Yumurtalık kanseri, jinekolojik kanserler içinde belirtileri en geç fark edilen gruplardan biridir. Bu nedenle risk taşıyan kişilerin belirlenmesi ve takibin buna göre planlanması ayrı bir önem taşır. Aşağıda hangi durumların riski etkilediği, ailesel yatkınlığın payı ve riskli kişilerde izlemin nasıl yürütüldüğü genel hatlarıyla açıklanmıştır.
Yaş ve Menopoz Dönemi Riski Nasıl Etkiler?
Bu tablo çoğunlukla menopoz sonrası dönemde görülür. Elli yaşından sonra sıklık belirgin biçimde artar ve altmışlı yaşlarda en yüksek düzeyine ulaşır; bu nedenle yaş, değerlendirmede ilk sırada ele alınan etkenlerdendir.
Daha genç yaşlarda da görülebilir. Ancak bu yaş grubunda ortaya çıkan biçimler çoğunlukla farklı bir yapıya sahiptir ve seyirleri de değişiklik gösterir; ailesel yatkınlığın payı bu grupta daha belirgindir.
Yumurtlama sayısının toplam olarak fazla olması, riski etkileyen başlıklar arasında sayılır. Adetin erken yaşta başlaması ve menopozun geç yaşa kaymış olması, yaşam boyu yumurtlama sayısını artıran durumlar olarak değerlendirilir.
Menopozdan sonra uzun süreli hormon kullanımının riski bir miktar etkileyebileceği bildirilmiştir. Bu etki sınırlıdır ve kullanımın süresine göre değişir; karar, yarar ve olası etkilerin birlikte konuşulmasıyla verilir.
Yaşın bir etken olarak sayılması, ileri yaştaki her kadının kaygılanmasını gerektirmez. Bu tablo genel toplumda seyrek görülür; yaş yalnızca değerlendirmede göz önünde bulundurulan başlıklardan biridir. Belirtilerin dikkate alınması ve kontrollerin sürdürülmesi, bu yaş grubunda daha da anlamlı hale gelir.
Ailesel Yatkınlığın Payı Nedir?
Bu tabloların büyük çoğunluğu ailesel bir zemin olmaksızın ortaya çıkar. Yine de yakın akrabalarda benzer bir öykünün bulunması riski artıran en belirgin etkenlerden biridir ve değerlendirmede ayrıntılı biçimde sorgulanır.
Anne, kız kardeş ya da kız çocuk gibi birinci derece yakınlarda görülen bir öykü, daha uzak akrabalardaki öyküye göre çok daha anlamlıdır. Etkilenen yakın sayısının artması ve tanı yaşının genç olması bu anlamı güçlendirir.
Ailede meme kanseri öyküsünün bulunması da dikkate alınır. Bu iki tablo ortak genetik zeminler paylaşabildiği için değerlendirmede birlikte ele alınır; bağırsak ve rahim kanseri öyküleri de sorgulanan başlıklar arasındadır.
Aile öyküsünün alınmasında baba tarafı da kapsanır. Genetik yatkınlık her iki taraftan da aktarılabildiği için yalnızca anne tarafına bakmak eksik bir değerlendirme doğurur; iki kuşak geriye kadar sorgulama yapılır.
Aile öyküsünün ayrıntısıyla kaydedilmesi önerilir. Etkilenen yakınların kaç yaşında tanı aldığı, hangi organı ilgilendirdiği ve varsa aynı kişide birden fazla tablo bulunup bulunmadığı bilgi değeri taşır. Bu ayrıntılar aile bireylerinden öğrenilerek yazılı hale getirilebilir; muayenede akla gelmeyen bilgiler böylece eksiksiz aktarılır.
BRCA Gen Değişiklikleri Riski Artırır mı?
Artırır. Bu genlerde saptanan bazı değişiklikler, yaşam boyu risk düzeyini belirgin biçimde yükseltir. Söz konusu genler normalde hücre onarımında görev alır; işlevlerinin bozulması hücre değişikliklerinin birikmesine zemin hazırlar.
Bu değişiklikler ailede aktarılabilir. Taşıyıcı bir kişinin çocuklarına aktarma olasılığı bulunur; bu nedenle saptandığında diğer aile bireylerinin de değerlendirilmesi gündeme gelir ve bu süreç danışmanlıkla yürütülür.
Değişikliğin bulunması hastalık gelişeceği anlamına gelmez. Taşıyıcı kişilerin bir bölümünde yaşam boyunca hiçbir sorun ortaya çıkmaz; sonuç yalnızca riskin ne düzeyde olduğunu gösterir ve takibin planlanmasına yön verir.
Test, herkese değil belirli ölçütleri taşıyan kişilere önerilir. Ailede genç yaşta tanı almış birey bulunması, birden fazla yakının etkilenmiş olması ya da aynı kişide birden fazla tablo görülmesi bu ölçütler arasında yer alır.
Test sonucunun her zaman iki uçlu çıkmadığı da bilinmelidir. Bazı incelemelerde anlamı henüz netleşmemiş değişiklikler bildirilebilir; bu sonuçlar risk taşıdığı biçiminde okunmaz ve zaman içinde yeniden değerlendirilir. Sonucun ne anlama geldiği, danışmanlık görüşmesinde ayrıntılı biçimde açıklanır.
Doğum ve Emzirme Öyküsü Etkili midir?
Doğum yapmış olmak, riski azaltan durumlar arasında bildirilir. Gebelik döneminde yumurtlama durduğu için toplam yumurtlama sayısı azalır; bu azalmanın koruyucu bir etki sağladığı düşünülmektedir.
