Menopoz geçiş döneminde bildirilen şikâyetler arasında zihinsel işlevlerle ilgili olanlar ayrı bir yer tutar. Sözcük bulmakta zorlanma, adları hatırlayamama, bir işe başlarken ne yapacağını unutma ve dikkat toplamada güçlük bu dönemde sık dile getirilir. Bu değişimler çoğu kadında endişe yaratır. Aşağıda söz konusu şikâyetlerin nasıl geliştiği, ne ölçüde beklenen olduğu ve hangi durumlarda araştırılması gerektiği anlatılmıştır.
Menopozda Bilişsel Değişimler Neden Görülür?
Östrojenin beyindeki bazı bölgeler üzerinde etkili olduğu bilinir. Bellek ve öğrenme süreçlerinde rol alan alanlarda bu hormona duyarlı yapılar bulunduğu bildirilmiştir.
Geçiş döneminde östrojen düzeyinin dalgalı bir seyir izlemesi, bu alanlardaki işleyişi geçici olarak etkileyebilir. Şikâyetlerin dönemsel olarak artıp azalması bu dalgalanmayla ilişkilendirilir.
Bu değişimlerin en belirgin olduğu evre çoğu zaman geçiş dönemidir. Menopoz sonrasında hormon düzeyleri kararlı bir seyre girdiğinde şikâyetlerde azalma bildirilmesi bu gözlemi destekler.
Değişimin yalnızca hormonal geçişle açıklanmadığı da bilinmektedir. Bu dönemde eşlik eden uyku bozukluğu, yorgunluk ve duygusal değişimler zihinsel işlevler üzerinde doğrudan etki gösterir.
Bu değişimlerin ölçülebilir düzeyde olup olmadığı üzerinde çalışılan bir konudur. Yapılan değerlendirmelerde bildirilen şikâyetlerin yoğunluğu ile ölçümlerde saptanan farkın her zaman örtüşmediği görülmüştür. Bu durum, kişinin kendi algısının da değerlendirmeye katılmasını gerektirir.
Sözcük bulmakta zorlanma bu dönemde en sık bildirilen değişikliktir. Bilinen bir sözcüğün ya da adın o anda hatırlanamaması, ancak kısa süre sonra kendiliğinden akla gelmesi bu grupta değerlendirilir.
Bu şikâyetlerin dile getirilmesi çoğu kadın için zordur. Zihinsel işlevlerle ilgili bir değişimden söz etmek, ciddi bir hastalık düşüncesini akla getirdiği için ertelenebilir. Oysa bu başlığın görüşmede paylaşılması, hem değerlendirmenin yapılmasını hem de kaygının azalmasını sağlar.
Unutkanlık Ne Ölçüde Beklenen Bir Durumdur?
Bu dönemde bildirilen unutkanlığın büyük bölümü günlük yaşamı sürdürmeyi engellemeyen türdendir. Bir sözcüğün o anda hatırlanamaması ancak kısa süre sonra akla gelmesi bu gruptadır.
Sık bildirilen örnekler arasında bir odaya girip niçin girildiğini unutmak, tanıdık bir kişinin adını çıkaramamak, anahtarın ya da telefonun nereye konduğunu hatırlayamamak yer alır. Bu tür durumlar dikkatin bölünmesiyle ilişkilendirilir.
Bu değişimlerin geçici olduğu ve ilerleyici bir seyir izlemediği bildirilmiştir. Kişinin öğrendiği bilgileri koruması, günlük işlerini yürütmesi ve yeni bilgi edinebilmesi sürer.
Buna karşılık şikâyetin kişide yarattığı kaygı göz ardı edilmez. Bu dönemde yaşanan unutkanlık çoğu kadında ciddi bir hastalığın başlangıcı olarak yorumlanır. Bu kaygının dile getirilmesi ve değerlendirilmesi görüşmenin bir parçasıdır.
Şikâyetin yoğunluğu gün içinde ve dönemler arasında değişiklik gösterir. Yoğun bir dönemin ardından belirginleşmesi, dinlenildiğinde azalması sık gözlenen bir seyirdir. Bu dalgalı seyir, ilerleyici tablolardan ayrılan yanlardan biridir.
Aynı dönemde yaşanan yoğunluk da göz önünde tutulur. Bu dönem çoğu kadın için iş ve aile yaşamında sorumlulukların yoğunlaştığı bir zamana denk gelir. Aynı anda birden çok işin yürütülmesi, dikkatin bölünmesine ve buna bağlı unutmaların artmasına yol açar.
