randevu@drelifcetindag.com
Hastalıklar

Menopoza Girildiği Nasıl Anlaşılır?

Menopoz tanısının hangi ölçüte dayandığı, adet düzeni ve belirtilerdeki öncü değişimler, hormon testlerinin yeri ve perimenopozdan ayrımı üzerine bilgilendirme.

Menopoza girilip girilmediği, bu döneme yaklaşan kadınların sık merak ettiği bir konudur. Yanıt çoğu zaman bir kan tahlilinde değil, adet öyküsünde ve belirtilerde aranır. Menopoz geriye dönük tanımlanan bir durumdur; bu nedenle kesinleşmesi zaman alır. Aşağıda tanının hangi ölçüte dayandığı, hangi değişimlerin öncü olduğu ve testlerin bu değerlendirmedeki yeri genel hatlarıyla açıklanmıştır.

Menopoz Tanısı Hangi Ölçüte Dayanır?

Menopoz tanısı, klinik bir ölçüte dayanır. Son adet kanamasının üzerinden kesintisiz on iki ay geçmesi durumunda menopoz gerçekleşmiş kabul edilir. Bu süre boyunca hiçbir kanama ya da lekelenme görülmemiş olması gerekir. Ölçüt bir kan değerine değil, adet öyküsüne dayandığı için değerlendirmede öykü öne çıkar.

Tanımın geriye dönük olması, tanının o an değil bir yıl sonra netleşmesi anlamına gelir. Kadın son adetini gördüğü sırada bunun son adeti olduğunu bilemez. Ancak on iki ay geçtikten sonra o kanamanın son adet olduğu anlaşılır. Bu nedenle menopoz, yaşanırken değil sonradan tanımlanan bir dönüm noktasıdır.

Neden tam olarak on iki ay beklendiği sorulabilir. Bu evrede kanamaların arasına altı ayı bulan boşluklar girebilir ve ardından kanama yeniden başlayabilir. Bir yıllık bekleme, bu tür geçici duraklamaların kalıcı olanla karıştırılmaması için bırakılmış bir emniyet payıdır.

Süre içinde bir kanama görülmesi durumunda sayım yeniden başlar. Bu kural, tanımın güvenilirliğini sağlayan noktadır. Adet tarihlerinin kaydedilmesi bu nedenle değerlendirmede yardımcı olur. Basit bir takvim kaydı ya da telefon uygulaması, geriye dönük değerlendirmede yol gösterici bilgi sunar.

Adet Düzeninde Hangi Değişimler Öncüdür?

Tanıya götüren en değerli bilgi laboratuvardan değil, kişinin kendi takviminden gelir. Yumurtalıklarda kalan folikül havuzu daraldıkça her ayın gidişi farklılaşır ve kanama aralıkları eşit olmaktan çıkar. İlk aşamada aralar kısalma eğilimi gösterir; sonraki aşamada tersine döner ve arka arkaya birkaç ay kanama görülmeyebilir. Altmış günü aşan bir boşluğun ortaya çıkması, son evreye girildiğini düşündüren bir işaret sayılır. Bu nedenle kanama tarihlerinin kaydedilmesi, herhangi bir tetkikten daha yol göstericidir.

Erken evrede genellikle döngünün kısaldığı gözlenir. Yirmi sekiz günlük aralıklarla adet gören bir kadında bu süre yirmi beş ya da yirmi üç güne inebilir. Kadınların bir bölümü bu değişimi fark etmez; çünkü kısalma birkaç günle sınırlı kalabilir. Yine de düzenli kayıt tutulduğunda eğilim belirgin hale gelir.

Sonraki evrede aralıklar uzamaya başlar. İki adet arasında iki ay ya da daha uzun süre geçebilir. Altmış günü aşan aralıkların ortaya çıkması, geçiş döneminin ileri evresine girildiğini düşündüren bir bulgudur. Bu aşamadan sonra son adete kalan sürenin kısaldığı kabul edilir.

Yoğunluk bakımından da benzer bir dalgalanma yaşanır. Bazı aylarda çok az kan görülürken bazı aylarda ped değiştirme sıklığı belirgin biçimde artar. Yumurtlamanın atlandığı döngülerde rahmin iç örtüsü kalınlaşmaya devam ettiğinden sonraki kanama bol olabilir. Bu dalgalanma evrenin kendi doğası içinde yorumlanır.

Hangi Belirtiler Menopozu Düşündürür?

