Gebelik ilerledikçe rahim ağzının kapalı kalması, bebeğin zamanından önce doğmasını önleyen doğal bir düzenektir. Bazı kadınlarda bu bölge beklenenden erken açılmaya başlar. Böyle durumlarda rahim ağzına dikiş konması gündeme gelebilir. Servikal serklaj adı verilen bu uygulama, gebeliğin daha ileri haftalara taşınmasını hedefler. Aşağıda işlemin hangi koşullarda düşünüldüğü ve süreç boyunca nelerin gözetildiği anlatılmaktadır.
Servikal Serklaj Hangi Durumlarda Uygulanır?
İlk grup, geçmiş gebelik öyküsüne dayanır. Ağrısız biçimde açılan rahim ağzına bağlı olarak ikinci üç aylık dönemde yaşanan gebelik kayıpları bu tabloyu düşündürür. Öyküde bu şekilde birden fazla kayıp bulunması, sonraki gebelikte işlemin planlanmasına yol açabilir.
İkinci grup ultrason bulgularına dayanır. Riskli kabul edilen gebelerde rahim ağzı uzunluğu belirli aralıklarla ölçülür. Bu uzunluğun beklenen sınırın altına inmesi durumunda işlem gündeme gelebilir. Ölçüm vajinal yoldan yapılır ve ağrısızdır.
Üçüncü grup, muayenede saptanan bulgularla ilişkilidir. Şikâyet olmadan rahim ağzının açılmış bulunması ve bebek zarlarının görülmesi durumunda işlem düşünülebilir. Bu durumda uygulama daha güç olur ve başarı olasılığı daha sınırlı kabul edilir.
Karar verilirken her gebelik ayrı değerlendirilir. Rahim ağzının kısalığının her zaman işlem gerektirmediği, bazı durumlarda ilaç desteği ve izlemin tercih edilebildiği bilinir. Çoğul gebeliklerde ise yaklaşım farklıdır ve karar daha temkinli verilir.
Öykü alınırken önceki kayıpların nasıl gerçekleştiği ayrıntılı biçimde sorgulanır. Ağrısız açılma ile seyreden bir kayıp ile kasılmalarla ya da kanamayla başlayan bir kayıp farklı biçimde değerlendirilir. Bu ayrımın yapılması, işlemin kimde yararlı olabileceğini belirlemede yol gösterir.
Daha önce rahim ağzından geniş doku çıkarılmış olması da göz önünde tutulan bir başlıktır. Bu tür girişimlerden sonra bölgenin taşıyıcı işlevi etkilenebilir. Böyle bir öykü bulunan gebelerde rahim ağzı uzunluğunun düzenli olarak ölçülmesi önerilir.
İşlem Kaçıncı Haftada Yapılır?
Öyküye dayanarak planlanan uygulamalar genellikle gebeliğin on ikinci ile on dördüncü haftaları arasında yapılır. Bu zamanlamanın gerekçesi, ilk üç aylık dönemde görülebilen kendiliğinden kayıpların geride bırakılmış olmasıdır.
Bu dönemde ayrıca bebeğin temel yapısal gelişimi büyük ölçüde tamamlanmıştır. İşlem öncesinde yapılan ultrasonda bebeğin gelişiminin beklenen seyirde olduğu görülür; bu değerlendirme kararın parçasıdır.
Ultrasonda saptanan kısalık nedeniyle yapılan uygulamalarda zamanlama değişir. Bu durumda işlem, kısalığın fark edildiği haftada planlanır ve genellikle yirmi dördüncü haftaya kadar olan dönemde uygulanabilir.
Yirmi dördüncü haftadan sonra işlem genellikle tercih edilmez. Bu dönemde bebeğin yaşayabilirlik sınırına yaklaşılmış olması ve işlemin doğum eylemini başlatma olasılığı bu kararı biçimlendirir. Böyle durumlarda yatak istirahati ve yakın izlem gündeme gelir.
Zamanlamanın kişiye göre belirlendiği de belirtilmelidir. Önceki gebeliklerde kaybın hangi haftada yaşandığı, bu gebelikteki ultrason bulguları ve şikâyetlerin varlığı planlamayı etkiler. Bu nedenle her gebede aynı hafta uygulanmaz.
