Adet kanamasının beklenenden önce başlaması kadınların sık dile getirdiği şikâyetlerdendir. Kimi zaman birkaç günlük bir kayma söz konusudur, kimi zaman ise kanamalar belirgin biçimde sıklaşır. Bu tablonun nedenleri arasında geçici etkenler bulunabileceği gibi hormonal bir düzensizlik de yer alabilir. Aşağıda döngünün ne zaman kısa sayıldığı, hangi etkenlerin bu duruma yol açtığı ve hangi incelemelerin yapıldığı genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Adetin Erken Gelmesi Hangi Durumda Düzensizlik Sayılır?
Adet döngüsü, bir kanamanın ilk gününden bir sonraki kanamanın ilk gününe kadar geçen süreyle ölçülür. Bu sürenin yirmi bir ile otuz beş gün arasında olması beklenen sınırlar içinde kabul edilir. Dolayısıyla döngünün yirmi bir günden kısa olması durumunda kanamanın erken geldiğinden söz edilir. Bu tablo tıpta sık adet görme olarak adlandırılır ve ayrıca değerlendirilir.
Birkaç günlük kaymalar düzensizlik sayılmaz. Aynı kadında döngüler her ay tıpatıp aynı uzunlukta olmayabilir ve iki üç günlük oynamalar beklenen bir durumdur. Bu değişkenlik büyük ölçüde yumurtlamanın gerçekleştiği günün her ay aynı olmamasından kaynaklanır. Yumurtlama birkaç gün öne kaydığında kanama da aynı ölçüde erken başlar.
Burada ölçüt herkes için ortak bir rakam değil, o kadının yıllardır alışık olduğu aralıktır. Otuz günlük bir düzene sahip birinde aralığın yirmi dört güne düşmesi, bu sayı genel sınırların içinde kalsa dahi anlamlı bir kayma sayılır. Tek bir ay için geçerli olan böyle bir kısalma sıklıkla uykusuzluk, hastalık ya da ağır bir çalışma dönemiyle ilişkilendirilir. Kısalmanın üst üste birkaç ay tekrarlaması ise araştırma yapılmasını gerektirir.
Adetin Erken Gelmesine Hangi Hormonlar Etki Eder?
Adet döngüsü iki ana bölümden oluşur. İlk bölümde yumurta hücresi olgunlaşır ve rahim iç zarı östrojen etkisiyle kalınlaşır. Yumurtlamadan sonraki ikinci bölümde ise progesteron hormonu devreye girer ve iç zarı gebeliğe hazırlar. Bu iki bölümün süresi döngünün uzunluğunu belirler.
Döngünün kısalması çoğunlukla ilk bölümün kısalmasından kaynaklanır. Yumurtalık rezervinin azaldığı dönemlerde folikül daha hızlı olgunlaşır ve yumurtlama erkene kayar. Bu durum özellikle kırklı yaşlarda sık görülür ve menopoza geçiş döneminin ilk bulgularından biri olabilir. Bu tabloda kanama düzeni önce sıklaşır, ilerleyen dönemde ise seyrekleşmeye başlar.
İkinci bölümün kısalması da benzer bir sonuç doğurur. Yumurtlamadan sonra oluşan yapı yeterli progesteron salgılayamadığında rahim iç zarı beklenenden erken dökülür. Bu durum kanamanın erken başlamasına ya da adet öncesinde lekelenme görülmesine yol açabilir. Hormonların hangi aşamada etkilendiği, incelemeler sonucunda ortaya konabilir.
Yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği bazı belirtilerden çıkarılabilir. Döngü ortasında akıntının yumurta akı kıvamına gelmesi, hafif kasık ağrısı ve vücut ısısında küçük bir artış yumurtlamanın gerçekleştiğine işaret edebilir. Bu bulguların hiç görülmemesi tek başına tanı koydurmaz, ancak değerlendirmeye katkı sağlar. Kesin bilgi için hormon ölçümleri ve ultrason takibi kullanılır.
