randevu@drelifcetindag.com
Kadın Hastalıkları ve Doğum

Yumurtlama Bozukluğu (Anovulasyon)

Yumurtlama bozukluğunun nedenleri, belirtileri, yumurtlamanın nasıl saptandığı ve uygulanan tedavi yaklaşımları üzerine bilgilendirme.

Yumurtlamanın hiç gerçekleşmemesi ya da düzensiz aralıklarla olması, adet döngüsündeki bozuklukların ve gebelik oluşmamasının sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Tıp dilinde anovulasyon olarak adlandırılan bu tablo, altında yatan nedene göre farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Çoğu durumda araştırılabilir ve üzerinde çalışılabilir bir tablodur. Aşağıda yumurtlamanın normal düzende nasıl işlediği, bu düzenin hangi etkenlerle bozulduğu ve nasıl değerlendirildiği anlatılmıştır.

Yumurtlama Normalde Nasıl Gerçekleşir?

Yumurtlama, beyindeki salgı merkezi ile yumurtalıklar arasında işleyen bir uyarı zincirinin sonucudur. Adetin ilk günlerinden itibaren salgılanan folikül uyarıcı hormon, yumurtalıklarda birkaç folikülün gelişmesini başlatır. Bu foliküllerden biri öne çıkarak büyümesini sürdürür.

Gelişen folikül östrojen salgılar. Östrojen düzeyi belirli bir eşiğe ulaştığında beyinden luteinize edici hormonun ani bir yükselişi tetiklenir. Bu yükseliş, folikülün çatlayarak içindeki yumurtayı serbest bırakmasını sağlar. Bu olay yumurtlama olarak adlandırılır.

Yumurtlamadan sonra geride kalan folikül dokusu progesteron salgılamaya başlar. Bu hormon rahim iç tabakasını gebeliğe hazırlar. Gebelik oluşmazsa progesteron düzeyi düşer ve adet kanaması başlar. Zincirin herhangi bir halkasındaki aksama bu düzeni bozar.

Anovulasyon Neden Olur?

Polikistik over sendromu, yumurtlama bozukluğunun en sık karşılaşılan nedenidir. Bu tabloda hormon dengesindeki değişiklik nedeniyle foliküller gelişimini tamamlayamaz ve çatlama gerçekleşmez. Yumurtalıklarda çok sayıda küçük folikülün birikmesi bu duruma eşlik eder.

Tiroid bezinin az ya da fazla çalışması yumurtlama düzenini etkileyebilir. Prolaktin hormonunun yükselmesi de sık karşılaşılan bir nedendir; bu yükselme beyindeki salgı merkezini baskılayarak zinciri kesintiye uğratır.

Beslenme ve fiziksel zorlanmayla ilgili durumlar bir başka başlıktır. Aşırı zayıflık, kısa sürede belirgin kilo kaybı, yoğun spor programları ve süreklilik kazanmış ruhsal gerginlik beyindeki uyarıyı azaltabilir. Kilo fazlalığı da hormon dengesini etkileyerek benzer bir tabloya yol açar.

Yumurtalık rezervinin erken azalması ve bazı ilaçların kullanımı da yumurtlamayı etkileyen durumlar arasında sayılır.

Yumurtlama Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

En belirgin bulgu adet düzenindeki değişikliktir. Adetlerin otuz beş günden uzun aralıklarla gelmesi, üç ay ve daha uzun süre hiç görülmemesi ya da aralıkların her ay farklılık göstermesi bu tabloyu düşündürür.

Adet kanamasının niteliği de değişebilir. Bazı kişilerde kanama çok az ve kısa sürerken, bazılarında uzun aralıklardan sonra gelen kanama beklenenden yoğun olur. Adet öncesi dönemde alışılmış olan göğüs hassasiyeti ve gerginlik hissinin kaybolması da bildirilen değişiklikler arasındadır.

Altta yatan nedene bağlı ek bulgular görülebilir. Polikistik over sendromunda tüylenme artışı, ciltte yağlanma ve sivilcelenme eşlik edebilir. Prolaktin yüksekliğinde göğüslerden süt gelmesi ve baş ağrısı bildirilebilir. Tiroid işlev bozukluğunda halsizlik, kilo değişikliği, üşüme ya da çarpıntı görülebilir.

Bir bölüm kişide ise tek bulgu gebeliğin oluşmamasıdır; adet düzeninde belirgin bir değişiklik fark edilmez.

Yumurtlama Olup Olmadığı Nasıl Anlaşılır?

Adet döngüsünün düzenli olması, yumurtlamanın gerçekleştiği yönünde bir gösterge kabul edilir. Yirmi bir ile otuz beş gün arasında düzenli aralıklarla gelen adetlerde yumurtlamanın olması beklenen bir durumdur; ancak bu tek başına kesin bir kanıt sayılmaz.

Kanda progesteron ölçümü sık kullanılan bir yöntemdir. Ölçümün, beklenen adet tarihinden yaklaşık bir hafta önce yapılması istenir. Bu zamanlama, yumurtlamadan sonra progesteronun en yüksek olduğu döneme denk gelir. Değerin belirli bir düzeyin üzerinde bulunması yumurtlama lehine yorumlanır.

Ultrasonla folikül takibi, gelişimin doğrudan izlendiği yöntemdir. Adet döngüsünün belirli günlerinde yapılan ölçümlerle folikülün büyümesi ve sonrasında kaybolması gözlenir. Bu yöntem hem yumurtlamayı gösterir hem de zamanlama hakkında bilgi verir.

