölümünü gereksiz yere kansız olarak niteler.
Sınırın belirlenmesinde iki ölçüt kullanılır. Birincisi, gebe kadın topluluklarında gözlenen hemoglobin dağılımıdır. İkincisi ise hangi düzeylerin altında anne ve bebek açısından istenmeyen sonuçların arttığına dair gözlemlerdir.
Bu ölçütler doğrultusunda gebelik için bildirilen alt sınır çoğu kaynakta 11 g/dL olarak verilir. Bu eşik, gebe olmayan kadınlar için kullanılan 12 g/dL sınırının altındadır. Ayrıca hematokrit değeri için de benzer biçimde daha düşük bir eşik kullanılır.
Bu eşiklerin belirlenmesinde amaç, gerçek kansızlığı yakalarken olağan seyri hastalık saymamaktır. İki uç arasındaki denge, gebelikte kullanılan sınırların gebe olmayan kadınlardan farklı olmasını açıklar.
Hemoglobin 11 g/dL Altı Ne Anlama Gelebilir?
Bu sınırın altındaki değerler gebelikte kansızlık olarak tanımlanır. Bu tanım, tablonun ne kadar ilerlediğini göstermez; yalnızca değerlendirme gerektiren bir eşiğin aşıldığını belirtir.
Bu düzeydeki kansızlıkların büyük bölümünün altında demir yetersizliği bulunur. Gebelikte demir gereksinimi belirgin biçimde arttığı için, gebeliğe başlarken depoları sınırda olan kadınlarda bu tablo ilerleyen haftalarda sık görülür.
Sınırın hemen altındaki değerlerde çoğu kadın belirgin yakınma bildirmez. Değerin ne kadar düştüğü ve hangi haftada saptandığı izlemin biçimini belirler. Tek bir ölçüme dayanarak kesin bir yorum yapılmaz; önceki ölçümlerle karşılaştırma yapılması yol göstericidir.
Değerin ne kadar altına inildiği de yaklaşımı biçimlendirir. Sınırın hemen altındaki bir sonuç ile belirgin biçimde düşük bir sonuç, izlemin sıklığı ve alınacak önlemler açısından farklı ele alınır.
Gebelikte Hemoglobin Neden Doğal Olarak Düşer?
Gebelikle birlikte dolaşımdaki kan hacmi belirgin biçimde artar. Bu artış, rahmin ve plasentanın kanlanmasını sağlamak ve doğum sırasındaki kan kaybını karşılamak üzere gerçekleşir.
Artış iki bileşende de görülür ancak aynı hızda olmaz. Kanın sıvı bölümü olan plazma hacmi, alyuvar kütlesinden çok daha hızlı büyür. Sonuçta alyuvarlar daha geniş bir sıvı hacmi içinde dağılır ve birim hacimdeki hemoglobin miktarı azalır.
Bu duruma fizyolojik seyrelme adı verilir ve bir hastalık göstergesi değildir. Aksine, gebeliğin olağan seyrinin parçasıdır ve kanın akışkanlığını artırarak plasenta dolaşımını kolaylaştırdığı düşünülür. Seyrelme en belirgin düzeye gebeliğin ortasında ulaşır; son haftalarda alyuvar kütlesinin de artmasıyla değerler bir miktar toparlanabilir.
Bu seyrelmenin bilinmesi, gereksiz kaygının önüne geçer. Gebelik boyunca hemoglobinin bir miktar gerilemesi beklenen bir durumdur; asıl dikkat edilen, düşüşün beklenen sınırların ötesine geçip geçmediğidir.
Trimestere Göre Sınır Değerler Değişir mi?
Bazı kaynaklarda değişir. Fizyolojik seyrelmenin gebelik boyunca aynı düzeyde olmaması, dönemlere göre farklı eşikler kullanılmasına yol açmıştır.
Yaygın kullanılan bir düzenlemede ilk ve son üç aylık dönemler için 11 g/dL, seyrelmenin en belirgin olduğu ikinci üç aylık dönem için ise 10,5 g/dL eşiği benimsenir. Bu düzenleme, ikinci dönemde ölçülen biraz daha düşük değerlerin olağan seyirle uyumlu olabileceğini kabul eder.
Bazı kaynaklar ise gebeliğin tamamı için tek bir eşik kullanmayı tercih eder; bu yaklaşım uygulamayı basitleştirir. Hangi ölçütün kullanıldığı raporlar arasında farklılık yaratabilir. Doğum sonrası dönem için ise ayrı eşikler bildirilir; bu dönemde doğum sırasındaki kan kaybı da hesaba katılır.
Hangi düzenlemenin benimsendiğinden bağımsız olarak, izlemde asıl bakılan sayının zaman içindeki gidişidir. Haftalar ilerledikçe gerileyen bir değer, sabit seyreden bir değerden farklı bir dikkat gerektirir.
Gebelikte Kansızlık Hangi Belirtileri Verir?