Yumurtlama Sorunları Döngüyü Nasıl Kısaltır?
Yumurtlamanın düzenli gerçekleşmediği döngülerde kanama düzeni öngörülemez hâle gelir. Bu tabloda rahim iç zarı östrojen etkisiyle kalınlaşmayı sürdürür, ancak progesteron desteği alamaz. Zamanla kalınlaşan iç zar kendi ağırlığıyla düzensiz biçimde dökülmeye başlar. Bu dökülme kimi zaman erken, kimi zaman gecikmeli kanama olarak ortaya çıkar.
Yumurtlamanın hiç olmadığı döngülerde görülen kanama, gerçek anlamda bir adet kanaması değildir. Bu kanamalar düzensiz aralıklarla gelebilir ve miktarı değişkenlik gösterebilir. Kişi bunu erken gelen adet olarak algılayabilir. Bu nedenle sık kanama şikâyetinde yumurtlamanın gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılan başlıklardan biridir.
Döngünün kısalmasında belirleyici olan çoğunlukla ilk yarının daralmasıdır. Yumurtalıkta kalan kesecik sayısı azaldıkça, uyarıcı hormon düzeyi yükselir ve yumurta olgunlaşması beklenenden erken tamamlanır. Böylece kırk yaşına yaklaşan bir kadında yirmi sekiz günlük düzen, yirmi dört güne kadar inebilir. Ergenlik yıllarındaki kısalma ise tersine, yumurtlamanın henüz düzenli oturmamış olmasından kaynaklanır. Aynı bulgunun iki dönemdeki anlamı bu nedenle birbirinden ayrılır.
Tiroid ve Prolaktin Bozuklukları Döngüyü Etkiler mi?
Boyundaki tiroid bezinin salgısı, yumurtalıkları uyaran hipofiz hormonlarıyla ortak bir düzenleme ağını paylaşır. Bu salgı azaldığında yumurtlama sonrası evre kısalabilir ve kanamalar takvimde beklenenden önceye kayar. Bezin fazla çalıştığı tabloda ise çarpıntı, ellerde titreme ve terlemeye ek olarak kanamaların hafiflediği görülebilir. İki yön de basit bir kan tetkikiyle ayırt edilebildiği için, sıklaşan kanamalarda bu ölçüm erken aşamada gündeme gelir.
Tiroidin fazla çalıştığı durumlarda ise kanamanın seyrekleşmesi ve miktarının azalması daha sık görülür. Ancak bazı kadınlarda döngü kısalabilir. Çarpıntı, terleme, sinirlilik, uykusuzluk ve kilo kaybı bu tabloda beklenen bulgulardır. Tiroid işlev bozuklukları basit bir kan tetkikiyle değerlendirilebildiği için erken aşamada araştırılır.
Süt hormonu olarak bilinen prolaktinin yüksekliği daha çok kanamanın seyrekleşmesine ya da kesilmesine yol açar. Bununla birlikte hafif yükseklikler döngüde kısalma ve lekelenme biçiminde de kendini gösterebilir. Gebelik dışında memeden süt gelmesi bu yönde önemli bir ipucudur. Bu tabloların hangisinin söz konusu olduğu, eşlik eden bulgular ve kan tetkikleriyle birlikte değerlendirilir.
Erken Gelen Adete Hangi Belirtiler Eşlik Edebilir?
Sık kanamaya en çok eşlik eden şikâyet yorgunluk ve halsizliktir. Kanama sayısının artması, yıl içinde kaybedilen toplam kan miktarını da artırır. Bu durum demir depolarını zamanla azaltarak kansızlığa yol açabilir. Ciltte solukluk, çarpıntı, baş dönmesi ve merdiven çıkarken nefes darlığı bu yönde dikkate alınan bulgulardır.
