randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Rahim Kanseri (Endometrium Kanseri)

Rahim kanserinin gelişim süreci, riski artıran etkenler, en sık görülen belirtisi, tanı yöntemleri ve takip süreci üzerine bilgilendirme.

Rahmin iç yüzeyini döşeyen tabaka endometrium olarak adlandırılır. Bu tabakadan kaynaklanan kanser, kadınlarda görülen jinekolojik tablolar içinde sık karşılaşılanlardan biridir. Söz konusu tablonun belirgin bir özelliği, çoğu durumda erken dönemde kendini gösteren bir bulgu vermesidir. Bu özellik değerlendirmenin erken başlamasına katkı sağlar. Aşağıda tablonun nasıl geliştiği, hangi etkenlerin ilişkilendirildiği ve nasıl incelendiği anlatılmıştır.

Rahim Kanseri Nasıl Gelişir?

Rahim iç tabakası her adet döngüsünde östrojen hormonunun etkisiyle kalınlaşır, yumurtlamadan sonra salgılanan progesteron etkisiyle olgunlaşır ve gebelik oluşmazsa dökülerek adet kanamasını oluşturur. Bu döngü tabakanın düzenli olarak yenilenmesini sağlar.

Progesteronun dengeleyici etkisi olmadan östrojen uyarısının uzun süre devam etmesi, tabakanın kontrolsüz biçimde kalınlaşmasına yol açabilir. Bu duruma endometrial hiperplazi adı verilir ve bir öncü basamak olarak değerlendirilir.

Hiperplazinin her biçimi aynı yönde ilerlemez. Hücre yapısında farklılık göstermeyen biçimlerde ilerleme beklentisi sınırlıdır. Hücre yapısında değişiklik bulunan biçimler ise daha yakından izlenmesi gereken bir grup oluşturur.

Bir başka grup ise hormon uyarısıyla doğrudan ilişkilendirilmeyen ve genellikle ileri yaşlarda görülen tiplerden oluşur. Bu iki grubun seyri ve izlenen yaklaşımı birbirinden farklıdır.

Öncü basamağın tanımlanmış olması, bu tabloda erken değerlendirmenin neden anlamlı olduğunu gösterir. Hiperplazi saptanan kişilerde uygulanan yaklaşımlar, sürecin ilerlemesini önlemeye yöneliktir ve düzenli izlemle sürdürülür.

Hangi Etkenler Riski Artırır?

Uzun süreli ve dengelenmemiş östrojen uyarısı, ilişkilendirilen etkenlerin ortak paydasıdır. Adetin erken yaşta başlaması ve menopoza geç girilmesi, bu uyarının toplam süresini uzatan durumlar arasında sayılır.

Kilo fazlalığı bu başlıkta öne çıkan etkenlerden biridir. Yağ dokusu, menopoz sonrası dönemde östrojen üretimine katkı sağlayan bir yapıdır. Bu nedenle ileri düzeyde kilo fazlalığı sürekli bir uyarı kaynağı oluşturabilir.

Yumurtlamanın gerçekleşmediği tablolar da benzer bir zemin oluşturur. Polikistik over sendromunda progesteron salgısı yeterince oluşmadığı için tabaka dengeleyici etkiden yoksun kalır. Şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliği de sık bildirilen eşlik eden durumlardır.

Hiç doğum yapmamış olmak, meme kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçların uzun süreli kullanımı ve ailede belirli kalıtsal sendromların bulunması diğer başlıklardır. Bu etkenlerin bulunması hastalığın gelişeceği anlamına gelmez; yalnızca değerlendirme sırasında göz önünde tutulan unsurlardır.

Bu etkenlerin bir bölümü üzerinde değişiklik yapılabilir niteliktedir. Kilo düzenlemesi, şeker dengesinin sağlanması ve adet düzensizliğinin ele alınması bu kapsamda değerlendirilir. Bu yaklaşımların genel sağlık üzerinde de katkısı bulunur.

En Sık Görülen Belirti Nedir?

En sık bildirilen bulgu vajinal kanamadır. Menopoz sonrası dönemde görülen kanama bu tablonun en dikkat çeken belirtisidir. Bu dönemde kanama beklenen bir durum olmadığı için, miktarı az bile olsa değerlendirilmesi istenir.

Menopoz öncesindeki kadınlarda bulgu farklı biçimde ortaya çıkar. Adet kanamalarının beklenenden yoğun olması, uzun sürmesi ya da adet dönemleri arasında lekelenme görülmesi bildirilen değişikliklerdir.

Kanamanın yanı sıra vajinal akıntıda değişiklik bildirilebilir. Akıntının sulu ya da kanla karışık olması bu grupta yer alır. Bu bulgu kanamaya göre daha az sıklıkta ifade edilir.

