Normal doğumun son evresinde, bebeğin ilerleyişinin yavaşladığı ya da doğumun kısa sürede tamamlanmasının gerektiği durumlarda yardımcı bir araç kullanılabilir. Bu araçlardan biri, bebeğin başına yerleştirilen ve emiş gücüyle tutunan vakum başlığıdır. İşlem, sezaryene geçmeden doğumun vajinal yolla tamamlanmasına olanak tanıyabilir. Aşağıda vakum uygulamasının nasıl gerçekleştirildiği, hangi tablolarda gündeme geldiği, uygulanabilmesi için aranan koşullar ve olası sonuçları genel hatlarıyla ele alınmıştır.
Vakumla Doğum Nasıl Yapılır?
Vakum uygulaması, doğumun ikinci evresinde yani rahim ağzının tam açıldığı ve ıkınma döneminin başladığı aşamada yapılır. Kullanılan araç, yumuşak ya da sert malzemeden üretilmiş kâse biçiminde bir başlık ile buna bağlı bir emiş düzeneğinden oluşur. Başlık, bebeğin başının üzerinde belirlenen noktaya yerleştirilir.
Yerleştirmenin ardından düzenek kademeli olarak çalıştırılır ve başlık ile baş derisi arasında emiş oluşur. Bu emiş, başlığın kaymadan tutunmasını sağlar. Uygulanan basınç belirli sınırlar içinde tutulur ve gereğinden fazla artırılmaz. Başlığın konumu, çekme başlamadan önce elle kontrol edilir; araya doku sıkışmadığından emin olunur.
Çekme işlemi rastgele değil, kasılmalarla eşzamanlı yapılır. Bir kasılma başladığında ve anne ıkınırken, hekim doğum kanalının yönünü izleyerek nazik bir çekiş uygular. Kasılma bittiğinde çekme durdurulur ve bir sonraki kasılma beklenir. Böylece bebeğin ilerlemesi doğal ritme uyum içinde desteklenmiş olur.
Uygulamanın belirli sınırları vardır. Genellikle üç çekişten sonra ilerleme sağlanmamışsa ya da başlık iki kez yerinden çıkmışsa işleme devam edilmez. Toplam uygulama süresi de sınırlı tutulur. Bu kurallar, hem bebeğe hem anneye binen yükü sınırlamak amacıyla belirlenmiştir.
Hangi Durumlarda Vakum Yardımı Gerekir?
Vakum kararını gerektiren durumların başında bebeğin durumuna ilişkin kaygı gelir. Doğum boyunca izlenen kalp atış kaydında bozulma görülmesi, bebeğin oksijenlenmesinde sorun olabileceğini düşündürür. Böyle bir tabloda doğumun kısa sürede tamamlanması önem kazanır ve yardımcı araç gündeme gelir.
İkinci sık neden, ıkınma evresinin uzamasıdır. Rahim ağzı tam açıldıktan sonra bebeğin ilerlemesi beklenen sürede gerçekleşmiyorsa değerlendirme yapılır. Bu sürenin sınırı ilk doğum olup olmamasına ve epidural anestezi uygulanıp uygulanmadığına göre değişir. İlerlemenin durakladığı ve kendiliğinden tamamlanmasının beklenmediği durumlarda vakum düşünülebilir.
Üçüncü grup, annenin ıkınma gücünün yetersiz kaldığı durumlardır. Uzun süren doğum eylemi sonrası gelişen yorgunluk, epidural anestezinin ıkınma duygusunu azaltması ya da annede ıkınmanın sakıncalı olabileceği bir kalp veya akciğer hastalığının bulunması bu kapsamda değerlendirilir.
Bu tabloların hiçbirinde vakum zorunlu bir seçenek değildir. Her durumda sezaryen de bir seçenek olarak masadadır. Hangi yolun izleneceği, bebeğin doğum kanalındaki konumu, annenin durumu ve doğumun ilerleyiş hızı birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Vakum Uygulanabilmesi İçin Hangi Koşullar Aranır?
İşlemin güvenle uygulanabilmesi için belirli koşulların hepsinin bir arada bulunması aranır. Bunların ilki, rahim ağzının tam olarak açılmış olmasıdır. Açıklık tamamlanmadan yapılan bir uygulama, hem anne dokularında hem bebekte hasar riskini artırır.
