Gebelikte tansiyon ölçümü, her kontrolde yapılan ve üzerinde önemle durulan değerlendirmelerden biridir. Tansiyon yüksekliği çoğunlukla belirti vermeden ilerler; bu nedenle düzenli ölçüm belirleyici olur. Preeklampsi ise tansiyon yüksekliğine başka bulguların eşlik ettiği, gebeliğe özgü bir tablodur. Aşağıda bu durumun nasıl geliştiği, hangi belirtilerin uyarıcı olduğu ve takibin nasıl yapıldığı açıklanmıştır.
Gebelikte Tansiyon Neden Yükselir?
Gebeliğin ilk yarısında damarların gevşemesi nedeniyle tansiyon genellikle bir miktar düşer. İkinci yarıda ise kademeli olarak eski düzeyine döner. Bu değişimler olağandır. Tansiyonun yüz kırk üzeri doksan milimetre cıva değerine ulaşması ya da bu değeri aşması ise yükseklik olarak kabul edilir.
Gebelikte görülen tansiyon yüksekliği birkaç başlıkta ele alınır. Gebelikten önce ya da yirminci haftadan önce saptanan yükseklik, süregelen tansiyon hastalığı olarak değerlendirilir. Yirminci haftadan sonra ortaya çıkan ve idrarda protein bulunmayan yükseklik ise gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği olarak adlandırılır.
Ölçümün doğru yapılması bu ayrımlar için önemlidir. Ölçüm öncesinde beş dakika dinlenilmesi, oturur durumda ve kol kalp hizasında olacak biçimde yapılması gerekir. Tek bir yüksek ölçüm tanı için yeterli değildir; en az dört saat arayla yapılan iki ölçümde yüksek bulunması aranır. Kol çevresine uygun bir manşon kullanılması da sonucu etkiler.
Preeklampsi Nasıl Gelişir?
Preeklampsinin temelinde, gebeliğin erken döneminde bebeğin eşinin rahim duvarına yerleşmesindeki bir aksaklık bulunur. Olağan bir gebelikte rahim damarları genişleyerek bebeğin eşine bol kan akımı sağlar. Bu genişleme yeterince gerçekleşmediğinde, bebeğin eşi beklenenden az kan alır.
Bu durum karşısında bebeğin eşinden anne kan dolaşımına bazı maddeler salınır. Bu maddeler annenin damar iç yüzeyini etkiler ve damarların kasılmasına yol açar. Sonuçta tansiyon yükselir ve birçok organda kan akımı etkilenir.
Bu nedenle preeklampsi yalnızca bir tansiyon sorunu değildir; böbrekleri, karaciğeri, kan pıhtılaşma düzenini, beyni ve bebeğin eşini etkileyebilen bir tablodur. Belirtilerin çeşitliliği bu geniş etkiyle açıklanır. Tablonun ortadan kalkması gebeliğin sonlanmasıyla gerçekleşir; bu nedenle takibin amacı, doğum için uygun zamanı belirlemektir.
Hangi Belirtiler Uyarıcıdır?
Preeklampsi erken dönemde çoğunlukla belirti vermez. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve idrar incelemesi tanıda belirleyicidir. Belirtiler ortaya çıktığında ise tablo genellikle ilerlemiş demektir.
En önemli uyarıcı bulgulardan biri, geçmeyen ve ağrı kesiciye yanıt vermeyen baş ağrısıdır. Görme ile ilgili şikâyetler de dikkat çekicidir; bulanık görme, gözde ışık çakmaları ya da geçici görme kaybı bildirilebilir.
Karnın üst kısmında, özellikle sağ tarafta hissedilen ağrı önemli bir bulgudur ve karaciğerin etkilendiğini gösterebilir. Bu ağrı mide ağrısıyla karıştırılabilir. Bunların yanı sıra yüzde ve ellerde ani gelişen şişlik, kısa sürede belirgin kilo artışı, bulantı ve kusma ile idrar miktarının azalması diğer uyarıcı bulgulardır. Bu belirtilerin herhangi biri ortaya çıktığında gecikmeden değerlendirme yapılmalıdır.
İdrarda Protein Neden Bakılır?
