Prolaktin sonucunun beklenen aralığın üzerine çıkması, raporu okuyan kişide çoğu zaman kaygı yaratır. 40 ng/mL, üst sınırın belirgin biçimde üzerinde olmakla birlikte ileri inceleme gerektiren yüksek bölgelerin oldukça altında kalan bir ölçümdür. Bu ara konumda öncelik, yüksekliğin geçici bir nedene mi yoksa sürekli bir duruma mı bağlı olduğunu ayırmaktır. Aşağıda bu ayrım ve izlenen yol açıklanmıştır.
Prolaktin Yüksekliği Neden Olur?
Bu hormonun salgısı beyinde üretilen bir baskılayıcı madde tarafından sürekli olarak frenlenir. Freni zayıflatan her durum düzeyin yükselmesine yol açar. Yüksekliğin nedenleri bu mekanizma üzerinden düşünüldüğünde daha kolay sıralanır.
En sık karşılaşılan gruplar geçici nedenlerdir. Uyku, yemek, bedensel zorlanma, gerginlik ve meme uyarısı düzeyi kısa süreliğine yükseltir. Bu artışlar genellikle ılımlı düzeyde kalır ve ölçüm koşulları düzeltildiğinde ortadan kalkar.
İkinci grup ilaç kullanımına bağlı yüksekliklerdir. Bu grup, ılımlı yükseklik saptanan kişilerde en çok sorgulanan başlıktır. Üçüncü grup ise hipofiz bezini ilgilendiren durumlardır; bunlarda düzey çoğunlukla çok daha yüksek seyreder.
Tiroit bezinin yetersiz çalışması ayrı bir başlık olarak değerlendirilir. Böbrek yetmezliği ve karaciğer hastalıkları da hormonun kandan uzaklaştırılmasını yavaşlatarak düzeyi yükseltebilir. Göğüs duvarındaki yaralar ve zona gibi durumlar da uyarı yoluyla etkili olabilir.
Bu düzeyde nedenlerin sıklık sırasına göre araştırılması zaman kazandırır. Seyrek görülen başlıklarla işe başlanması, sık karşılaşılan bir açıklamanın gözden kaçmasına yol açabilir. Basamaklı yaklaşım, hem gereksiz tetkiği hem de sürecin uzamasını önler.
Prolaktin 40 ng/mL Ne Anlama Gelebilir?
Laboratuvarların üst sınır olarak yazdığı rakam düşünüldüğünde kırk, bunun bir buçuk ila iki katına denk düşer. Bu da onu sınırın hemen üstündeki bir bantta tutar. Bezde hormon üreten bir büyümenin akla geldiği sayılar bunun çok ilerisindedir; dolayısıyla ilk basamakta aranan şey büyüme değil, ölçümü yükselten dışarıdan bir etkendir.
Bu düzeydeki sonuçlarda öncelik geçici nedenlerin ve ilaç kullanımının araştırılmasıdır. Nedenlerin çoğu bu iki başlıkta toplanır. Bu nedenle ilk adım genellikle ileri inceleme değil, öykünün gözden geçirilmesi ve ölçümün yinelenmesidir.
Şikâyetin bulunup bulunmaması yorumu biçimlendirir. Adet düzeni yerinde olan bir kişide bu düzey, yalnızca ölçüm koşullarıyla açıklanabilir. Adetleri seyrekleşen ya da süt gelmesi bildiren bir kişide ise nedenin araştırılması gerekir.
Bu ara bölgenin en belirgin özelliği, aynı sayının iki ayrı yöne işaret edebilmesidir. Bir yanda uyanır uyanmaz alınmış bir örnekle açıklanabilecek bir sonuç, diğer yanda aylardır süren bir ilaç kullanımının yansıması bulunur. Bu iki olasılık arasındaki ayrım, ek bir tetkikle değil öykünün ayrıntılandırılmasıyla yapılır.
Hafif Yükseklikte Hangi Nedenler Öncelikle Araştırılır?
İlk sorgulanan başlık ölçüm koşullarıdır. Kanın günün hangi saatinde alındığı, uyandıktan ne kadar süre geçtiği, kan alımı öncesinde koşulup koşulmadığı ve gerginlik yaşanıp yaşanmadığı öğrenilir. Bu bilgiler tek başına sonucu açıklayabilir.
İkinci başlık ilaç kullanımıdır. Kullanılan tüm ilaçların, bitkisel ürünlerin ve takviyelerin listelenmesi istenir. Kişinin sürekli kullanmadığı, yalnızca son günlerde aldığı ilaçlar da bu listeye girer.