Karın alt bölgesinde ağrı, dolgunluk hissi ve idrar yapmayla ilgili değişiklikler daha geç dönemde bildirilen şikâyetlerdir. Bu bulguların hiçbiri tek başına belirli bir tanıya işaret etmez; benzer şikâyetler polip, myom ve hormon dengesizliği gibi durumlarda da görülür.

Bu bulgunun erken dönemde ortaya çıkması, tablonun çoğu durumda ilerlemeden fark edilebilmesini sağlayan unsurdur. Kanamanın önemsenmesi ve ertelenmemesi bu nedenle özellikle vurgulanan bir başlıktır.

Tanı İçin Hangi Tetkikler Yapılır?

Değerlendirme öykü alınması ve jinekolojik muayeneyle başlar. Kanamanın ne zaman başladığı, ne sıklıkta görüldüğü, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden hastalıklar kaydedilir.

Vajinal yolla yapılan ultrason, rahim iç tabakasının kalınlığını ölçmek için kullanılır. Menopoz sonrası dönemde bu tabakanın ince olması beklenir. Kalınlığın beklenenin üzerinde bulunması, doku örneği alınmasını gündeme getirir. Ultrason tek başına tanı koydurmaz; yol gösterici bir basamaktır.

Doku örneği alınması tanının konduğu aşamadır. Poliklinik koşullarında ince bir kanülle rahim içinden örnek alınabilir. Bu işlem kısa sürer ve adet sancısına benzeyen bir kramp hissine yol açabilir.

Yeterli örnek alınamadığı ya da bulguların açıklığa kavuşmadığı durumlarda histeroskopi gündeme gelir. Bu yöntemde rahim boşluğu kamerayla doğrudan görülür ve şüpheli bölgelerden hedefe yönelik örnek alınır.

İşlem öncesinde bir ağrı kesici alınması önerilebilir. Rahim ağzının konumu nedeniyle girişin güçleştiği durumlarda bölgesel uyuşturma uygulanabilir ya da işlem anestezi altında planlanabilir. Bu düzenlemeler kişiye göre belirlenir.

Evreleme Nasıl Yapılır?

Evreleme, hastalığın rahim içinde ne kadar ilerlediğini ve rahim dışına çıkıp çıkmadığını tanımlayan bir sınıflandırmadır. Bu sınıflandırma izlenecek yolun belirlenmesinde kullanılır.

Değerlendirmede rahim kas tabakasına ne ölçüde ilerlendiği, rahim ağzının etkilenip etkilenmediği ve komşu organlarla ilişkisi ele alınır. Lenf düğümlerinin durumu da bu değerlendirmenin parçasıdır.

Ameliyat öncesinde manyetik rezonans incelemesi istenebilir. Bu inceleme kas tabakasına ilerleme derinliğini göstermede kullanılır. Akciğer ve karın bölgesine yönelik görüntülemeler de gerekli görüldüğünde yapılır.

Evrelemenin son biçimi genellikle ameliyat sırasında çıkarılan dokuların incelenmesiyle netleşir. Bu nedenle ameliyat öncesindeki değerlendirme bir ön tahmin niteliği taşır ve sonrasında güncellenebilir.

Çıkarılan dokunun incelenmesinde hücre tipi ve derecesi de belirlenir. Bu bilgiler evreyle birlikte değerlendirilir ve ek tedavi gerekip gerekmediğini biçimlendirir. Bu nedenle inceleme sonucunun beklenmesi sürecin doğal bir parçasıdır.

Tedavi Süreci Nasıl İşler?

Yaklaşımın temelini cerrahi oluşturur. Rahmin ve yumurtalıkların çıkarılması ile lenf düğümlerinin değerlendirilmesi bu girişimin kapsamında ele alınır. Girişimin kapsamı hastalığın evresine göre belirlenir.

Ameliyat kapalı yöntemle ya da açık yöntemle yapılabilir. Yöntem seçiminde kişinin genel sağlık durumu, vücut ağırlığı ve hastalığın yaygınlığı göz önünde bulundurulur. Kapalı yöntemde iyileşme süresi genellikle daha kısadır.

Cerrahi sonrasında elde edilen inceleme sonucuna göre ek tedavi gündeme gelebilir. Işın tedavisi ve ilaç tedavisi bu kapsamda değerlendirilir. Hormon içeriğine yönelik tedaviler de belirli tablolarda kullanılır.