Uyku Sorunları Dikkati Nasıl Etkiler?
Bellek işlevlerinin sürdürülmesinde uykunun belirleyici bir rolü bulunur. Gün içinde edinilen bilgilerin yerleşmesi uyku sırasında gerçekleşen süreçlere bağlıdır.
Bu dönemde uykunun sık bölünmesi, derin evrelere ulaşılmasını güçleştirir. Toplam uyku süresi yeterli görünse bile bölünmüş bir gecenin ardından zihinsel işlevlerde belirgin bir güçlük yaşanabilir.
Uyku eksikliğinin en belirgin etkisi dikkat üzerindedir. Dikkat toplanamadığında bilginin kaydedilmesi zaten gerçekleşmez; bu durum sonradan hatırlayamama olarak algılanır.
Bir ismi hatırlayamamak ya da odaya niçin girildiğini unutmak, çoğu zaman hafızanın kendisiyle değil dikkatin dağınıklığıyla ilgilidir; bilgi yeterince kaydedilmemişse geri çağrılması da güçleşir. Gecesi bölünmüş bir kadında bu dikkat kaybı belirginleşir. Bu nedenle unutkanlıktan yakınan kadına kaç kez uyandığı, uykuya dalmakta zorlanıp zorlanmadığı sorulur. Geceler düzeldiğinde şikâyetlerin geniş ölçüde geri çekildiği görülmektedir.
Bu ilişkinin bilinmesi, şikâyetin nereden ele alınacağını belirler. Unutkanlık yakınmasıyla başvuran ve aynı zamanda uyku güçlüğü bildiren kişilerde, öncelikle uyku düzeninin ele alınması tercih edilen yaklaşımdır.
Uyku düzeninin sağlanmasıyla zihinsel şikâyetlerde görülen düzelmenin birkaç hafta içinde fark edildiği bildirilmiştir. Bu nedenle uyku düzenine yönelik önerilerin bir süre uygulanması ve sonucun buna göre değerlendirilmesi tercih edilen bir yaklaşımdır.
Ateş Basması ve Yorgunluğun Payı Nedir?
Sıcak basması atakları gün içinde dikkatin bölünmesine yol açar. Atak sırasında kişinin yaptığı işten kopması ve sonrasında yeniden odaklanmakta zorlanması sık bildirilen bir durumdur.
Gece yaşanan terleme atakları uykuyu bölerek dolaylı bir etki gösterir. Bu iki yol birleştiğinde gün içindeki zihinsel dayanıklılık belirgin biçimde azalır.
Bu dönemde bildirilen yorgunluk da doğrudan etkili bir başlıktır. Fiziksel etkinlikle açıklanamayan ve dinlenmekle geçmeyen bir yorgunluk, dikkat toplamayı ve bilgiyi işlemeyi güçleştirir.
Duygusal gerginlik ve kaygı da zihinsel kaynakların bir bölümünü kullanır. Zihin başka bir konuyla meşgulken karşılaşılan bilginin kaydedilmesi zayıflar; bu durum unutkanlık olarak yaşanır.
Bu etkenlerin bir arada bulunması, tek tek etkilerinin toplamından daha belirgin bir tablo oluşturabilir. Bu nedenle değerlendirmede tüm başlıkların birlikte ele alınması, tek bir nedene odaklanılmasından daha yararlı görülür.
Sıcak basmalarının ele alınmasıyla zihinsel şikâyetlerde de azalma bildirilmesi bu ilişkiyi destekler. Bu nedenle değerlendirmede yalnızca unutkanlık değil, eşlik eden tüm şikâyetlerin dile getirilmesi istenir.
Bu Şikâyetler Kalıcı mıdır?
Yapılan izlem çalışmalarında bu dönemde bildirilen zihinsel şikâyetlerin geçici olduğu yönünde bulgular elde edilmiştir. Geçiş dönemi tamamlandıktan sonra şikâyetlerde azalma bildirilmesi olağandır.
Bu şikâyetlerin ilerleyici bir hastalığın habercisi olduğu yönünde bir kabul bulunmamaktadır. Geçiş dönemine özgü değişimler ile ilerleyici tablolar farklı özellikler taşır.