Ateş basması, gece terlemesi ve uyku bölünmeleri menopoza geçiş dönemini düşündüren belirtilerdir. Bu bulguların kırklı yaşlarda döngü kısalmasıyla birlikte görülmesi beklenen bir tablodur. Kırk yaş öncesinde ortaya çıkması durumunda ise ayrıca değerlendirme yapılır. Vajinal kuruluk ve ruh hâlindeki değişimler de bu döneme eşlik edebilir.
Karın alt bölgesinde süregelen ağrı, ilişki sırasında ağrı ya da adet ağrısında belirgin artış yapısal bir nedeni akla getirebilir. İki kanama arasında lekelenme görülmesi de dikkate alınan bir bulgudur. Kanamanın kötü kokulu olması ya da ateşin eşlik etmesi farklı bir durumu düşündürür ve ayrıca ele alınır.
Sık Adet Görmede Hangi Tetkikler İstenebilir?
Değerlendirme öykü ve muayeneyle başlar. Döngünün ne zamandır kısaldığı, kanamanın süresi ve miktarı, kullanılan ilaçlar ve eşlik eden şikâyetler sorgulanır. Kişinin daha önceki döngü düzeni öğrenilir. Üreme çağındaki kadınlarda gebelikle ilişkili kanamaların ayırt edilebilmesi için gebelik olasılığı dışlanır.
Kan tetkiklerinde tam kan sayımı ve ferritin düzeyi öncelikli olarak istenir; bu testler kansızlık gelişip gelişmediğini gösterir. Tiroid hormonları ve prolaktin sık istenen diğer tetkiklerdir. Yumurtalık rezervini değerlendirmek amacıyla adetin ilk günlerinde bakılan FSH ve estradiol düzeyleri de gündeme gelebilir. AMH ölçümü rezerv hakkında ek bilgi sağlayabilir.
Jinekolojik ultrason temel görüntüleme yöntemidir. Rahim iç zarının kalınlığı, myom ya da polip varlığı ve yumurtalıkların görünümü bu incelemeyle değerlendirilir. Sık kanamanın yapısal bir nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı bu yolla araştırılır. Gerekli görülen durumlarda rahim içinin ayrıntılı görüntülenmesi ya da iç zardan örnek alınması istenebilir.
Döngü kısalmasının ne kadar sürdüğü de değerlendirmede belirleyicidir. Tek bir döngüde görülen kısalma çoğu zaman yoğun bir dönem, hastalık ya da uyku düzenindeki bozulmayla açıklanabilir. Üç aydan uzun süren tablolar ise hormonal bir nedenin araştırılmasını gerektirir. Bu ayrım, gereksiz inceleme yapılmasını önlerken önemli bulguların gözden kaçmasına da izin vermez.
Erken Adet Ne Zaman Hekime Başvurmayı Gerektirir?
Döngünün yirmi bir günden kısa aralıklarla tekrarlaması ve bu durumun birkaç ay sürmesi başvuru için geçerli bir gerekçedir. Ayda iki kez kanama görülmesi de değerlendirme gerektiren bir tablodur. Tek seferlik erken kanama çoğu zaman geçici nedenlerle ilişkili olsa da, tekrarlaması süregelen bir değişikliği gösterebilir.
Kanamaya halsizlik, baş dönmesi, çarpıntı ve nefes darlığı gibi şikâyetlerin eklenmesi kansızlık yönünden inceleme gerektirir. Kanamanın miktarının da artması bu olasılığı güçlendirir. İki adet arasında lekelenme görülmesi ve ilişki sonrası tekrarlayan kanamalar ayrıca değerlendirilir.
Kırk yaş öncesinde döngü kısalmasıyla birlikte ateş basması ve gece terlemesi görülmesi hekim değerlendirmesini gerektirir. Menopoza girildikten sonra ortaya çıkan her kanama, miktarı ne olursa olsun ele alınmalıdır. Gebelik planı bulunan ve döngüsü kısalan kişilerde de değerlendirme yararlı olabilir, çünkü bu tablo yumurtlama düzeni hakkında bilgi verir.
