Gebeliğin erken dönemde kendiliğinden sonlanması, sanılandan daha sık karşılaşılan bir durumdur. Bu tabloyu yaşayan kişilerde en çok sorulan soru, bunun neden olduğu ve önlenip önlenemeyeceğidir. Nedenlerin büyük bölümü kişinin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyle ilgili değildir. Aşağıda düşüğün nasıl tanımlandığı, hangi nedenlerle geliştiği, belirtilerin nasıl seyrettiği ve sonrasında sürecin nasıl ilerlediği açıklanmıştır.
Düşük Hangi Haftalara Kadar Adlandırılır?
Gebeliğin yirminci haftadan önce kendiliğinden sonlanması düşük olarak tanımlanır. Bu sınır, bebeğin rahim dışında yaşayabilme olasılığının bulunmadığı dönemi ifade eder. Yirminci haftadan sonraki kayıplar farklı bir başlık altında ele alınır.
Düşüklerin büyük bölümü ilk on iki hafta içinde gerçekleşir; bu döneme erken düşük denir. On ikinci ile yirminci haftalar arasındaki kayıplar geç düşük olarak adlandırılır ve nedenleri erken dönemdekilerden farklılık gösterir. Rahim ağzı yetersizliği ve rahim yapısıyla ilgili durumlar bu dönemde daha çok öne çıkar.
Tanınan gebeliklerin yaklaşık her on tanesinden birinin ya da ikisinin bu biçimde sonlandığı bildirilmiştir. Gerçek sıklık daha yüksektir; çünkü çok erken dönemdeki kayıpların bir bölümü gebelik fark edilmeden, gecikmiş bir adet kanaması gibi yaşanır ve kayıtlara girmez.
En Sık Nedenler Nelerdir?
En sık neden, döllenme sırasında ortaya çıkan kromozom sorunlarıdır. Bu tür sorunlar rastlantısaldır ve çoğunlukla anne ya da babadan kalıtılmaz. Hücre bölünmesi sırasında kromozomların hatalı dağılması, embriyonun gelişimini sürdürememesine yol açar.
Anneye bağlı nedenler ikinci grubu oluşturur. Dengelenmemiş şeker hastalığı, tiroid işlev bozukluğu, bazı pıhtılaşma bozuklukları ve otoimmün hastalıklar bu kapsamda değerlendirilir. Rahim yapısıyla ilgili durumlar, rahim boşluğuna uzanan myomlar ve rahim içi yapışıklıklar da tabloya katkı sağlayabilir.
Yaş, bağımsız bir etken olarak öne çıkar. Otuz beş yaşından sonra kayıp olasılığı artar ve kırk yaşından sonra bu artış belirginleşir. Sigara, alkol ve yüksek miktarda kafein tüketimi de ilişkilendirilen etkenler arasındadır. Buna karşılık olağan günlük etkinlikler, iş yaşamı, cinsel ilişki ve ölçülü egzersiz düşük nedeni değildir.
Bu tablonun sık görülmesi, deneyimi yaşayan kişi için onu daha kolay kılmaz. Sıklığın yüksek olması bilgilendirici bir veridir; ancak yaşanan kaybın kişisel ağırlığını azaltmaz. Bu nedenle sürecin hem tıbbi hem ruhsal yönüyle ele alınması önem taşır.
Kromozom Sorunlarının Payı Nedir?
İlk üç ayda gerçekleşen düşüklerin büyük bölümünde, incelenen dokularda kromozom sayısı ya da yapısıyla ilgili bir farklılık saptanır. Bu oran, erken kayıpların yarısından fazlasını oluşturur. Bu nedenle erken düşük, çoğunlukla gelişimini sürdüremeyecek bir gebeliğin doğal biçimde sonlanması olarak yorumlanır.
Bu sorunların büyük çoğunluğu döllenme anında rastlantısal olarak ortaya çıkar. Anne ya da babada bir taşıyıcılık bulunmaz. Bu nedenle tek bir kayıptan sonra eşlerin kromozom incelemesi genellikle önerilmez.
Bu bilginin en önemli sonucu, kaybın önlenebilir olmadığının anlaşılmasıdır. Bu tabloyu yaşayan kişilerde sık görülen suçluluk duygusu, çoğunlukla yersizdir. Yapılan bir hareket, taşınan bir yük ya da yaşanan bir üzüntü bu tabloyu yaratmaz. Bunun açıkça anlatılması, sürecin ruhsal olarak daha kolay taşınmasına katkı sağlar.
