Doğumun ardından beden birkaç ay süren bir toparlanma sürecinden geçer. Bu dönemde cinsel yaşama ne zaman dönülebileceği çoğu çift tarafından merak edilir, ancak dile getirilmesi zaman zaman güç bulunur. Sürenin belirlenmesinde iyileşmenin tamamlanması, kanamanın sona ermesi ve kişinin kendini hazır hissetmesi birlikte rol oynar. Aşağıda önerilen bekleme süresi, doğum biçimine göre değişen noktalar ve bu dönemde sık karşılaşılan durumlar genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Doğum Sonrası Ne Kadar Beklenmesi Önerilir?
Yaygın kabul gören yaklaşım, doğumdan sonra yaklaşık altı hafta beklenmesi yönündedir. Bu sürenin gerekçesi rahim ve doğum kanalındaki iyileşmenin tamamlanmasıdır. Doğumdan sonra rahmin iç yüzeyi geniş bir yara alanı gibidir ve plasentanın ayrıldığı bölgenin kapanması zaman alır. Aynı dönemde rahim ağzı (serviks) da kademeli olarak kapanır. Bu iyileşme tamamlanmadan mikropların yukarı doğru ilerlemesi kolaylaşabildiği için bekleme süresi önerilir.
Altı haftalık süre kesin bir sınır değil, genel bir çerçevedir. Kimi kadınlarda iyileşme daha erken tamamlanırken, kimilerinde daha uzun sürebilir. Doğum sırasında dikiş atılmış olması, yırtık gelişmesi ya da kanamanın uzun sürmesi bu çerçeveyi uzatan etkenlerdir. Bu nedenle sürenin sonunda yapılan lohusalık kontrolü, hazır olunup olunmadığını değerlendirmek açısından belirleyici olur.
Bekleme süresinin sonunda dikkat edilen iki temel ölçüt vardır. Bunlardan ilki kanamanın tamamen kesilmiş olmasıdır; süren kanama, iyileşmenin henüz bitmediğini gösterir. İkincisi, dikiş bölgesinde ağrı ya da hassasiyet kalmamış olmasıdır. Bu iki koşul sağlandığında ve muayenede olağan dışı bir bulgu saptanmadığında cinsel yaşama dönüş gündeme gelebilir.
Fiziksel iyileşme kadar ruhsal hazır olma da bu kararda rol oynar. Uykusuzluk, yorgunluk, yeni düzene alışma çabası ve bedendeki değişiklikler bu dönemde isteği doğrudan etkiler. Sürenin dolmuş olması, hemen başlanması gerektiği anlamına gelmez. Çiftin kendi temposunu belirlemesi ve bu konuyu açıkça konuşabilmesi, süreci daha rahat kılar.
Sezaryen Sonrası Süre Farklı mıdır?
Sezaryenle doğum yapan kadınlarda da genel öneri benzer biçimde altı hafta civarındadır. Doğum kanalından geçiş olmasa bile rahmin iç yüzeyindeki iyileşme aynı şekilde sürer ve lohusalık kanaması yine görülür. Bu nedenle bekleme süresi doğum biçimine göre belirgin biçimde kısalmaz.
Sezaryen sonrasında ek olarak karın duvarındaki kesi bölgesinin iyileşmesi dikkate alınır. Cilt yarası görece erken kapansa da, alttaki dokuların sağlamlaşması daha uzun sürer. Bu dönemde kesi bölgesine baskı yapan konumlardan kaçınılması ve rahatsızlık hissedildiğinde zorlanmaması önerilir. Kesi çevresinde geçici uyuşukluk ya da hassasiyet olması sık görülen bir durumdur.
Sezaryen sonrası dönemde bazı kadınlarda ağrının daha az olduğu bildirilirken, bazılarında karın bölgesindeki gerginlik nedeniyle rahatsızlık yaşanabilir. Bu deneyim kişiden kişiye değişir. Karın kaslarının ve leğen taban kaslarının toparlanması gebelik boyunca oluşan yükün ardından zaman aldığından, ilk dönemde hafif bir zorlanma hissi olağan kabul edilir.
Doğum yöntemleri arasında bu konuda genel bir üstünlük sıralaması yapılmaz. Her iki durumda da belirleyici olan iyileşmenin seyri ve kişinin şikâyetleridir. Lohusalık kontrolünde kesi bölgesi ve genel iyileşme birlikte değerlendirilerek, sürecin nasıl ilerleyeceği konusunda bilgi verilir.