Böbrekler kandaki atıkları süzerken proteini geride tutar. Preeklampside damar iç yüzeyinin etkilenmesiyle böbreklerdeki süzme birimleri de bu durumdan payını alır ve proteinin idrara geçmesine izin verilir. Bu nedenle idrarda protein bulunması, tablonun böbrekleri etkilediğini gösteren bir bulgudur.
Değerlendirme için en pratik yöntem, idrar çubuğu ile yapılan ölçümdür ve her kontrolde uygulanabilir. Daha kesin bilgi için yirmi dört saatlik idrarda protein miktarının ölçülmesi ya da tek bir idrar örneğinde protein ile kreatinin oranına bakılması kullanılır.
Günümüzde tanı için idrarda protein bulunması zorunlu görülmez. Protein saptanmasa bile, tansiyon yüksekliğine karaciğer ya da böbrek testlerinde bozulma, trombosit sayısında düşme, sinir sistemiyle ilgili belirtiler ya da bebekte gelişme geriliği eşlik ediyorsa tanı konabilir. Bu genişletilmiş yaklaşım, tablonun daha erken tanınmasını sağlar.
Kimlerde Risk Yüksektir?
Bu tablo için en ağır basan bilgi, daha önceki bir gebelikte benzer bir yükselme yaşanmış olmasıdır; böyle bir öyküde izlem sıklığı baştan artırılır ve koruyucu yaklaşımlar ilk üç ayın içinde konuşulur. Gebelik öncesinde var olan kan basıncı yüksekliği, böbrek hastalığı, şeker hastalığı ve bağışıklık sistemini ilgilendiren bazı tablolar da aynı başlıktadır. İlk gebelik olması, çoğul gebelik, kırk yaş üzeri ve gebelik öncesi kilo fazlalığı izlem planını etkileyen diğer etkenlerdir.
Süregelen tansiyon hastalığı, böbrek hastalıkları, şeker hastalığı ve bazı otoimmün hastalıklar bu grupta yer alır. Çoğul gebelikler, ilk gebelik, kırk yaş ve üzerindeki anne yaşı, beden kitle indeksinin yüksek olması ve ailede preeklampsi öyküsü bulunması diğer etkenler arasında sayılır.
Risk taşıyan kişilerde, gebeliğin on ikinci haftasından itibaren düşük doz asetilsalisilik asit kullanımı gündeme gelebilir. Bu yaklaşımın tablonun görülme sıklığını azalttığı bildirilmiştir. Kullanım kararı ve dozu hekim tarafından belirlenir.
Kalsiyum takviyesi ise ayrı bir başlıktır ve herkese verilen genel bir öneri değildir. Bu desteğin tabloyu seyrekleştirdiği, günlük kalsiyum alımı yetersiz kalan gebelerde gösterilmiştir. Beslenmesinde süt ve süt ürünlerine yeterince yer veren, günlük gereksinimini besinlerle karşılayabilen bir gebede ek takviyeden benzer bir katkı beklenmez. Bu nedenle önce beslenme alışkanlığı sorgulanır; alımın düşük kaldığı düşünülüyorsa takviye hekim değerlendirmesiyle gündeme gelir. Takviyenin demir preparatlarıyla aynı saatte alınmaması istenir; birlikte alındıklarında demirin emilimi azalabilir.
Takip ve Tedavi Nasıl Yapılır?
Tanı konduğunda takip sıklaşır. Tansiyon ölçümü, idrar incelemesi, tam kan sayımı, karaciğer ve böbrek işlev testleri düzenli olarak yapılır. Bebeğin gelişimi, sıvı miktarı ve Doppler bulguları ultrason ile izlenir; kalp atış hızı kaydedilir.
Tansiyonun belirli bir düzeyin üzerine çıkması durumunda ilaç tedavisi başlanır. Gebelikte kullanılabilen ilaçlar bulunur ve seçim buna göre yapılır. Bu tedavinin amacı annenin tansiyonunu güvenli bir aralıkta tutmaktır; tablonun ilerlemesini durdurmaz.
Tablonun ağırlaştığı durumlarda hastanede izlem gerekir. Nöbet gelişmesini önlemek amacıyla magnezyum sülfat uygulaması gündeme gelebilir. Otuz dördüncü haftadan önce doğum bekleniyorsa, bebeğin akciğer olgunlaşmasını destekleyen tedavi uygulanır. Doğum zamanı, gebelik haftası ile annenin ve bebeğin durumu birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Doğum Sonrası Süreç Nasıl İlerler?