Dikiş Nasıl Konur?
Gebelik sürdüğü için tercih genellikle bebeği en az etkileyen yöntemden yana olur; belden yapılan uyuşturma bu nedenle öne çıkar. Anne adayı masaya alındıktan sonra bölge temizlenir, kanalın girişi bir aletle açık tutulur ve dikişin atılacağı halka net biçimde ortaya konur.
En yaygın uygulanan yöntemde, rahim ağzının çevresine büzücü biçimde bir dikiş atılır. Kalın ve emilmeyen bir iplik kullanılır; iplik bölgeyi çepeçevre dolaşarak ağzın kapalı kalmasını sağlar. Düğüm, ileride kolayca bulunup kesilebilecek biçimde bırakılır.
Bir başka yöntemde dikiş daha yukarıya, rahim ağzının gövdeye yakın bölümüne yerleştirilir. Bu uygulama teknik olarak daha zordur ve genellikle önceki girişimin yeterli olmadığı ya da rahim ağzının çok kısa olduğu durumlarda tercih edilir.
Az sayıda durumda karın yoluyla dikiş konması gündeme gelebilir. Bu yöntem, vajinal yoldan uygulama yapılamayan kişilerde düşünülür. Karından uygulanan dikişte doğumun sezaryenle gerçekleştirilmesi gerekir. İşlem genellikle yarım saatten kısa sürer.
İşlem sırasında bebeğin doğrudan etkilenmediği belirtilmelidir. Uygulama rahim ağzının dış bölümüne yöneliktir ve rahim boşluğuna girilmez. Bununla birlikte işlem sonrasında bebeğin durumu ultrasonla değerlendirilir ve kalp atımları kontrol edilir.
İşlem Öncesinde Hangi Değerlendirmeler Yapılır?
Ultrason ile bebeğin gelişimi, kalp atımları ve yapısal durumu değerlendirilir. Rahim ağzı uzunluğu ölçülür ve zarların durumu incelenir. Bu bilgiler işlemin uygun olup olmadığını belirler.
Enfeksiyon bulunup bulunmadığı araştırılır. Vajinal kültür alınabilir, idrar tahlili yapılır ve iltihap göstergelerine bakılır. Süregen bir enfeksiyonun bulunduğu durumda işlem ertelenir; çünkü dikiş, mikropların bölgede kalmasına yol açabilir.
Kasılma bulunup bulunmadığı sorgulanır. Düzenli kasılmaların başlamış olması, işlemin uygun olmadığını gösteren bulgular arasındadır. Kanama varlığı ve zarların açılmış olması da aynı biçimde değerlendirilir.
Anestezi planlaması için değerlendirme yapılır; kullanılan ilaçlar ve geçirilmiş hastalıklar sorgulanır. Belirli bir süre aç kalınması istenir. Kararın gerekçeleri, beklenen yararı ve olası sorunları işlem öncesinde ayrıntılı biçimde konuşulur.
Bebekte yapısal bir sorun bulunup bulunmadığı da bu dönemde değerlendirilir. Gebeliğin sürdürülmesini etkileyebilecek bir bulgunun varlığı, işlem kararını değiştirebilir. Bu nedenle ayrıntılı ultrason incelemesi karar sürecinin bir parçası olarak yapılır.
İşlem Sonrası Gebelikte Nelere Dikkat Edilmeli?
Dikişin atıldığı gün ve ertesinde, rahim ağzına yapılan işlemin doğal bir yansıması olarak alt karında hafif bir kramp duygusu ve iç çamaşırına yansıyan pembemsi bir lekelenme görülebilir; bunlar dokunun uyarılmasıyla açıklanır ve birkaç gün içinde kesilir. Bu süre boyunca ayakta uzun kalınmaması ve ağırlık kaldırılmaması istenir. Krampların düzenli aralıklarla gelen kasılmalara dönüşmesi, lekelenmenin parlak kırmızı bir kanamaya geçmesi ya da sulu bir akıntı gelmesi ise ayrı bir başlıktır ve bildirilmelidir.
Cinsel ilişki konusunda verilen öneri kişiye göre değişir. Bazı durumlarda gebeliğin geri kalanı boyunca kaçınılması istenirken bazılarında belirli bir sürenin ardından izin verilebilir. Bu karar, rahim ağzının durumu değerlendirilerek verilir.