İlk İlişkide Ağrı Olması Beklenir mi?
Doğum sonrası ilk ilişkide bir miktar rahatsızlık hissedilmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bunun birkaç nedeni vardır. Dokular gebelik ve doğum sürecinin ardından henüz eski esnekliğine tam olarak dönmemiştir. Dikiş atılmış olan bölgelerde iyileşme dokusu bir süre daha hassas kalabilir.
Hormonal etki de tabloya katkı sağlar. Doğum sonrası dönemde östrojen düzeyi düşük seyreder; emzirme sürüyorsa bu düşüklük daha uzun sürer. Östrojen, vajinal dokunun nemli ve esnek kalmasında rol oynadığından, düzeyin düşük olması kuruluğa ve buna bağlı rahatsızlığa yol açabilir.
Bu rahatsızlığın azaltılması için acele etmemek, yeterli zaman ayırmak ve gerektiğinde suda çözünen kayganlaştırıcı kullanmak önerilen yaklaşımlardır. Ağrı hissedildiğinde zorlanmamak, konumu değiştirmek ya da o an için ara vermek uygun olur. İlk denemelerin kısa ve rahat tutulması, sonraki süreci kolaylaştırır.
Ağrının zamanla azalması beklenir. Buna karşılık aylarca süren, giderek şiddetlenen ya da kanamayla birlikte olan ağrı olağan seyrin dışındadır. Dikiş bölgesinde sertleşmiş bir nokta, sürekli yanma ya da belirgin hassasiyet bulunması durumunda değerlendirme önerilir. Bu tür şikâyetlerin çözümsüz olduğu düşüncesiyle sessiz kalınması, gereksiz biçimde uzayan bir sürece yol açabilir.
Emzirme Döneminde Kuruluk Neden Olur?
Emzirme sırasında salgılanan prolaktin hormonu, yumurtalıklardan östrojen üretimini baskılar. Östrojen düzeyinin düşük seyretmesi, vajinal dokunun beslenmesini ve doğal nemlenmesini etkiler. Bu nedenle emziren kadınlarda kuruluk hissi sık bildirilen bir şikâyettir ve doğal bir hormonal düzenlemenin sonucudur.
Kuruluğun belirtileri yalnızca ilişki sırasında ortaya çıkmayabilir. Gün içinde de hafif bir gerginlik, kaşıntı ya da yanma hissi tarif edilebilir. Bu şikâyetler enfeksiyon bulgularıyla karışabildiğinden, kokulu akıntı ya da renk değişikliği eşlik ediyorsa ayrı bir değerlendirme gerekir.
Bu dönemde en sık başvurulan yaklaşım, suda çözünen kayganlaştırıcı kullanımıdır. Yağ bazlı ürünler bazı korunma yöntemlerinin yapısını bozabildiğinden tercih edilmez. Bölgenin temizliğinde parfümlü ürünlerden ve sert sabunlardan kaçınılması, tahrişi azaltır. Yeterli sıvı alımı ve nemlendirici özellikli ürünler de rahatlama sağlayabilir.
Şikâyet rahatsız edici düzeydeyse hekim değerlendirmesiyle bölgesel uygulamalar gündeme gelebilir. Bu tür ürünlerin emzirme döneminde kullanılıp kullanılamayacağı hekim tarafından belirlenir; kendi kendine ilaç ya da bitkisel karışım kullanılmasından kaçınılması önerilir. Kuruluk genellikle emzirmenin azalması ve adet döngüsünün geri dönmesiyle birlikte kendiliğinden düzelir.
Cinsel İstekteki Azalma Ne Kadar Sürer?
Doğum sonrası dönemde cinsel istekte azalma çok sık bildirilen bir durumdur ve birçok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Uyku düzeninin bozulması, bebeğin bakımı için harcanan enerji ve sürekli tetikte olma hali başlıca gerekçelerdir. Bu koşullarda isteğin azalması beklenen bir tepki olarak değerlendirilir.
Hormonal değişiklikler de tabloya katkı sağlar. Östrojen düzeyinin düşük seyretmesi hem kuruluğa hem de isteğin azalmasına katkıda bulunabilir. Emzirmenin sürdüğü dönemde bu etki daha belirgin olabilir. Bedendeki değişikliklerin kişinin kendisini algılayışını etkilemesi de göz ardı edilmemesi gereken bir başlıktır.