Belirtiler Nelerdir?
En sık görülen belirti vajinal kanamadır. Kanama az miktarda lekelenme biçiminde başlayabilir ve zamanla artabilir. Adet kanamasından daha yoğun bir kanama ve pıhtı gelmesi görülebilir. Kanamanın rengi ve miktarı tablonun hangi aşamada olduğu hakkında bilgi verir.
Kanamaya çoğunlukla kasık ağrısı eşlik eder. Bu ağrı adet sancısını andırır, kramp biçiminde gelip geçer ve bele vurabilir. Rahmin kasılmasıyla ilişkilidir. Ağrının şiddeti kişiden kişiye değişir.
Bazı durumlarda hiçbir belirti görülmez. Tablo, rutin bir ultrason incelemesinde fark edilir; buna sessiz düşük denir. Gebelik belirtilerinin kısa sürede tümüyle kaybolması bazı kişilerde ilk uyarıcı olabilir; ancak bu bulgu tek başına tanı koydurucu değildir, çünkü belirtilerin şiddeti olağan gebeliklerde de değişkenlik gösterir.
Her Kanama Düşük Anlamına Gelir mi?
Hayır. Erken gebelikte kanama sık görülür ve bu kanamaların önemli bir bölümünde gebelik beklenen seyirde ilerlemeyi sürdürür. Bu nedenle kanama görülmesi, tek başına gebeliğin sonlandığı anlamına gelmez.
Kanamanın bir nedeni yerleşme kanamasıdır. Döllenmiş yumurtanın rahim iç zarına tutunması sırasında ortaya çıkan bu kanama az miktardadır, birkaç gün sürer ve genellikle beklenen adet tarihi dolaylarında görülür. Rahim ağzındaki damarlanma artışı da ilişki ya da muayene sonrasında lekelenmeye yol açabilir.
Rahim duvarı ile zarlar arasında küçük bir kanama alanı oluşması da sık karşılaşılan bir durumdur. Bu alan çoğu zaman kendiliğinden gerilir. Bununla birlikte her kanamanın değerlendirilmesi gerekir; çünkü aynı bulgu dış gebelik gibi ayrı bir tablonun da işareti olabilir. Bu ayrım ultrason ve kan tahlilleriyle yapılır.
Düşük Tanısı Nasıl Konur?
Tanı, ultrason incelemesi ve kan tahlillerinin birlikte değerlendirilmesiyle konur. Vajinal ultrasonda gebelik kesesinin boyutu, içinde embriyonun bulunup bulunmadığı ve kalp hareketinin izlenip izlenmediği değerlendirilir. Rahim ağzının açık olup olmadığı da muayenede incelenir.
Kesenin belirli bir çapa ulaştığı halde içinde embriyo görülmemesi ya da embriyo belirli bir boya ulaştığı halde kalp hareketinin izlenmemesi, tanı için kullanılan ölçütlerdir. Bu ölçütler için kabul edilmiş eşik değerler bulunur ve bu değerlerin altındaki ölçümlerde karar için beklenmesi gerekir.
Beta hCG düzeyinin kırk sekiz saat arayla ölçülmesi de değerlendirmeye katkı sağlar. Değerin beklenen hızda yükselmemesi ya da düşüşe geçmesi bulgularla birlikte yorumlanır. Tek bir incelemeye dayanarak karar verilmez; ölçümlerin belirli bir aralıkla tekrarlanması, tablonun doğru değerlendirilmesi için gereklidir.
Tanı konduktan sonra karar için acele edilmesi gerekmez. Kanama fazla değilse ve enfeksiyon bulgusu yoksa, kişiye seçenekleri değerlendirmesi için zaman tanınabilir. Her yöntemin kendine özgü üstünlükleri ve olası güçlükleri bulunur; hangisinin uygulanacağı gebelik haftası, kanamanın seyri ve kişinin tercihi göz önünde bulundurularak belirlenir.
Düşük Sonrası Süreç Nasıl Yönetilir?