Belirtilerin ayırt edilmesi bu dönemde güçtür. Yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı ve baş dönmesi gebeliğin kendisinde de sık görülen yakınmalardır. Bu nedenle bulguların kansızlığa mı gebeliğin olağan seyrine mi bağlı olduğu her zaman kolay ayrılmaz.
Yine de bazı bulgular daha yönlendiricidir. Yorgunluğun dinlenmekle geçmemesi, günlük etkinlikleri sürdürmeyi güçleştirecek düzeye ulaşması ve önceki haftalara göre belirgin biçimde artması dikkat çekicidir. Çarpıntının hafif çabayla ortaya çıkması da bu grupta değerlendirilir.
Ciltte, dudaklarda ve göz kapağı iç kısmında solukluk gözlenebilir. Demir yetersizliğine bağlı tablolarda saç dökülmesinde artış, tırnak kırılganlığı, dilde yanma ve buz gibi besin değeri olmayan maddeleri yeme isteği bildirilebilir. Bacaklarda akşamları beliren huzursuzluk da eşlik edebilen bir bulgudur.
Bu nedenle gebelikte kansızlığın saptanması çoğunlukla yakınmalara değil düzenli kan sayımına dayanır. Takip kontrollerinin aksatılmaması, tablonun erken dönemde fark edilmesini sağlar.
Ferritin ve Demir Testleri Neden Birlikte İstenir?
Hemoglobin, kansızlığın varlığını gösterir ancak nedenini açıklamaz. Gebelikte en sık neden demir yetersizliği olsa da tek neden değildir; ayrımın yapılması izlenecek yolu belirler.
Ferritin, demir depolarının durumunu gösteren temel ölçüttür. Hemoglobin düşmeden çok önce gerilemeye başladığı için, depoların ne durumda olduğunu ortaya koyar. Gebelikte bu ölçümün beklenen aralığı, gebe olmayan bir kadınla aynı biçimde okunmaz; haftalara göre gerileme olağan kabul edilir.
Serum demiri, demir bağlama kapasitesi ve transferrin doygunluğu tabloyu tamamlar. Kan sayımındaki MCV değeri de yönlendirici bir ölçüttür; hücrelerin büyük bulunması durumunda B12 ve folat düzeyleri istenir. Bu iki eksiklik gebelikte de görülebilir ve farklı bir yaklaşım gerektirir.
Bu tetkiklerin gebeliğin hangi döneminde isteneceği de izlem planının parçasıdır. İlk kontrollerde yapılan bir değerlendirme, ilerleyen haftalarda gelişebilecek tabloların önceden öngörülmesine katkı sağlar.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Gebelik takibi düzenli sürdürülüyorsa kan sayımı planlanan aralıklarla zaten yinelenir. Bununla birlikte iki kontrol arasında ortaya çıkan bazı durumlar erken başvuru gerektirir.
Dinlenmekle geçmeyen çarpıntı, hafif çabayla gelişen nefes darlığı, göğüste baskı hissi, bayılma eğilimi ve ayağa kalkarken gözlerin kararması bu kapsamda ele alınır. Yorgunluğun günlük etkinlikleri sürdürmeyi engelleyecek düzeye ulaşması da başvuru gerekçesidir.
Gebelikte görülen herhangi bir kanama, kansızlığın nedeni ya da sonucu açısından ayrıca değerlendirilmelidir. Demir desteği kullanıldığı halde şikâyetlerde değişiklik olmaması, mide yakınmaları nedeniyle desteğin sürdürülememesi ve ölçümlerde düşüşün devam etmesi de yeniden başvurmayı gerektirir. Doğum yaklaşırken saptanan belirgin bir kansızlıkta izlem planının gözden geçirilmesi uygun olur.
Sonucu Hangi Etkenler Değiştirebilir?
Gebelik haftası bu dönemdeki ölçümlerde en belirleyici etkendir. Aynı kadında farklı haftalarda alınan örnekler arasında kayda değer fark bulunması olağandır; bu nedenle sonuç her zaman kaçıncı haftada alındığı bilinerek okunur.
Gebelikte plazma hacmi kırmızı hücre kütlesinden daha hızlı büyüdüğü için ortaya doğal bir seyrelme çıkar; bu yüzden rakam hastalık olmaksızın aşağı iner. Şiddetli kusmayla seyreden bir gebelikte ise bu seyrelme geri döner ve tablo olduğundan iyi görünebilir. Buna karşılık hastanede serum takılan bir anne adayında ölçüm o an daha aşağıda çıkabilir. Bu iki durumda da örneğin sıvı dengesi düzeldikten sonra yinelenmesi tercih edilir.
İkiz ve daha çoğul gebeliklerde plazma hacmindeki artış daha belirgindir; bu nedenle seyrelme etkisi de büyür. Kan alma sırasında turnikenin uzun süre bağlı kalması, örneğin serum takılı koldan alınması ve tüpün eksik doldurulması ölçümü bozan durumlardır. Beklenmedik bir sonuçta ölçümün yinelenmesi istenebilir.