Üçüncü olarak tiroit bezinin çalışması değerlendirilir. Bunun için tiroit uyarıcı hormon ölçümü istenir. Gebelik olasılığının dışlanması da bu aşamada yapılır; erken gebelikte prolaktin yükselmeye başlar.
Bu üç başlık sonuç vermezse inceleme genişletilir. Böbrek ve karaciğer işlevlerinin değerlendirilmesi ile büyük yapılı prolaktin biçimlerinin araştırılması sonraki adımlar arasında yer alır.
İlaç Taraması Nasıl Yapılır?
İlaç listesinin sözlü olarak aktarılması çoğu zaman eksik kalır. Kutuların ya da reçetenin görüşmeye getirilmesi, etken maddelerin doğrudan okunmasını sağlar. Aynı etken madde farklı ticari adlarla bulunabildiği için bu ayrıntı önem taşır.
Kullanım süresi de kaydedilir. İlaca yakın zamanda başlanmışsa yüksekliğin bu değişiklikle zamansal olarak örtüşüp örtüşmediğine bakılır. Eski bir ölçüm bulunuyorsa karşılaştırma bu ayrımı belirginleştirir.
Kullanılan İlaçlar Prolaktini Yükseltebilir mi?
Yükseltebilir. Bu, ılımlı yüksekliklerin en sık nedenlerinden biridir. Etki, beyindeki baskılayıcı sinyalin ilaç tarafından engellenmesiyle ortaya çıkar. Sinyal zayıfladığında salgı serbest kalır ve kandaki düzey artar.
Kırk düzeyindeki sayılarda ilk sorgulanan başlık ilaç kullanımıdır, çünkü bu etki tam da bu bantta ortaya çıkar. Ruhsal yakınmalarda verilen tedavilerin bir bölümü en sık anılanlardır. Mide bulantısını kesen ve mideyi boşaltan haplar da aynı yolla ölçümü yukarı taşır. Birkaç tansiyon etken maddesi ile güçlü ağrı kesiciler listeyi tamamlar.
Doğum kontrol haplarının etkisi genellikle sınırlıdır; belirgin bir yükseklik oluşturmaları beklenmez. Buna karşılık kullanımın bildirilmesi yine de gerekir. Östrojen içeren diğer uygulamalar da aynı biçimde kaydedilir.
İlacın sorumlu tutulması, onun kesilmesi gerektiği sonucunu doğurmaz. Bazı tedavilerin ansızın bırakılması başlı başına sakınca yaratır. Karar bu nedenle tedaviyi düzenleyen hekime bırakılır; ilaç sürdürülecekse ölçümdeki yükseklik beklenen bir durum olarak kaydedilir ve izlem bunun üzerine kurulur.
Tiroid Bozukluğu Prolaktini Etkiler mi?
Etkiler. Tiroit bezinin yetersiz çalıştığı durumlarda beyin, bezi uyarmak için daha çok sinyal gönderir. Bu sinyali taşıyan madde aynı zamanda prolaktin salgısını da uyarır. Böylece iki hormon bir arada yükselmiş olarak bulunur.
Bu bağlantı, ılımlı prolaktin yüksekliğinde tiroit ölçümünün neden istendiğini açıklar. Tiroit tarafındaki durum düzeltildiğinde prolaktin düzeyinin de kendiliğinden gerilemesi beklenir. Bu nedenle ayrı bir yaklaşım gerekmeyebilir.
Tiroit bezinin yetersiz çalışması kendi belirtilerini de verir. Halsizlik, üşüme, kabızlık, ciltte kuruluk, saç dökülmesi ve kilo artışı bu belirtiler arasında sayılır. Adet düzensizliği de bu tablonun parçası olabilir.
Bu belirtilerin bulunmaması tiroit ölçümünü gereksiz kılmaz. Bezin yetersiz çalıştığı bazı tablolar sessiz seyreder ve yalnızca kan ölçümüyle ortaya çıkar. Bu nedenle ölçüm, belirti sorgusundan bağımsız olarak panelde yer alır.
Bu Değerde Hangi Tetkikler İstenebilir?
İlk basamak, prolaktin ölçümünün uygun koşullarda yinelenmesidir. Bununla birlikte tiroit uyarıcı hormon ölçümü ve gebelik testi istenir. Bu üç adım çoğu ılımlı yüksekliği açıklamaya yeter.
Sonucun sürmesi durumunda büyük yapılı prolaktin biçimlerinin araştırılması gündeme gelir. Bu inceleme, ölçümün gerçek bir yüksekliği mi yoksa laboratuvar yöntemine bağlı bir görüntüyü mü yansıttığını ayırt etmeye yarar.