İdrarda luteinize edici hormonu ölçen ev testleri de kullanılabilir. Bu testler yumurtlamanın yaklaştığını gösterir. Sonuçların hiçbiri tek başına yorumlanmaz; bulgular adet öyküsü ve diğer tetkiklerle birlikte değerlendirilir.

Hangi Tetkikler İstenir?

Değerlendirme ayrıntılı bir öyküyle başlar. Adetlerin ne zaman başladığı, aralıkların nasıl seyrettiği, kilo değişiklikleri, spor alışkanlığı, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden şikâyetler sorulur. Muayenede tüylenme, cilt bulguları ve vücut ağırlığı değerlendirilir.

Kan tahlillerinde tiroid işlevlerini gösteren ölçümler ve prolaktin düzeyi istenir. Bu iki başlık, kolay saptanabilen ve düzeltilebilen nedenler arasında yer aldığı için erken bakılır. Adetin ilk günlerinde ölçülen folikül uyarıcı hormon ve luteinize edici hormon değerleri de değerlendirilir.

Erkeklik hormonu düzeylerine bakılması, tüylenme artışı bulunan kişilerde gündeme gelir. Şeker dengesini gösteren ölçümler ve AMH düzeyi de istenebilir. Ultrasonla yumurtalıkların yapısı, folikül dağılımı ve rahim iç tabakasının kalınlığı incelenir.

Hangi Tedavi Yaklaşımları Uygulanır?

Yaklaşım saptanan nedene göre biçimlenir. Tiroid işlev bozukluğu bulunan kişilerde hormon değerlerinin uygun aralığa getirilmesi çoğu zaman yumurtlama düzeninin toparlanmasını sağlar. Prolaktin yüksekliğinde de bu değerin düşürülmesine yönelik tedavi uygulanır.

Gebelik planı bulunan kişilerde yumurtlamayı sağlayan ilaç tedavisi gündeme gelir. Tedavi genellikle ağızdan alınan ilaçlarla başlatılır. Yanıt alınamadığında iğne biçimindeki ilaçlara geçilebilir. Tedavi sırasında ultrasonla folikül gelişimi izlenir.

Gebelik planı bulunmayan kişilerde amaç adet düzeninin sağlanması ve rahim iç tabakasının uzun süre uyarısız kalmasının önlenmesidir. Bu durumda belirli aralıklarla kullanılan hormon ilaçları ya da doğum kontrol hapları değerlendirilebilir.

Polikistik over sendromunda kilo düzenlemesi ve şeker dengesine yönelik yaklaşımlar tedavinin bir parçasıdır. İlaç tedavisinden yanıt alınamayan durumlarda üremeye yardımcı yöntemler konuşulur.

Kilo ve Yaşam Düzeni Yumurtlamayı Etkiler mi?

Yağ dokusu hormon dengesinde rol oynayan bir yapıdır. Kilo fazlalığı, özellikle karın bölgesinde toplanan yağlanma, insülin dengesini ve erkeklik hormonu düzeyini etkileyerek yumurtlamayı seyrekleştirebilir. Bu nedenle kilo düzenlemesi tedavinin ilk basamaklarından biri olarak ele alınır.

Vücut ağırlığında sağlanan sınırlı bir azalmanın bile adet düzeninde değişiklik yaratabildiği bildirilmiştir. Bu değişikliğin kademeli olması tercih edilir; hızlı ve katı kısıtlamalarla sağlanan kilo kaybı ters yönde etki gösterebilir.

Aşırı zayıflık da yumurtlamayı durduran bir durumdur. Vücut yağ oranının belirli bir düzeyin altına inmesi, beyindeki uyarının azalmasına yol açar. Yoğun spor programları ve düşük enerji alımı bu tabloyu birlikte oluşturabilir.

Uyku düzeninin korunması, süreklilik kazanmış ruhsal gerginliğin azaltılması ve sigaranın bırakılması genel öneriler arasındadır. Düzenli ve orta şiddette fiziksel etkinlik hem kilo düzenlemesine hem de hormon dengesine katkı sağlar.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Adetlerin otuz beş günden uzun aralıklarla gelmesi, üç ay ve daha uzun süre hiç görülmemesi ya da aralıkların belirgin biçimde düzensizleşmesi değerlendirme gerektirir. Bu bulguların uzun süre beklenmeden ele alınması uygun olur.

Bir yıl boyunca korunmasız ilişkiye rağmen gebelik oluşmamışsa değerlendirme önerilir. Adet düzensizliği eşlik ediyorsa bu süre beklenmeden başvurulabilir. Kadının yaşı otuz beşin üzerindeyse altı ay sonunda inceleme yapılması tercih edilir.

Yüzde ve gövdede belirgin tüylenme artışı, saç dökülmesi, sesin kalınlaşması ve inatçı sivilcelenme bildirilmesi gereken bulgulardır. Göğüslerden süt gelmesi, görme alanında değişiklik ve sürekli baş ağrısı da değerlendirme gerektirir.

Kısa sürede belirgin kilo alınması ya da verilmesi, sürekli halsizlik, çarpıntı ve ısı değişikliklerine duyarlılık tiroid işlevleriyle ilişkili olabilecek belirtilerdir. Bu bulguların adet düzensizliğine eşlik etmesi durumunda inceleme yapılması uygun olur.