Sıcak basması, bu evrede sıkça anlatılan bir başka bulgudur. Kişiler bunu göğüsten boyuna ve yüze yayılan ani bir yakma duygusu olarak tarif eder. Birkaç dakika içinde geçer ve genellikle ter boşanmasıyla biter. Uyku sırasındaki biçimi gece terlemesi adını alır; uykuyu bölerek gündüz yorgunluğuna zemin hazırlayabilir.

Uyku düzenindeki bozulma bir başka öncü belirtidir. Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma ve sabah erken uyanıp tekrar uyuyamama en sık tarif edilen biçimlerdir. Bu yakınma gece terlemesiyle birlikte görülebileceği gibi, terleme olmadan da ortaya çıkabilir. Gün içi yorgunluk buna eşlik eder.

Sıcak basmaları gibi zamanla sönmeyen, tersine yıllar içinde belirginleşen bulgular da bu evreyi düşündürür. Östrojen desteği azaldıkça vajina duvarındaki hücre katmanları incelir, ortamın asitliği bozulur ve koruyucu bakteri dengesi zayıflar. Ortaya çıkan tablo kaşıntı, batma duygusu ve temas sırasında rahatsızlık biçiminde tarif edilir. Aynı hormonal değişim mesane ve idrar kanalını da etkilediğinden, sık idrara çıkma ve yineleyen idrar yolu yakınmaları tabloya eklenebilir. Bu bulgular yavaş yerleştiği için çoğu zaman geç dile getirilir.

Ruh halinde dalgalanma, kolay sinirlenme, kaygı düzeyinde artış, dikkat toplamada güçlük ve unutkanlık da bildirilen belirtiler arasındadır. Eklem ağrıları, çarpıntı hissi ve ciltte kuruluk tabloya eklenebilir. Bu belirtilerin hepsinin aynı kadında görülmesi beklenmez; çeşitlilik ve şiddet kişiye göre değişir.

FSH ve Estradiol Testleri Ne Anlatır?

FSH, beynin taban bölümündeki bir bezden salgılanan ve yumurtalıkları uyaran bir hormondur. Yumurtalıklar bu uyarıya yanıt vererek folikül geliştirir ve östrojen üretir. Yumurtalık işlevi azalmaya başladığında yanıt zayıflar; beyin bunu algılayarak daha fazla uyarı gönderir. Sonuçta kandaki FSH düzeyi yükselir.

Estradiol, yumurtalıkların ürettiği başlıca östrojen biçimidir. Yumurtalık işlevi azaldıkça bu hormonun kan düzeyi düşme eğilimi gösterir. FSH düzeyinin yüksek, estradiol düzeyinin düşük ölçülmesi, yumurtalık işlevinin azaldığını düşündüren bir tablo oluşturur. İki test genellikle birlikte istenir.

Bu iki hormonun ölçümünde karşılaşılan güçlük, değerlerin geçiş döneminde sabit olmamasıdır. Yumurtalıklar bu evrede düzensiz aralıklarla çalışır; folikül geliştirdikleri aylarda östradiol yükselir ve buna karşılık FSH baskılanır, sessiz geçen aylarda ise tablo tersine döner. Dolayısıyla sonuç, kanın alındığı günün fotoğrafından ibarettir. Ölçümün döngünün hangi gününde yapıldığı da sonucu doğrudan etkiler. Bu nedenle tek bir sonuca dayanarak evrenin tamamlandığı söylenemez; gerektiğinde aylar arayla yinelenmesi istenebilir.

Sonuçlar laboratuvara göre de değişebilir. Farklı merkezler farklı ölçüm yöntemleri ve referans aralıkları kullanabilir. Bu nedenle sonuç raporunda yer alan referans aralığı, karşılaştırma için esas alınması gereken ölçüttür. Ayrıca sonuç tek başına değil, yaş, adet öyküsü ve belirtilerle birlikte yorumlanır.

Hormon Testleri Her Zaman Gerekli midir?

Testin gerekliliği yaşa göre değişir. Kırk beşini geçmiş bir kadında kanamanın kesilmesi ve buna sıcak basmalarının eşlik etmesi tabloyu açıklamaya yeter; bu durumda laboratuvar sonucu izlenecek yolu değiştirmeyeceği için istenmeyebilir. Ölçüm asıl olarak kırk yaşın altındaki kadınlarda anlam kazanır; bu yaş grubunda kanamanın kesilmesi yumurtalık işlevinin erken durması olasılığını gündeme getirir ve doğrulanması gerekir. Rahmin alındığı ancak yumurtalıkların bırakıldığı durumlarda da takvim izlenemeyeceğinden ölçüme başvurulabilir.

