Yeterli uyarılmaya karşın orgazma ulaşmakta güçlük yaşanması ya da hiç ulaşılamaması, tıp dilinde anorgazmi olarak adlandırılır. Kadınlarda sık bildirilen cinsel işlev sorunlarından biridir. Konunun konuşulması güç bulunduğu için çoğu zaman uzun süre dile getirilmez; oysa üzerinde çalışılabilen bir başlıktır. Aşağıda tablonun nasıl sınıflandırıldığı, hangi etkenlerin rol aldığı ve hangi yaklaşımların gündeme geldiği anlatılmıştır.
Anorgazmi Nedir, Kaç Türü Vardır?
Anorgazmi, yeterli uyarılma sağlandığı halde orgazmın gerçekleşmemesi ya da belirgin biçimde gecikmesidir. Tanının konabilmesi için durumun kişide sıkıntı yaratması ve belirli bir süre boyunca devam etmesi beklenir.
Yaşam boyu süren biçim, kişinin hiçbir zaman orgazm yaşamamış olmasını tanımlar. Sonradan gelişen biçimde ise daha önce yaşanan orgazm belirli bir dönemden sonra gerçekleşmez hale gelir. Bu ayrım, olası nedenleri daraltan ilk bilgidir.
İkinci ayrım, durumun her koşulda mı yoksa yalnızca belirli koşullarda mı görüldüğüdür. Kendi kendine uyarılmada orgazm yaşanıp eşle yaşanmaması, ilişkiyle ilgili ya da ruhsal bir etkeni düşündürür.
Kadınların önemli bir bölümünde orgazm için ilişkinin kendisi yeterli olmaz; ek uyarı gerekir. Bu durum bir bozukluk değildir. Bu bilginin bilinmemesi, kendini yetersiz görme duygusuna ve gereksiz kaygıya yol açar.
Orgazmın nasıl yaşandığı da kişiden kişiye değişir. Yoğunluğu, süresi ve eşlik eden duyumlar farklılık gösterir. Bu çeşitlilik, çevreden ve yayınlardan edinilen tek tip beklentinin gerçeği yansıtmadığını ortaya koyar; beklentinin gerçekçi kurulması sürecin ilk adımıdır.
Orgazm Bozukluğu Neden Olur?
Bilgi eksikliği en sık karşılaşılan nedenlerdendir. Kendi bedenini tanımamak, hangi uyarının nasıl bir yanıt oluşturduğunu bilmemek sürecin gerçekleşmesini güçleştirir. Bu grup, doğru bilgilendirmeyle belirgin biçimde değişebilen olguları oluşturur.
Yetersiz uyarılma ikinci önemli nedendir. Uyarılma sürecine ayrılan zamanın kısa olması, ön sevişmenin sınırlı kalması ve acele edilmesi bu grupta değerlendirilir.
Kaygı ve kendini gözlemleme davranışı süreci doğrudan engeller. Kişi kendi tepkilerini dışarıdan izler gibi değerlendirdiğinde, ana odaklanma bozulur. Bu davranış, başarısızlık kaygısıyla birlikte kendini besleyen bir döngü oluşturur.
İlişkiyle ilgili etkenler ayrı bir başlıktır. İletişim kurulamaması, isteklerin paylaşılamaması ve çözülmemiş anlaşmazlıklar bu alanı etkiler. Geçmişte yaşanmış olumsuz cinsel deneyimler de göz önünde bulundurulan bir öykü ayrıntısıdır.
Yorgunluk ve dikkat dağınıklığı da sık bildirilen etkenlerdir. Zihnin gün içindeki sorunlarla meşgul olması, ana odaklanmayı güçleştirir. Uyku düzensizliği ve yoğun çalışma temposu bu tabloya doğrudan katkı sağlar.
Hangi İlaçlar ve Hastalıklar Etkili Olabilir?