İzlenebilecek üç yol vardır ve seçim kadının kanama miktarına, gebelik haftasına ve kendi tercihine göre yapılır. İlk yol beklemektir: rahim çoğu durumda içindeki dokuyu birkaç gün ya da birkaç hafta içinde kendi kasılmalarıyla dışarı atar. Bu sırada adet kramplarından daha güçlü bir ağrı ve adetten yoğun bir kanama yaşanır. Beklemenin ne kadar süreceği önceden söylenemediği için, bu yolu seçen kadına kontrol tarihi ve hangi durumda erken başvuracağı ayrıca anlatılır.
İkincisi ilaç yardımıyla sürecin başlatılmasıdır. Rahim kasılmalarını uyaran bir ilaç kullanılır ve süreç birkaç saat ile birkaç gün içinde tamamlanır. Üçüncüsü cerrahi girişimdir; rahim içinin vakum yardımıyla boşaltılması işlemi kısa sürer ve genellikle hafif anestezi altında yapılır. Bu yöntem, kanamanın fazla olduğu durumlarda öne çıkar.
Süreç tamamlandıktan sonra kanamanın azalarak birkaç hafta içinde kesilmesi beklenir. Rh negatif kan grubuna sahip kişilerde koruyucu iğne uygulaması gündeme gelir. İlk adet genellikle dört ile altı hafta içinde görülür. Bu dönemde yaşanan üzüntü olağandır ve zaman tanınması gerekir.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Erken gebelikte görülen lekelenmelerin bir bölümü kendiliğinden geçse de, hangisinin geçeceği başlangıçta bilinemez; bu yüzden her kanama hekime iletilir. Miktarın nasıl ölçüleceği de baştan anlatılır: bir saat içinde bir pedin tümüyle ıslanması, avuç içi büyüklüğünde parçaların düşmesi ya da kanamayla birlikte göz kararması, bayılacak gibi olma ve ayakta duramayacak kadar halsizleşme, o gün içinde değerlendirme gerektiren bir tablodur.
Ağrının niteliği de yol göstericidir. Düşük sürecinde ağrı çoğunlukla adet kramplarına benzer ve karnın ortasında hissedilir. Buna karşılık sağ ya da sol kasıkta tek noktada toplanan, gittikçe şiddetlenen ve omuz ucuna doğru yayılan bir ağrı farklı bir tabloyu, gebeliğin rahim dışına yerleşmiş olabileceğini akla getirir ve gecikmeden incelenmelidir. Ateşin yükselmesi, üşüme ve titreme ile akıntının kokusunun değişmesi ise ayrı bir başlıktır; rahim içinde kalan dokuya iltihap eklenmiş olabileceğini düşündürebilir.
Süreç tamamlandıktan sonra kanamanın uzaması, ağrının sürmesi ya da gebelik testinin uzun süre pozitif kalması durumunda yeniden değerlendirme yapılması uygun olur. İki ya da daha fazla kayıp yaşanması durumunda ayrıntılı araştırma gündeme gelir. Yaşanan üzüntünün günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi durumunda da destek alınması önerilir.
Düşük Sonrası Süreç Nasıl İlerler?
Düşük sonrasında bedenin toparlanması genellikle birkaç hafta içinde gerçekleşir. Kanama azalarak devam edebilir ve bu süre kişiden kişiye değişir. Adet düzeninin yeniden oturması ise çoğunlukla dört ile altı hafta içinde beklenir. Bu dönemde ateş, kötü kokulu akıntı ya da artan ağrı gibi bulguların izlenmesi önerilir.
Duygusal toparlanma bedensel iyileşmeden daha uzun sürebilir. Üzüntü, öfke ya da suçluluk hissi bu dönemde sık karşılaşılan duygulardır. Düşüklerin büyük bölümünün, gebeliğin erken döneminde ortaya çıkan ve önlenemeyen nedenlerle geliştiği bilinmektedir; kişinin yaptığı ya da yapmadığı bir şeyle ilişkilendirilmesi çoğu durumda yerinde değildir.
Sonraki gebelik için ne kadar beklenmesi gerektiği sık sorulan bir konudur. Bu süre, düşüğün gerçekleştiği hafta, uygulanan işlem ve kişinin genel durumu göz önünde bulundurularak belirlenir. Tekrarlayan düşük yaşandığında ise nedenin araştırılmasına yönelik tetkikler gündeme gelir.