Bu dönemin süresi kişiden kişiye değişir. Çoğu kadında isteğin ilk aylarda azaldığı, uyku düzeninin oturması ve emzirmenin seyrekleşmesiyle birlikte kademeli olarak geri döndüğü bildirilir. Bu sürecin altı ayı bulması olağan kabul edilir. Karşılaştırma yapmak yerine kendi seyrinin izlenmesi daha uygun bir yaklaşımdır.
Çiftin bu konuyu açıkça konuşabilmesi, sürecin en belirleyici yanıdır. Yakınlığın yalnızca cinsel ilişkiyle sınırlı düşünülmemesi, baskı hissini azaltır. Bunun yanında sürekli çökkünlük, ilgi kaybı, ağlama nöbetleri ve umutsuzluk hissi varsa, tablo doğum sonrası depresyon açısından değerlendirilmelidir. Bu durumda gecikmeden destek alınması önerilir.
Bu Dönemde Korunmaya Ne Zaman Başlanmalı?
Korunma konusunda en sık yapılan yanılgı, adet görülmediği sürece gebelik oluşmayacağı düşüncesidir. Oysa yumurtlama, ilk adet kanamasından yaklaşık iki hafta önce gerçekleşir. Bu nedenle henüz adet görülmemiş olması gebelik olasılığını ortadan kaldırmaz ve korunmanın cinsel yaşama dönülen ilk günden itibaren düşünülmesi gerekir.
Yalnızca emzirmeye dayanarak korunmak, çoğu durumda güvenilir bir seçenek oluşturmaz. Bu yolun bir dönem işe yaraması için hem bebeğin yaşının küçük olması hem beslenmesinin tümüyle anne sütüne dayanması hem de emzirme aralarının gündüz gece kısa tutulması gerekir; buna doğumdan bu yana hiç kanama görülmemiş olması da eklenir. Uygulamada bu maddeler uzun süre bir arada kalmadığından, planlanmış bir yöntem üzerinde önceden konuşulması yerinde olur.
Emziren kadınlarda kullanılabilecek yöntemler farklılık gösterir. Süt üretimini etkilemeyen seçenekler bulunduğu gibi, bazı yöntemlerin bu dönemde tercih edilmediği bilinir. Rahim içi araçların ne zaman yerleştirilebileceği de doğum biçimine ve iyileşmenin seyrine göre belirlenir. Bu nedenle seçimin lohusalık kontrolünde konuşulması uygun olur.
Doğumlar arasında yeterli süre bulunması, hem annenin demir depolarının yerine gelmesi hem de sonraki gebeliğin seyri açısından önem taşır. Özellikle sezaryen sonrasında rahim üzerindeki iyileşmenin tamamlanması için belirli bir aralık önerilir. Bu nedenle korunma, yalnızca istenmeyen gebelikten kaçınma değil, sonraki gebeliğin planlanması açısından da ele alınır.
Hangi Şikâyetler Hekime Danışmayı Gerektirir?
İlişki sırasında ya da sonrasında kanama görülmesi, değerlendirme gerektiren bulguların başında gelir. Aynı şekilde giderek şiddetlenen, zamanla azalmayan ya da normal etkinlikleri kısıtlayan ağrı da beklenen seyrin dışındadır. Dikiş bölgesinde sertlik, sürekli yanma ya da belirgin hassasiyet bulunması bildirilmelidir.
Enfeksiyonu düşündüren bulgular ayrıca dikkat gerektirir. Kötü kokulu ya da renk değiştirmiş akıntı, ateş yüksekliği, karın alt bölgesinde ağrı ve idrar yaparken yanma bu başlıkta değerlendirilir. Kanamanın kesildikten sonra yeniden başlaması da gözden geçirilmesi gereken bir durumdur.
İdrar kaçırma, gaz ya da dışkı tutmakta zorlanma, bölgede aşağı doğru bir baskı hissi gibi şikâyetler leğen taban kaslarıyla ilgili olabilir. Bu şikâyetlerin zamanla kendiliğinden düzeleceği düşünülerek beklenmesi yerine değerlendirilmesi önerilir; uygun egzersiz programları ve diğer yaklaşımlar bu tabloda yol gösterebilir.
Ruhsal belirtiler de aynı önemde ele alınır. Sürekli çökkün ruh hali, ilgi kaybı, aşırı kaygı, uyuyamama ve bebeğe yaklaşmakta zorlanma gibi şikâyetler varsa gecikmeden değerlendirme önerilir. Cinsel yaşamla ilgili soruların lohusalık kontrolünde açıkça sorulması, bu dönemin daha rahat geçmesine katkı sağlar.