Serotonin dengesi üzerinden çalışan bir grup molekülde doruk noktasına ulaşma süresinin uzadığı, kimi kullanıcıda ise bu noktaya hiç varılamadığı bildirilir. Yansıma doza bağlı olabilir; azaltıldığında geri döndüğü görülebilir. Aynı grup içinde bile moleküller bu yönden ayrışır. Kişinin kutuyu kendi başına kaldırması, tedavi edilen tablonun geri gelmesine yol açacağı için uygun bir adım sayılmaz. Uygulamada izlenen yol, dozun yeniden ayarlanması ya da farklı bir moleküle geçilmesinin reçeteyi yazan hekimle konuşulmasıdır.
Tansiyon ilaçlarının bir bölümü ve alerji ilaçları da benzer etki gösterebilir. Alkolün yüksek miktarda kullanımı yanıtı baskılar; sigara kullanımı ise bölgesel kan dolaşımını olumsuz etkiler.
Şeker hastalığı, sinirlerde zaman içinde oluşan hasar yoluyla duyuyu azaltabilir. Multipl skleroz ve omurilik yaralanmaları gibi sinir sistemini ilgilendiren tablolar da bu grupta değerlendirilir.
Tiroit bezinin çalışmasındaki bozukluklar, prolaktin yüksekliği ve kansızlık genel enerji düzeyini etkileyerek dolaylı katkı sağlar. Pelvis bölgesine yönelik geçirilmiş ameliyatlar, bölgedeki sinirleri etkilemiş olabilir.
Doğum ve Menopoz Süreci Nasıl Etkiler?
Doğum sonrası dönemde pelvik taban kasları gerilmiş ve zayıflamış durumdadır. Bu zayıflık, kasılma yeteneğini azaltarak orgazm duyumunu değiştirebilir. Kasların toparlanması zaman alır.
Doğum sırasında oluşan kesi ve yırtıklar, iyileşme sonrasında hassas bölgeler bırakabilir. Bu bölgelerde duyulan rahatsızlık, sürecin tamamlanmasını engelleyebilir.
Emzirme döneminde östrojen düzeyi düşük seyreder; kuruluk ve doku incelmesi bu dönemde sıkça görülür. Uykusuzluk ve bebek bakımının getirdiği yorgunluk da tabloya katkı sağlar. Bu değişikliklerin büyük bölümü geçicidir.
Menopozla birlikte dokularda incelme ve kayganlıkta azalma kalıcı hale gelir. Bölgesel kan akımının azalması duyuyu etkileyebilir. Bu dönemde ortaya çıkan değişiklikler üzerinde çalışılabilir; bölgesel uygulamalar ve düzenli pelvik taban egzersizleri gündeme gelir.
Değerlendirme Nasıl Yapılır?
Değerlendirme ayrıntılı bir görüşmeyle başlar. Durumun yaşam boyu mu sürdüğü yoksa sonradan mı başladığı, her koşulda mı görüldüğü ve ne kadar süredir devam ettiği sorulur. Bu bilgiler yaklaşımın yönünü belirler.
Kullanılan ilaçlar, geçirilmiş ameliyatlar, doğum öyküsü ve süregen hastalıklar kaydedilir. İlişki sırasında ağrı bulunup bulunmadığı ayrıca sorgulanır; ağrı varsa öncelikle o ele alınır.
Jinekolojik muayenede dokuların durumu, kuruluk ve pelvik taban kaslarının kasılma gücü değerlendirilir. Kasların hem kasılma hem gevşeme yeteneği incelenir.
Tetkik listesi baştan çıkarılmış hazır bir liste değildir; hangi kutunun işaretleneceğini anlatılan öykü belirler. Uzun süredir devam eden bir bitkinlik varsa tiroit çalışması, adetlerin seyrekleşmesi ya da göğüsten süt gelmesi anlatılıyorsa süt hormonu bakılabilir. Uzun süredir şeker hastalığı bulunanlarda sinir uçlarındaki etkilenme nedeniyle kan şekeri düzenine ayrıca bakılır. Uyku düzeni, kaygı yükü ve eş ilişkisinin nasıl gittiği de bu sürecin ayrı bir başlığıdır.
Eşin de sürece katılması, değerlendirmenin kapsamını genişletir. İletişim biçimi, karşılıklı beklentiler ve ilişki içindeki gerginlikler bu görüşmelerde ele alınır. Sorunun yalnızca bir kişiye ait olarak görülmemesi, çözüm sürecini kolaylaştırır.