İkinci koşul, bebeğin başının doğum kanalında yeterince ilerlemiş olmasıdır. Baş, leğen kemiğinin belirli bir düzeyinin altına inmiş olmalıdır. Yüksekte duran bir başa vakum uygulanması uygun bulunmaz. Bebeğin baş gelişinde olması da gereklidir; makat gelişinde bu yöntem kullanılmaz.
Üçüncü grup koşullar teknik nitelik taşır. Amniyon zarının açılmış olması, mesanenin boşaltılmış olması ve bebeğin başının doğum kanalındaki yönünün belirlenebilmesi gerekir. Ayrıca bebeğin boyutu ile leğen kemiğinin ölçüleri arasında belirgin bir uyumsuzluk düşünülmemelidir.
Bunlara ek olarak gebelik haftasının uygun olması aranır. Erken haftalarda bebeğin kafatası kemikleri daha yumuşak olduğundan bu yöntem tercih edilmez. İşlemin başarısız olma olasılığı düşünülerek sezaryen için hazırlığın yapılabildiği bir ortamda uygulanması da temel koşullardandır.
İşlem Sırasında Anne Ne Hisseder?
Uygulama sırasındaki his, doğumda kullanılan ağrı yönetimi yöntemine göre değişir. Epidural anestezi uygulanmış doğumlarda bölgedeki duyu belirgin biçimde azalmıştır. Bu durumda başlığın yerleştirilmesi genellikle ayrı bir işlem olarak fark edilmez; çekme sırasında bir basınç ya da hareket duygusu tarif edilebilir.
Epidural uygulanmamış doğumlarda ise duyarlılık daha yüksektir. Başlığın yerleştirilmesi sırasında bölgede baskı ve dolgunluk hissedilebilir. Bu aşamada gerekirse bölgeye lokal anestezik uygulanması gündeme gelebilir. Çekme sırasında hissedilen, keskin bir ağrıdan çok güçlü bir gerilme ve itilme duygusudur.
Anne adayının işlem sırasındaki katkısı önem taşır. Çekme yalnızca kasılmalarla birlikte yapıldığından, ıkınmanın doğru zamanda ve etkili biçimde sürdürülmesi ilerlemeye katkı sağlar. Ekibin verdiği yönergelerin izlenmesi süreci kolaylaştırır. Bu nedenle işlem öncesinde ne yapılacağının kısaca anlatılması yaygın bir uygulamadır.
İşlemin ardından bölgede zonklama tarzında bir rahatsızlık kalabilir. Perine bölgesinde ödem ve hassasiyet görülmesi olağandır. Bu şikâyetler genellikle birkaç gün içinde azalır. Ağrı yönetimi için hangi seçeneğin uygun olduğu, emzirme durumu da göz önüne alınarak hekim tarafından belirlenir.
Bebeğin Başında İz Kalır mı?
Vakum uygulanan bebeklerin başında, başlığın oturduğu bölgede yuvarlak biçimli bir şişlik görülmesi beklenen bir bulgudur. Bu şişlik, emiş nedeniyle deri altında biriken sıvıdan kaynaklanır ve tıp dilinde ayrı bir adla anılır. Doğumdan hemen sonra belirgindir ve aileleri sıklıkla kaygılandırır.
Bu tür bir şişliğin büyük bölümü kendiliğinden geriler. Genellikle ilk yirmi dört ile kırk sekiz saat içinde belirgin biçimde azalır, birkaç gün içinde tamamen kaybolur. Kalıcı bir iz bırakması beklenmez. Şişliğin üzerindeki deride hafif kızarıklık ya da yüzeysel bir sıyrık bulunabilir; bunlar da kısa sürede iyileşir.
Bazı bebeklerde deri altında toplanan kan nedeniyle daha yumuşak kıvamlı ve sınırları farklı bir şişlik gelişebilir. Bu tür bir birikim daha yavaş gerilediğinden birkaç hafta sürebilir. Bu süreçte sarılık gelişme olasılığı bir miktar artabildiğinden bebek yenidoğan ekibi tarafından izlenir.
Nadir görülen ve daha yakın izlem gerektiren bir durum, kanamanın daha geniş bir alana yayılmasıdır. Bu tabloda bebeğin başında yaygın ve büyüyen bir şişlik, ciltte solukluk ve genel durumda bozulma görülebilir. Bu nedenle vakum uygulanan bebekler doğumdan sonraki ilk saatlerde yakından değerlendirilir.