Uygulanan cerrahinin kapsamı, sonrasında karşılaşılabilecek durumları da belirler. Lenf bezlerinin alındığı kişilerde bacaklarda zamanla gelişebilen ve kalıcı olabilen bir şişlik bildirilmiştir; bu nedenle son yıllarda yalnızca ilk boşalım noktasındaki bezin çıkarılmasına dayanan yöntemler kullanılmaktadır. Yumurtalıkların da alındığı genç kadınlarda menopoz bulguları geçiş dönemi olmadan başlar ve sıcak basmasının yanı sıra kemik yoğunluğu açısından da izlem gerektirir. Işın ya da ilaç tedavisi eklenen kişilerde ise bağırsak ve mesane yakınmaları ile yorgunluk gündeme gelebilir. Bu başlıkların karar öncesinde konuşulması beklentinin gerçeğe yaklaşmasını sağlar.

Tedavinin ana yolu rahmin ve yumurtalıkların çıkarılmasıdır; ancak henüz doğum yapmamış ve hastalığı iç tabakayla sınırlı bulunan sınırlı bir grupta bu adımın ertelenmesi konuşulabilir. Böyle bir tercih için hastalığın kas tabakasına ulaşmadığının görüntülemeyle gösterilmesi ve mikroskobik incelemede düşük dereceli bulunması aranır. Bu yolda hormon içerikli ilaç kullanılır ve dokunun verdiği yanıt belirli aralıklarla alınan örneklerle denetlenir. Yanıt alınamayan kişilerde cerrahiye geçilir; yanıt alınanlarda ise doğum tamamlandıktan sonra ameliyatın yeniden gündeme gelmesi beklenir.

Tedavi Sonrası Takip Nasıl Sürdürülür?

İzlem, önceden belirlenmiş bir görüşme takvimi üzerinden yürütülür. Rahim kanserinde tekrarların çoğunlukla ilk yirmi dört ay içinde ortaya çıkması nedeniyle bu dönemde randevular sıklaştırılır; ilerleyen yıllarda aralık kademeli olarak genişletilir. Programın sıklığı, hastalığın yayılım derecesine ve uygulanan tedavinin kapsamına göre belirlenir.

İzlem görüşmelerinin merkezinde kişinin anlattıkları yer alır; bu hastalıkta yinelemenin ilk işareti çoğunlukla vajinal kanama olduğundan, en küçük bir lekelenmenin bile randevu beklenmeden bildirilmesi istenir. Bacakta beliren şişlik, geçmeyen bel ağrısı, iştahsızlık ve kilo kaybı da sorgulanan başlıklardır. Muayenede ameliyatla kapatılan vajina üst ucu görülerek ve elle değerlendirilir. Görüntüleme her görüşmenin parçası değildir; muayenede ya da anlatılanlarda bir bulgu ortaya çıktığında istenir.

İki randevu arasında beliren yeni yakınmalar için sıradaki görüşme beklenmemelidir. Yeniden başlayan kanama, karnın alt bölümüne yerleşen ağrı, çaba harcanmadan verilen kilo, bacaklarda gelişen şişlik ve geçmeyen öksürük bu kapsamda sayılan bulgulardır.

Hastalığın yinelemesi dışında, tedavinin geride bıraktığı başlıklar da izlemin parçasıdır. Yumurtalıkları alınmış kişilerde kemik yoğunluğunun zamanla azalması söz konusu olabileceğinden, kalsiyum ve D vitamini alımı ile yük taşıyan hareketler konuşulur. Vajinal dokuda kuruluk ve daralma bildiren kişilerde kullanılabilecek uygulamalar ayrıca ele alınır; bu başlığın kişi tarafından dile getirilmesi beklenmeden sorulması yararlıdır. Bu hastalıkta fazla kilonun bulunması sık rastlanan bir durum olduğundan, ağırlık yönetimi ve düzenli hareket izlemin sürekli bir gündem maddesi olarak kalır.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Menopoz sonrası dönemde görülen her türlü vajinal kanama gecikmeden değerlendirilmelidir. Kanamanın az miktarda olması ya da yalnızca bir kez görülmüş olması bu gerekliliği değiştirmez.

Menopoz öncesindeki dönemde adet kanamalarının belirgin biçimde yoğunlaşması, uzun sürmesi ya da adet dönemleri arasında lekelenme görülmesi değerlendirme gerektirir. Bu değişikliklerin birkaç ay üst üste sürmesi ayrıca dikkate alınır.

Vajinal akıntının sulu ya da kanla karışık hâle gelmesi bildirilmesi gereken bir bulgudur. Karın alt bölgesinde süren ağrı ve dolgunluk hissi de bu gruba girer.

Ailesinde belirli kalıtsal sendrom öyküsü bulunan, uzun süredir adet düzensizliği yaşayan ya da ileri düzeyde kilo fazlalığı bulunan kişilerde şikâyet olmasa da düzenli jinekolojik değerlendirme önerilir.