Hangi Tedavi ve Danışmanlık Seçenekleri Vardır?
Yaklaşımın ilk basamağı bilgilendirmedir. Bedenin işleyişi, uyarılma süreci ve yanıtların nasıl oluştuğu hakkında verilen doğru bilgi, kadınların önemli bir bölümünde belirgin değişiklik yaratır.
Kendini tanımaya yönelik çalışmalar önerilir. Hangi uyarının nasıl bir yanıt oluşturduğunun keşfedilmesi, ardından bu bilginin eşle paylaşılması sürecin temel adımlarıdır. Bu çalışmalar aşamalı biçimde yürütülür.
Duyum odaklı çalışmalar, çiftin belirli bir hedef gütmeden birbirine dokunduğu aşamalı bir programdır. Amaç, başarı baskısını kaldırmak ve odaklanmayı yeniden kurmaktır. Bilişsel yaklaşımlar olumsuz düşünce kalıplarını hedef alır.
Saptanan bedensel nedenlere yönelik yaklaşımlar ayrıca planlanır. İlaç kaynaklı etki düşünülüyorsa seçenekler gözden geçirilir; kuruluk bulunuyorsa kaydırıcı ürünler ve bölgesel uygulamalar değerlendirilir. Çift olarak katılım, sürecin sonucunu olumlu yönde etkiler.
Pelvik Taban Kaslarının Rolü Nedir?
Orgazm sırasında pelvik taban kaslarında ritmik kasılmalar oluşur. Bu kasılmalar, duyumun oluşmasında doğrudan rol alır. Kasların gücü ve kasılma yeteneği bu nedenle önem taşır.
Zayıf kaslarda kasılmaların şiddeti azalır ve duyum silikleşebilir. Doğum sonrası dönemde ve ileri yaşlarda bildirilen değişikliklerin bir bölümü bu düzenekle açıklanır.
Aşırı gergin kaslar da benzer biçimde olumsuz etki yapar. Sürekli kasılı durumdaki kaslar, gevşeyip yeniden kasılamadığı için yanıt oluşamaz. Bu durumda çalışma güçlendirme değil gevşetme yönünde planlanır.
Düzenli uygulanan pelvik taban egzersizleri, kasların hem gücünü hem de denetimini artırır. Doğru kas grubuyla çalışılması belirleyicidir; karın ve kalça kaslarının sıkılmasıyla beklenen etki elde edilmez. Kasın hissedilemediği durumlarda fizyoterapist eşliğinde çalışma ve biofeedback yöntemleri yararlı olabilir.
Egzersizlerin etkisi kısa sürede ortaya çıkmaz. Kas gücünde belirgin değişiklik için birkaç aylık düzenli çalışma gerekir. Bu nedenle programın sürdürülmesi ve erken bırakılmaması istenir; ara verildiğinde kazanılan güç zamanla geriler.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Durumun aylardır sürmesi ve kişide sıkıntı yaratması başvuru için yeterli gerekçedir. Konunun konuşulmasının güç bulunması, üzerinde çalışılamayacağı anlamına gelmez.
Doyuma ulaşamama yakınmasına birleşme sırasında ağrı, yeterli ıslanmanın sağlanamaması ya da sonrasında lekelenme ekleniyorsa başvuru ertelenmemelidir. Bu tür bulgular bedensel bir kaynağa işaret eder; söz konusu neden giderildiğinde yanıtın kendiliğinden düzeldiği görülebilir.
Daha önce orgazm yaşanırken belirli bir dönemden sonra yaşanmaz hale gelmesi, üzerinde durulması gereken bir değişimdir. Bu değişimin yeni bir ilaç kullanımıyla ya da bir hastalıkla aynı döneme denk gelmesi yönlendirici olur.
Genital bölgede uyuşma, karıncalanma ve duyu kaybı gibi belirtiler sinir sistemine yönelik değerlendirme gerektirir. Adet düzensizliği, meme başından akıntı ve süregelen yorgunluk hormonal bir nedeni akla getirir. İlişki içinde gerginlik yaratan bir duruma dönüşmesi de danışmanlık için başvuru gerekçesidir.