Vakumun Olası Riskleri Nelerdir?
Her girişimsel yöntemde olduğu gibi bu uygulamanın da olası olumsuz sonuçları vardır ve bunların dengeli biçimde bilinmesi gerekir. Anne açısından öne çıkan risk, doğum kanalı dokularında gelişebilecek yırtıklardır. Perine bölgesindeki derin yırtık olasılığı, yardımcı araç kullanılmayan doğumlara göre bir miktar yüksektir.
Buna bağlı olarak kanama miktarı artabilir ve onarım işlemi daha kapsamlı olabilir. Bazı kadınlarda doğum sonrası dönemde idrar tutma güçlüğü, bölgede uzun süren ağrı ya da cinsel ilişkide rahatsızlık gibi şikâyetler bildirilir. Bu şikâyetlerin çoğu zamanla azalır; sürenler için değerlendirme yapılır.
Bebek açısından en sık görülen bulgu, yukarıda anlatılan geçici şişlik ve yüzeysel deri sıyrıklarıdır. Daha seyrek olarak deri altı kanama, sarılığın belirginleşmesi ve kafatası kemiklerinde çatlak bildirilmiştir. Bunlar sık karşılaşılan durumlar değildir ancak izlem gerektirir.
Bu risklerin, işlemin yapılmaması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Uygulama kurallarına uyulması, koşulların eksiksiz sağlanması ve çekme sayısının sınırlı tutulması olumsuz sonuç olasılığını azaltan başlıca etkenlerdir.
Vakum Başarısız Olursa Ne Yapılır?
Belirlenen sayıda çekişe rağmen bebeğin ilerlememesi ya da başlığın yerinden çıkması durumunda işleme devam edilmez. Bu tablo başarısızlık olarak adlandırılır ve doğumun farklı bir yolla tamamlanmasını gerektirir. Israrla sürdürmek, hem anne hem bebek açısından yükü artırır.
Bu noktada en sık başvurulan yol sezaryendir. Karar verildiğinde hazırlıklar hızla tamamlanır. Bu nedenle vakum uygulamasının sezaryen olanağının bulunduğu bir ortamda yapılması temel bir koşuldur. Anestezi ekibinin hazır bulunması da bu hazırlığın parçasıdır.
Bazı durumlarda ise forseps adı verilen farklı bir aracın kullanılması gündeme gelebilir. Ancak iki yardımcı yöntemin arka arkaya denenmesi, doku hasarı olasılığını artırdığından yaygın bir tercih değildir. Bu seçim, bebeğin konumu ve doğumun o andaki tablosu değerlendirilerek yapılır.
İşlem sonrasında hem anne hem bebek yakından izlenir. Anne açısından kanama miktarı ve doğum kanalı dokularının durumu değerlendirilir. Bebek yenidoğan ekibi tarafından muayene edilir ve gerekiyorsa ek inceleme planlanır. Ailenin bilgilendirilmesi bu sürecin bir parçasıdır.
Hangi Durumlarda Hekime Başvurulmalı?
Vakumla doğum sonrası taburculuk genellikle olağan sürede gerçekleşir. Bununla birlikte evde geçen dönemde bazı bulguların değerlendirilmesi gerekir. Anne açısından kanamanın azalmak yerine artması, pıhtı gelmesi ya da kötü kokulu akıntı gelişmesi başvuru gerektiren durumlardır.
Ateş yüksekliği, titreme, perine bölgesinde giderek artan ağrı, şişlik ya da dikiş hattının açılması da bildirilmesi gereken bulgular arasındadır. İdrar yapmakta güçlük, idrar kaçırma ya da dışkı tutamama şikâyetleri ortaya çıktığında gecikmeden değerlendirme önerilir.
Bebek açısından başta beklenen şişliğin küçülmek yerine büyümesi, ciltte belirgin sararma, emmede isteksizlik, aşırı uyku hali ya da olağandışı huzursuzluk dikkate alınmalıdır. Kusma, ateş ve solunumda değişiklik de değerlendirme gerektiren bulgulardır.
Uzun dönemde ise doğum sonrası altıncı hafta kontrolünde bölgedeki iyileşme gözden geçirilir. Süren ağrı, cinsel ilişkide rahatsızlık ya da idrar kaçırma gibi şikâyetlerin bu kontrolde paylaşılması, uygun değerlendirmenin yapılabilmesi açısından önem taşır.