Geçiş dönemindeki kadınlarda da testin katkısı sınırlıdır. Hormon düzeylerindeki dalgalanma nedeniyle tek bir ölçüm yanıltıcı olabilir. Bu dönemde tanı yine adet düzenindeki değişim ve belirtilerle konur. Test yapılması, kadının bulunduğu evreyi kesin olarak belirlemeye olanak tanımaz.

Testin anlamlı katkı sağladığı bazı durumlar bulunur. Kırk yaşından genç kadınlarda adetlerin kesilmesi bunların başında gelir. Bu tabloda erken yumurtalık yetmezliği olasılığı değerlendirilir ve hormon ölçümü tanıya katkı sağlar. Ölçüm genellikle belirli bir aralıkla tekrarlanır.

Rahmi alınmış kadınlarda da testten yararlanılabilir. Bu grupta adet ölçütü kullanılamadığı için değerlendirme belirtiler ve tetkiklerle yapılır. Ayrıca hormonal yöntem kullanan kadınlarda, tiroit hastalığı düşünülen durumlarda ve belirtilerin başka bir nedenle açıklanabileceği tablolarda ek tetkikler gündeme gelir.

Menopoz Perimenopozdan Nasıl Ayrılır?

Perimenopoz, menopoza geçiş dönemidir. Adet düzensizliğinin başlamasıyla başlar ve son adetten sonraki on iki ayın tamamlanmasıyla sona erer. Bu dönemde yumurtalıklar hâlâ etkindir; hormon üretimi sürer ancak düzensizleşmiştir. Kanamalar devam eder ve yumurtlama aralıklı olarak gerçekleşir.

Menopoz ise bu geçişin tamamlandığı noktadır. On iki aylık kesintisiz adet yokluğu bu ayrımın ölçütüdür. Bu noktadan sonraki dönem menopoz sonrası dönem olarak adlandırılır. İki dönem arasındaki temel fark, yumurtalık işlevinin sürüp sürmediğidir.

Belirtiler açısından iki dönem benzerlik gösterebilir. Ateş basması, uyku sorunları ve ruh hali değişimleri her iki dönemde de görülebilir. Bu nedenle belirtilere bakarak ayrım yapmak güvenilir değildir. Ayrımın tek güvenilir dayanağı adet öyküsüdür. Bu nedenle kayıt tutulması önerilir.

Ayrımın pratik bir sonucu bulunur. Perimenopoz döneminde gebelik olasılığı sürer; bu nedenle korunma yöntemi devam ettirilir. Menopoz kesinleştikten sonra ise doğal yolla gebelik beklenmez. Ayrıca menopoz sonrası dönemde görülen herhangi bir kanama, geçiş dönemindeki kanamalardan farklı olarak her durumda değerlendirilir.

Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?

Adet düzeninde belirgin değişiklik başlaması durumunda değerlendirme yapılması uygun olur. Bu görüşmede hangi evrede bulunulduğu ele alınır, yakınmalar sorgulanır ve gerekli görülen tetkikler planlanır. Bu dönemin başlaması tek başına bir sorun göstergesi değildir; ancak izlem planının oluşturulması açısından yararlı olur.

Kırk yaşından önce adetlerin dört aydan uzun süre kesilmesi ayrıca değerlendirilir. Bu tabloda erken yumurtalık yetmezliği olasılığı ve başka nedenler gözden geçirilir. Benzer biçimde kırklı yaşların başında belirgin menopoz yakınmalarının ortaya çıkması da inceleme gerektirir.

Kanama düzeninde bu dönemde beklenen değişimlerin de bir sınırı vardır ve bu sınırı aşan tablolar araştırılır. Bir saat içinde pedi dolduran akış, iri pıhtıların görülmesi, yedi günü aşan kanama ve iki kanama arasının yirmi bir günün altına inmesi bu kapsamdadır. Beklenmeyen günlerde gelen lekelenmeler ile temas sonrasında görülen kanama da öncelikli ele alınır. Bunlarda ilk basamak, rahim iç tabakasının kalınlığını gösteren ultrason incelemesidir. Kanamanın on iki ay kesildikten sonra yeniden başlaması ise ayrıca değerlendirilir.

Menopoz kesinleştikten sonra, yani on iki aylık adet yokluğunun ardından görülen herhangi bir vajinal kanama, miktarı ne kadar az olursa olsun gecikmeden değerlendirilmelidir. Ayrıca yaşam kalitesini etkileyen ateş basması, uyku sorunları, vajinal kuruluk ve idrar yolu yakınmaları da dile getirilmeye değer başlıklardır.

İlgili

Bunlar da ilginizi çekebilir