Preeklampsi doğumla birlikte gerilemeye başlar; ancak bu düzelme her zaman hemen gerçekleşmez. Tansiyon yüksekliği doğumdan sonraki günlerde bir süre daha sürebilir ve bazı kişilerde ilk kez doğum sonrasında ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğum sonrası dönemde de tansiyon izlemi sürdürülür.
İlaç kullanımı gerekiyorsa, emzirmeye uygun seçenekler tercih edilir. Tansiyon değerleri genellikle birkaç hafta içinde beklenen aralığa döner. Doğumu izleyen altı haftalık dönem bu açıdan izlem süresi sayılır; tablo bu süre içinde ilk kez başlayabildiği gibi, nöbet biçiminde kasılmalar da bu dönemde görülebilir. Bu süreçte baş ağrısı, görme şikâyetleri ve karnın üst kısmındaki ağrının yeniden ortaya çıkması durumunda gecikmeden başvurulmalıdır. Nefes darlığı, ani şişlik ya da bilinç bulanıklığı eklenirse aynı gün en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekir; loğusalık döneminde olmak bu bulguların beklenmesini haklı çıkarmaz.
Preeklampsi geçirmiş kişilerde ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalıkları ile tansiyon yüksekliği gelişme olasılığı bir miktar daha yüksektir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü, kilo ve beslenme düzenine dikkat edilmesi uzun dönemde önerilir.
Evde Tansiyon Takibi Nasıl Yapılır?
Tansiyon yüksekliği saptanan gebelerde evde düzenli ölçüm yapılması istenebilir. Bu ölçümlerin güvenilir olması için uygun bir cihaz kullanılması ve doğru yöntemin izlenmesi gerekir. Koldan ölçüm yapan cihazlar, bilekten ölçenlere göre daha güvenilir kabul edilir.
Ölçüm öncesinde beş dakika oturarak dinlenilmesi, ayakların yere basması ve kolun kalp hizasında desteklenmesi önerilir. Ölçüm sırasında konuşulmamalıdır. Kahve, çay ve sigara ölçümden en az yarım saat önce bırakılmalıdır. Günün aynı saatlerinde yapılan ölçümler karşılaştırmayı kolaylaştırır.
Ölçüm sonuçlarının bir çizelgeye kaydedilmesi yararlı olur. Bu kayıtların kontrol muayenesine götürülmesi, tansiyonun gün içindeki seyrinin değerlendirilmesini sağlar. Hafif düzeydeki tek bir yüksek ölçüm tek başına tanı anlamına gelmez; yinelenen yüksek değerler kontrolde bildirilir. Bunun ayrı tutulması gereken durumu, büyük değerin yüz altmışa ya da küçük değerin yüz ona ulaştığı ölçümdür: böyle bir sonuç kısa aralıkla yinelenip doğrulandığında bir sonraki kontrol beklenmez, aynı gün başvurulur. Ölçümle birlikte baş ağrısı, görme değişikliği ya da sağ üst karın ağrısı varsa değer daha düşük olsa bile aynı yol izlenir.
Hangi Belirtiler Acil Başvuru Gerektirir?
Geçmeyen ve ağrı kesiciye yanıt vermeyen baş ağrısı, görmede bulanıklık, gözde ışık çakması ya da geçici görme kaybı gecikmeden değerlendirilmelidir. Bu bulgular sinir sisteminin etkilendiğini gösterebilir.
Karnın üst kısmında, özellikle sağ tarafta hissedilen ağrı da beklenmeden bildirilmelidir. Bulantı ve kusmanın eşlik etmesi bu bulguyu ayrıca önemli kılar. Yüzde ve ellerde ani şişlik gelişmesi, kısa sürede belirgin kilo artışı ve idrar miktarının azalması da değerlendirme gerektirir.
Nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, bilinç bulanıklığı ya da kasılma nöbeti gelişmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bebek hareketlerinde azalma, kanama ve karında sürekli sertlik hissi de gecikmeden bildirilmesi gereken bulgulardır. Evde tansiyon ölçülüyorsa, yüz altmış üzeri yüz on değerine ulaşan bir ölçüm beklenmeden başvuru gerektirir.