Böbrek ve karaciğer işlevlerini gösteren ölçümler de eklenebilir. Hipofiz görüntülemesi bu düzeyde ilk adım değildir; şikâyetler ilerliyorsa, değer yükselmeyi sürdürüyorsa ya da görme ile ilgili bulgular varsa gündeme gelir. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir ayrıntı vardır: sayının küçük olması bezle ilgili bir durumu kendiliğinden dışlamaz. Sınırın az üzerinde seyreden çıktılar da bezdeki küçük bir oluşumun yansıması olabilir. Bu nedenle ilaç ve tiroit gibi başlıklar araştırılmasına karşın yükseklik aylarca sürüyorsa, rakam kırk düzeyinde kalsa bile görüntüleme konuşulabilir.
İkinci ölçümün beklenen aralığa inmesi durumunda ek incelemeye çoğu zaman gerek kalmaz. Bu sonuç kayda geçirilir ve ileride benzer bir soru gündeme geldiğinde karşılaştırma noktası olarak kullanılır. Raporların saklanması bu nedenle önerilir.
Sonuç Tekrarlandığında Değişebilir mi?
Değişebilir. Bu hormon gün boyunca sabit durmaz; uyku, yemek ve gerginlik onu saatler içinde belirgin biçimde oynatır. Kırk civarındaki sonuçların hatırı sayılır bir bölümü, kurallara uygun koşullarda yinelendiğinde beklenen bandın içine geri döner. Bu nedenle bu bantta ilk rapor bir sonuç değil, doğrulanması gereken bir başlangıç kabul edilir.
Kırk gibi sınıra yakın sayılarda doğrulama ölçümünün nasıl yapıldığı sonucu belirleyebilir. Bu hormon uykuda en yüksek düzeyine ulaştığı için kan, uyanıklığın üzerinden iki üç saat geçtikten sonra alınır. Aç olunması ve öncesinde yorucu bir çaba harcanmamış olması istenir. Merdiven çıkıp doğruca koltuğa oturmak yerine on beş dakika kadar bekleyip nabzın yatışması, bu bantta ölçülen farkı ortadan kaldırabilir.
Kırk gibi sınıra yakın sayılarda ölçüm yöntemi sonucu değiştirebilir. Bu yüzden bazı laboratuvarlar damar yolu açıp yirmişer dakika arayla üç örnek alır ve ortalamayı bildirir. Amaç, iğnenin kendisinden ya da o ana özgü bir gerginlikten doğan tek bir sıçramanın rapora yansımasını engellemektir. Uygulamanın tercih edilip edilmeyeceği merkeze ve tabloya göre değişir.
Tekrar ölçümün ne zaman yapılacağı da planlanır. Çok kısa aralıklı ölçümler, gerçek bir değişimi göstermek yerine gün içi dalgalanmayı yansıtabilir. Bu nedenle iki ölçüm arasında birkaç haftalık bir ara bırakılması yaygın uygulamadır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Kırk düzeyindeki bir sayının gerçekten bir karşılığı olup olmadığını gösteren belirleyici ölçüt adet takvimidir. Bu hormon yumurtlamayı baskılayacak düzeye ulaştığında döngü önce uzar, sonra atlamalar başlar. Yıllarca aynı düzende giden bir takvimin son aylarda kaymaya başlaması, sayının bedende karşılık bulduğunu düşündüren bir bulgudur.
Kırk düzeyindeki bir sonucun bedende karşılık bulduğunu gösteren bulgulardan biri, emzirme dönemi dışında memeden sıvı gelmesidir. Bu bulgu başka hiçbir yakınma olmasa bile değerlendirmeyi başlatır, çünkü sayının yalnız kâğıt üzerinde kalmadığını gösterir. Görüşmede sıvının iki yandan mı geldiği ve kendiliğinden mi çıktığı kaydedilir.
Gebelik planına karşın gebeliğin oluşmaması bir başka gerekçedir. Prolaktin yüksekliği yumurtlamayı etkileyebildiği için bu ölçüm doğurganlık değerlendirmesinin parçasıdır.
Kırk düzeyinde bezde büyüme beklentisi düşüktür; ancak baş ve göz yakınmaları bu beklentiye göre elenmez. Haftalar içinde ağırlaşan bir baş ağrısı ya da yandaki nesneleri geç fark etme duygusu bildirildiğinde, sayının küçüklüğüne bakılmaksızın bu yakınmaların kendi nedeni araştırılır.