Yük taşımaktan, saatlerce ayakta durmaktan ve karın içindeki basıncı yükselten hareketlerden kaçınılması beklenir. Tuvalette zorlanmak da aynı basıncı yarattığından bağırsakların rahat çalışması hedeflenir; sofrada lifli gıdalara yer verilmesi ve gün boyu bol su içilmesi bunu kolaylaştırır.
İzlem sıklığı artırılır. Rahim ağzı uzunluğunun belirli aralıklarla ölçülmesi, dikişin altında kalan bölümün durumunu gösterir. Akıntı, kasılma ve kanama açısından kişinin kendi gözlemlerini bildirmesi de izlemin parçasıdır.
Yatak istirahatinin her gebede gerekmediği de bilinmelidir. Uzun süren hareketsizliğin kendi sorunları bulunur; bacak damarlarında pıhtı oluşumu bunların başında gelir. Ne kadar dinlenilmesi gerektiği kişiye göre belirlenir ve genel bir kural olarak uygulanmaz.
Dikiş Ne Zaman Alınır?
Vajinal yoldan konan dikiş genellikle otuz altıncı ile otuz yedinci haftalar arasında alınır. Bu zamanlama, bebeğin miadına yaklaşmış olmasına dayanır; dikiş alındıktan sonra doğumun kendiliğinden başlaması beklenebilir.
Alma işlemi çoğu zaman kısa sürer ve anestezi gerektirmez. Spekulum yerleştirildikten sonra düğüm bulunur ve iplik kesilerek çıkarılır. İşlem sırasında kısa süreli bir rahatsızlık duyulabilir.
Bazı durumlarda dikişin planlanandan önce alınması gerekir. Doğum eyleminin başlaması, suyun gelmesi, kanama ya da enfeksiyon gelişmesi bu durumlar arasında sayılır. Böyle durumlarda dikişin bırakılması dokuya zarar verebilir.
Karından konan dikiş ise doğumla birlikte çıkarılmaz. Bu uygulamada doğum sezaryenle yapılır ve dikiş yerinde bırakılarak sonraki gebeliklerde de işlev görebilir. Bu karar, kişinin gelecek planına göre birlikte değerlendirilir.
Alma işlemi sonrasında doğumun hemen başlaması beklenmez. Bazı gebelerde doğum günler ya da haftalar sonra gerçekleşir. Bu nedenle dikişin alınması, doğumun başlayacağı anlamına gelmez; izlem olağan gebelik takibi içinde sürdürülür.
Hangi Belirtiler Acil Başvuru Gerektirir?
Düzenli aralıklarla gelen ve giderek sıklaşan kasılmalar gecikmeden başvuru gerektirir. Belde başlayıp öne yayılan ağrı ve karında sertleşme hissi de aynı kapsamda ele alınır.
Vajinadan sıvı gelmesi ivedi değerlendirme gerektiren bir bulgudur. Bu, zarların açıldığını gösterebilir ve dikişin alınmasını gerektirebilir. Sıvının rengi ve miktarı bildirilmelidir.
Kanama görülmesi, lekelenmenin ötesine geçen her türlü kanama başvuru gerekçesidir. Kötü kokulu akıntı, renk değiştirmiş akıntı ve otuz sekiz dereceyi aşan ateş enfeksiyon açısından ivedi olarak değerlendirilmelidir.
Kasık bölgesinde artan basınç hissi, sanki aşağı doğru bir ağırlık varmış duygusu ve idrar yapmada zorlanma da bildirilmesi gereken belirtilerdir. Bebek hareketlerinde belirgin azalma fark edilmesi ise gebeliğin her döneminde gecikmeden başvuru gerektirir. Bu belirtilerden herhangi biriyle karşılaşıldığında, dikişin bulunduğu bilgisinin başvurulan birime aktarılması gerekir.
Şikâyetlerin hafif olduğu durumlarda da tereddüt edilmemesi önerilir. Bu gebeliklerde izlem daha yakından yapıldığı için, kuşkulu bir bulgunun erken bildirilmesi değerlendirmenin zamanında yapılmasını sağlar. Ulaşılacak birimin ve iletişim bilgilerinin önceden not edilmesi yararlı olur.