Doğum sayısının artması bu etkiyi belirginleştirir. İlk doğumun genç yaşta gerçekleşmiş olması da aynı yönde değerlendirilen bir bilgidir; bu ilişki uzun süreli izlem çalışmalarında bildirilmiştir.
Emzirme dönemi de yumurtlamanın baskılandığı bir evredir. Uzun süreli emzirmenin riski bir miktar azaltabileceği bildirilmiştir; bu etkinin süreyle birlikte arttığı yönünde veriler bulunmaktadır.
Hormon içeren doğum kontrol yöntemlerinin uzun süreli kullanımı da yumurtlamayı baskılayarak benzer bir etki gösterir. Bu koruyucu etkinin kullanım kesildikten sonra da bir süre devam ettiği bildirilmektedir.
Bu bilgiler, doğum ya da korunma kararlarının riske göre alınmasını gerektirmez. Söz konusu tercihler kişinin yaşam planına göre belirlenir; risk üzerindeki etkileri değerlendirmede yalnızca tabloyu bütünleyen veriler olarak ele alınır. Doğum yapmamış olmak da tek başına bir risk göstergesi biçiminde okunmaz.
Endometriozis ile İlişkisi Var mıdır?
Endometriozis, rahim iç tabakasına benzer dokunun rahim dışında yerleşmesiyle giden bir tablodur. Bu doku yumurtalıklara yerleştiğinde çikolata kisti olarak bilinen oluşumlar gelişir ve bu durum yıllarca sürebilir.
Uzun süreli endometriozis öyküsü bulunan kişilerde bazı yumurtalık kanseri türlerinin görülme sıklığının bir miktar arttığı bildirilmiştir. Bu ilişki belirli alt türlerle sınırlıdır ve genel risk üzerindeki etkisi sınırlıdır.
Bu bilgi, endometriozisi olan kişilerin kaygılanmasını gerektirmez. Bu tabloyla yaşayan kişilerin büyük çoğunluğunda böyle bir gelişme olmaz; bulgu yalnızca takibin düzenli sürdürülmesi gerektiğini gösteren bir veridir.
Takipte kistin boyutu, görünümü ve zaman içindeki değişimi izlenir. Görünümünde değişiklik saptanan ya da hızla büyüyen oluşumlar ayrıntılı biçimde değerlendirilir; bu izlem düzenli aralıklarla sürdürülür.
Endometriozis nedeniyle yapılan cerrahi girişimlerin de izleme etkisi bulunur. Çıkarılan dokuların incelenmesi, tablonun niteliği hakkında bilgi verir ve sonraki takibin sıklığını belirler. Bu nedenle geçirilmiş ameliyatlara ait patoloji raporlarının saklanması önerilir.
Riskli Kişilerde Hangi Takip Yapılır?
Toplumun geneline yönelik etkili bir tarama yöntemi bulunmamaktadır. Bu nedenle takip, riski yüksek olduğu belirlenen kişilere yönelik olarak planlanır ve içeriği kişinin risk düzeyine göre belirlenir.
Riskli grupta jinekolojik muayene ve vajinal ultrason belirli aralıklarla yinelenebilir. Bu incelemelerde yumurtalıkların boyutu, yapısı ve varsa oluşumların görünümü değerlendirilir; değişiklikler zaman içinde karşılaştırılır.
Kan tetkiki olarak CA-125 ölçümü gündeme gelebilir. Bu belirtecin pek çok iyi huylu durumda da yükselebildiği bilinir; bu nedenle tek başına kullanılmaz ve görüntüleme bulgularıyla birlikte değerlendirilir.
Genetik değişiklik saptanan kişilerde koruyucu cerrahi seçenekler de konuşulabilir. Bu karar, kişinin yaşı, gebelik planı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak ayrıntılı bir görüşmenin ardından verilir.
Takibin düzenli sürdürülmesi, tek tek yapılan incelemelerden daha bilgi vericidir. Yumurtalıkların görünümünde zaman içinde ortaya çıkan değişim, tek bir görüntüden çok daha anlamlı bir veridir. Bu nedenle inceleme tarihlerinin ve raporların bir arada saklanması istenir.
Hangi Şikâyetler Değerlendirme Gerektirir?
Karında sürekli devam eden şişkinlik hissi dikkat çeken bulguların başında gelir. Bu şikâyet birkaç haftadır sürüyor, giderek belirginleşiyor ve bilinen bir nedene bağlanamıyorsa değerlendirilmesi uygun olur.
Az yemekle doyma hissi, iştahta azalma ve karın bölgesinde belli belirsiz bir dolgunluk da bildirilen şikâyetler arasındadır. Bu bulgular çoğunlukla sindirim sorunlarına bağlanır; sürekliliğe kazandıklarında incelenmelidir.
Kasık ya da bel bölgesinde süregen bir rahatsızlık, sık idrara çıkma ve bağırsak alışkanlığında açıklanamayan değişiklik de değerlendirme gerektiren bulgulardır. Bu şikâyetlerin bir arada bulunması dikkati artırır.
Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kanama ve açıklanamayan kilo kaybı beklenmeden değerlendirilmelidir. Karın çevresinde hızlı bir büyüme fark edilmesi de gecikmeden inceleme gerektiren durumlar arasındadır.
Bu şikâyetlerin büyük bölümü çok daha sık görülen ve tedavi edilebilir nedenlere bağlıdır. Sindirim sistemine ait tablolar, bağırsak alışkanlığındaki geçici değişiklikler ve iyi huylu yumurtalık oluşumları bu nedenler arasındadır. Değerlendirmenin amacı kaygı yaratmak değil, ayrımın gecikmeden yapılmasını sağlamaktır.