Şikâyetlerin gerilemesi eşlik eden durumların ele alınmasıyla hızlanabilir. Uyku düzeninin sağlanması, sıcak basmalarının azaltılması ve duygusal gerginliğin ele alınması bu kapsamda değerlendirilir.
Zihinsel etkinliğin sürdürülmesi de bu dönemde önerilen yaklaşımlar arasındadır. Okuma, yeni bir beceri öğrenme, sosyal etkileşimin korunması ve düzenli fiziksel etkinlik bu kapsamda ele alınan başlıklardır.
Şikâyetlerin geçici olduğunun bilinmesi, bu dönemde yaşanan kaygıyı azaltan bir bilgidir. Bu bilginin görüşmede açıkça paylaşılması, kişinin süreci daha rahat karşılamasına katkı sağlar ve gereksiz araştırmaların önüne geçer.
Not tutma, takvim ve hatırlatıcı kullanma gibi pratik yöntemler bu dönemde günlük yaşamı kolaylaştırır. Bu yöntemlerin kullanılması bir yetersizlik göstergesi değil, dikkatin bölündüğü bir dönemde uygulanan işlevsel bir düzenleme olarak değerlendirilir.
Hangi Diğer Nedenler Araştırılmalıdır?
Tiroid bezinin yavaş çalışması unutkanlık, halsizlik ve dikkat güçlüğü oluşturabilen bir durumdur. Bu yaş grubunda görülme sıklığı arttığı için tiroid işlevlerini gösteren tahliller istenir.
Kansızlık, oksijen taşınmasını etkileyerek yorgunluk ve dikkat güçlüğüne yol açabilir. Bu dönemde adet kanamalarının yoğunlaşması kansızlık olasılığını artıran bir durumdur; kan sayımı bu nedenle istenir.
B12 vitamini eksikliği bellek şikâyetleriyle ilişkilendirilen bir başka başlıktır. D vitamini düzeyinin düşük bulunması da yaygındır ve halsizlikle ilişkilendirilir.
Kullanılan bazı ilaçların zihinsel işlevleri etkileyebildiği bilinir. Uyku ilaçları, bazı alerji ilaçları ve kaygı gidericiler bu grupta yer alır. Ruhsal tabloların da benzer şikâyetler oluşturabildiği göz önünde bulundurulur; bu nedenle değerlendirme geniş bir çerçevede yapılır.
Bu tahlillerin sonuçları tek başına yorumlanmaz. Değerler, kişinin şikâyetleri ve muayene bulgularıyla birlikte değerlendirilir. Referans aralıklarının laboratuvarlar arasında farklılık gösterebileceği de göz önünde tutulur.
Süreklilik gösteren ruhsal çökkünlüğün bellek şikâyetleri oluşturabildiği bilinir. Bu tabloda dikkat ve ilgi azaldığı için bilgi kaydedilmez; sonuç unutkanlık olarak yaşanır. Bu nedenle duygusal durumun sorgulanması değerlendirmenin ayrılmaz bir parçasıdır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Unutkanlığın günlük yaşamı yürütmeyi engellemeye başlaması değerlendirme gerektirir. Faturaların ödenememesi, randevuların sürekli kaçırılması ve iş yaşamında belirgin güçlük yaşanması bu kapsamdadır.
Yakın zamanda gerçekleşen olayların tümüyle hatırlanamaması, aynı sorunun kısa aralıklarla yinelenmesi ve konuşmanın akışını kaybetme bildirilmesi gereken bulgulardır.
Tanıdık yerlerde yön bulamama, sık kullanılan araçları nasıl kullanacağını hatırlayamama ve yakınların bu değişimi fark edip dile getirmesi gecikmeden değerlendirilmelidir.
Unutkanlık yakınmasının yanına bitkinlik, üşüme, kilo değişikliği, saç dökülmesi ve ciltte solukluk eklendiğinde neden yalnızca hormonal geçişte aranmaz. Zihinsel yavaşlama, tiroid işleyişindeki bir gerilemenin ya da kansızlığın da bilinen bir yansımasıdır; bu nedenle tiroid hormonları ve tam kan sayımı istenir. Bunlardan bağımsız olarak yakınmanın aylardır sürüyor olması, iş ya da ev düzenini aksatması ve kişide belirgin bir kaygı yaratması, tek başına bir görüşme için yeterli gerekçe oluşturur.
